alimuratg@yahoo.com
İçinde bulunduğumuz yılın mart ayı, sinema tarihinde bildiğim ya da bilemediğim diğer pek çok yıldönümüyle birlikte, en azından sayfamız ve benim için son derece anlamlı olan bir başka yıldönümüne daha işaret ediyor. O da şehid yönetmen Mustafa Akkad'ın artık tartışmasız bir biçimde “kült filmler” mertebesine erişmiş durumdaki unutulmaz başyapıtı “Çağrı”nın (Mohammad: Messenger of God / The Message) Batı ülkelerinde bundan ilk kez 35 yıl önce, 1977 yılının Mart ayında gösterime girmiş oluşu…
Daha çekimine niyet edildiği ilk günden başlayarak, kopyalarının sinema salonlarına dağıtılmasına kadar istisnasız her aşamasında bin türlü itilip kakılma, aşağılanma ve reddedilmeyle karşılanan, şehid Libya lideri Muammer Kaddafi'nin son andaki sahip çıkması da olmasa asla gerçekleştirilemeyecek olan bir boynu bükük filmdir “Çağrı”…
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=29484&y=AliMuratGuven
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=30814&y=AliMuratGuven
Bu defa, köşemizde “güncel sinema”dan bir kez daha uzaklaşır gibi yaparak, fakat aslında “müslümanca sanat ve sinema” tartışmalarında her daim güncelliğini muhafaza eden “Çağrı”nın (tıpkı kendisi gibi başlıbaşına bir destan olan) sancılı yapım hikâyesinin bir başka ilginç sayfasına götüreceğim sizleri…
1974'de başlayıp 1977'de noktalanan, çekim ve işletme süreci de -tıpkı anlattığı “son din”in doğuşu ve yayılışı gibi- akıl almaz bir düşmanlıklar silsilesine sahne olmuş bu projenin kamera önündeki usta oyuncuları, yanı sıra yine kamera arkasındaki o muhteşem teknik ekibi acaba şimdi neredeler? Bu filmin sonrasında kime ne oldu?
Üzerinde nicedir çalıştığım bir Mustafa Akkad belgeseli için derlemekte olduğum bu bilgilerin geniş bir özetini sizlerle de paylaşmak istedim.
* * *
Mustafa Akkad, 9 Kasım 2005 günü, kızı Rima Monla Akkad ile birlikte bir yakınlarının düğününe katılmak üzere gittikleri Ürdün'ün başkenti Amman'da, El Kaide militanlarının (baba-kızın birkaç gün kalmak üzere tam da o sırada giriş kayıtlarını yaptırdıkları) Hyatt oteline yönelik bombalı saldırısı sonucu 75 yaşında şehid oldu. Saldırıda sanatçının kızı da babasıyla birlikte hayatını kaybetti. El Kaide yönetimi, olaydan kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada "eylem planında Akkad ve kızını öldürmek gibi bir hedefleri olmadığını" belirterek yönetmenin ailesinden özür diledi.
('ın kızı için kurulmuş internet sitesinin açılış sayfasındaki şu İngilizce ifadelere bakınız: )
* * *
Akkad, sıkı dostu Craig ile uzunca bir süredir işbirliği yapıyordu ve henüz “Çağrı”yı çekerken bir sonraki filmi “Çöl Arslanı: Ömer Muhtar” (Lion of the Desert) için de ona genel çerçevede bir senaryo yazdırmıştı. “Ömer Muhtar”, İrlandalı senaristin ölümünden iki yıl sonra, onun kaleme almış olduğu bu taslak metine dayanılarak çekilecek ve adı da aynı filmin jeneriğinde senaryo ekibi içinde yer alacaktı.
Craig'in, daha pek çok film için yazdığı senaryolarının yanısıra, İslâm dininin ilk müezzini Hz. Bilâl'in hayat hikâyesini anlattığı, Türkçe'ye de çevrilmiş olan "Ben Bilâl" adlı bir kitabı bulunmaktadır.
* * *
Mustafa Akkad ile onun yönettiği her üç filmde de (“Çağrı / İngilizce Versiyon”, “Çağrı / Arapça Versiyon”, “Çöl Arslanı: Ömer Muhtar) çalıştı. Özellikle, “Çağrı”nın aynı gün içinde, aynı setlerde, aynı kamera ve ışık düzeni içinde çok kısa aralıklarla önce (Batılı oyuncularla) İngilizce versiyonunu, hemen ardından da (Arap oyuncularla) Arapça versiyonuna ait planları çekerek, sinema tarihinin en sıra dışı teknik deneylerinden birini gerçekleştirdi.
Çekimleri bittikten sonra “Çağrı”yı uzun meslek hayatının en zorlu, aynı zamanda da en zevkli tecrübelerinden biri olarak tanımlamıştı.
* * *
1962'de “Arabistanlı Lawrence” (Lawrence of Arabia), 1966'da “Doktor Jivago” (Doctor Zhivago), 1985'de “Hindistan'a Bir Geçit” (A Passage to India) ile 3 kez Oscar kazandı. Biri 1978 yılı töreninde “Çağrı” ile olmak üzere, 6 kez de aynı ödüle aday gösterildi. Ki bu da tutucu Akademi'nin o yılki en sıra dışı filmlerden biri olan “Çağrı” için uygun gördüğü yegâne Oscar adaylığı kategorisiydi.
* * *
Halen hayatta ve sinema-TV sektöründe seyrek de olsa çalışmayı sürdürüyor. Kariyeri boyunca 50'ye yakın sinema ve TV filmini kurguladı. Bunlardan 1982 tarihli “Gandhi” ile Oscar kazandı; yanı sıra iki kez daha başka filmleriyle Oscar'a aday gösterildi.
* * *
Rivayetlerin aksine, Quinn hiçbir zaman Müslümanlığı kabul etmedi. Fakat, kendisiyle geçmişte yapılan söyleşilerde, bu filmleri çektikten sonra hem Kur'an-ı Kerim hakkında çok daha derinlemesine bilgi sahibi olduğunu, hem de İslâm dünyasından sayısız dost kazanmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu belirtmiştir.
86 yıllık ömründe 170'e yakın sinema ve televizyon filminde rol aldıktan sonra, 2001'de ABD'nin Boston kentinde hayata gözlerini yumdu. Akkad ile yaptığı iki önemli işbirliğine 1990'ların ortalarında yazdığı “Tek Kişilik Tango” adlı biyografik kitabında geniş biçimde yer vermiştir.
* * *
“Çağrı”nın Arap oyuncularla çekilen Arapça versiyonunda "Hz. Hamza"'yı canlandıran Mısırlı aktör. Sanatçılarla dolu bir aileden geliyordu, üniversitede oyunculuk eğitimi almıştı ve Mısır sinemasının aktörlük alanındaki en büyük gurur kaynaklarından biriydi. Parlak kariyeri boyunca pek çok sinema filmi ve tiyatro oyununda rol aldıktan sonra, 1993 yılında, 63 yaşında kanserden hayatını kaybetti.
Kimi eleştirmenlere göre, “Çağrı”nın Arapça versiyonu “El-Risâle”de Hz. Hamza'yı Anthony Quinn'den çok daha üstün bir başarıyla canlandırmıştır.
* * *
Tıpkı Mustafa Akkad gibi Suriye asıllı olan Amerikalı sinema-TV oyuncusu. Aynı zamanda da parlak, davudî sesiyle Hollywood'un en popüler seslendirme sanatçılarından biri. ABD'ye ailesiyle birlikte henüz iki yaşında göç etmişti, mesleğinin olgunluk döneminde de hemşehrisi Akkad ile “Çağrı”da duygusal bir işbirliği yaparak “Hz. Ebu Sûfyan”ı (Hz. Hind'in eşi ve Hz. Muaviye'nin babası) canlandıracaktı.
Halen hayatta, fakat artık çok yaşlandığı için 2000'lerin başlarından bu yana sinema-TV sektöründen elini eteğini çekmiş durumda. Hiç bilinmeyen yönlerinden biri de 1969 yılında Türkiye'ye gelerek, kadrosunda Fikret Hakan'ın da yer aldığı “Hedef: Harry” (Target: Harry) adlı bir casusluk-serüven filminde rol almış olmasıdır. Ansara, yarısına yakın bir bölümü İstanbul'da çekilen bu filmin pek çok sahnesinde kentin tarihî ve turistik mekânlarında boy gösteriyordu.
* * *
2006 yılında, Los Angeles-California'da akciğer kanserinden 72 yaşında hayata gözlerini yumdu.
* * *
O da filmin halen hayattaki diğer oyuncuları gibi çok yaşlandığı için, 2003'deki Portekiz yapımı son çalışması “Konuşan Bir Fotoğraf”tan (A Talking Picture / Um Filme Falado) bu yana setlerden uzakta, ülkesi Yunanistan''da münzevî bir hayat yaşıyor.
* * *
Halen hayatta ve gerçek mesleğini sürdürüyor. İnsanlar kendisini tanımasın diye de saçlarını yıllardır iyice uzatmış bir durumda!
* * *
Amerikalı aktör ve seslendirme sanatçısı. Halen hayatta ve New York'ta yaşıyor. Eskisi kadar sıklıkla olmasa bile, ara ara çizgi film dublajlarında önemli karakterlere sesini veriyor ve popüler dizilerde konuk oyuncu olarak rol alıyor.
* * *
* * *
Morell de tıpkı meslektaşı Benson gibi, döneminin en gözde İngiliz aktörlerinden biriydi. “Kwai Köprüsü”, “Ben-Hur”, “Barry Lyndon” gibi üstün yapımlardaki performanslarının dışında, İngiliz stili gotik korku-gerilim filmlerinin de aranılan yüzlerinden biri olarak tanındı. Sanatçı, Peygamberimizin (özünde çok güzel kalpli ve yardımsever bir insan olmasına karşılık açık seçik bir dille getirip imân etme noktasında son dakikaya kadar tereddüt sergileyen, bundan dolayı da imânlı mı yoksa imânsız mı vefât ettiği sorunsalı İslâm tarihçilerini günümüze kadar uğraştırıp duran) sevgili amcası Ebû Tâlib'i beyazperdede canlandırdıktan kısa bir süre sonra, doğum yeri Londra'da 69 yaşında hayata gözlerini yumdu.
* * *
* * *
* * *
Yaklaşık bir hafta boyunca uğraşıp, bir yığın sinemasal kaynakta sabırla gezinerek sizler için bütün bu derlemeyi yapan bendenize gelince…
Henüz 18 yaşındayken Halep'ten sonu belirsiz bir yolculuğa çıkarak ABD'ye göç eden ve o uzak diyarda ancak birkaç ömre sığabilecek türde bir kahramanlık destanı yazan bu yalnız adamın, “Müslümanlar, diğer her türlü konuda olduğu gibi sinemada da derme çatma, uyduruk kaydırık işlere değil, paranın satın alabildiği en yüksek kalite standartlarına lâyıktır” temel düsturuyla çektiği üç filmde de döneminin en iyi teknik elemanlarına, en pahalı oyuncularına görev vermesinin ardındaki o müthiş vizyonu, kendisine başarı için ölçü yaptığı yüksek beğeni çıtasını biraz daha yakından görebilmeniz adına…
Eğer ki olsaydı, Türkiye'de büyük bir politik, ekonomik ve toplumsal dönüşümün başladığı 2002 yılından bu yana gelip geçen 10 yıllık dönemde de ortaya “müslümanca bir sinema” anlayışı çerçevesinde en az 15-20 tane başyapıt konulabilirdi. Ancak, aramızdan bazıları cukkalarını gözükara bir hırsla doldururken, bu alandaki liderlik trenini ise göstere göstere kaçırdık.
Onun için, birileri çıkıp da komedi filmlerinden kazandığı 15-20 milyon dolar sermayeyi “İstanbul'un Fethi” gibi deli işi projelere yatıran Fatih Aksoy'ları ya da birbirinden riskli ipoteklerle, banka kredileriyle çektiği “New York'ta Beş Minare” gibi filmlerde “İslâm şiddetin değil, barışın dinidir” mesajını verebilmek için kendince çırpınan Mahsun Kırmızıgül'leri gayet düşük seviyeli bir üslûp ve karşılığı olmayan bir kibirle aşağılamaya kalkıştığında, benim de burada sinirden tüylerim diken diken oluyor. Şöyle haykırmak istiyorum -özü “kent soylu” anlamındaki “burjuvazi” nitelemesinin üstlerine fazlasıyla bol geldiği- o “köylü kodamanlar” kitlesine:
Akkad'ın mücadelesine bu acı gerçeğin ışında bakıldığında, son 35 yıldır yeryüzündeki bütün halklara İslâm dininin mesajını aralıksız yaymakta olan “Çağrı” filmi, günümüzde hem İslâm dünyasının sinema alanındaki en büyük gururunu, hem de aynı zamanda en büyük utancını temsil etmektedir.