“Ehl-i kalemin satıra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için…”

Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kardeşi Mahmud Bedrettin Yazır tarafından 40 yılı aşkın bir birikimin hülasası olarak kaleme alınan eser Prof. Dr. Faruk Taşkale ve Dr. Hüseyin Gündüz’ün çalışmalarıyla yeniden okurla buluştu.

Kalem Güzeli / Mahmud Bedreddin Yazır /Hz. Faruk Taşkale-Hüseyin Gündüz

Hak Dini Kur’an Dilinde Elmalılı Hamdi Yazır, Kalem suresinin 1. âyetini “Nûn ve kalem ve ehl-i kalemin satıra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için –Ya Muhammed!” şeklinde tercüme etmiştir. Kalem Güzeli işte ehl-i kalemin satıra dizdikleri ve dizeceklerini farklı bir nazarla yorumlamış ve kaleme almış bir eserdir.

İslâm sanatlarının zirvesini teşkil eden, medeniyetimizin zevk-i seliminin en zirve noktalarından birisi olan ve Hat sanatının şaheseri örneklerinin yer aldığı Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1972-1989 yılları arasında 3 cilt olarak neşredilen Kalem Güzeli isimli eser, basımının üzerinden geçen yarım asırlık bir zaman sonra Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları arasından okurla buluştu.

Bir sanat dalının mefhumunu, manasını ve maksadını ortaya koymak onu icra etmekten daha zor bir hadise olarak görülmüştür. İslam’ın Medeniyet havzası içerisinde farklı kanallardan olgunlaşarak gelen pek çok sanat dalı için aynı şeyi söyleyebiliriz: İcracı çok ama icra edilen sanatın manasını yazabilen az.

Yazdığı yazıyı hem göze, hem gönle hitap eder şekilde resmeden, bunun yanında pek çok güzelliği içinde barındıran İslam Medeniyeti dışında pek az medeniyet vardır diyebiliriz. Onun içindir ki İslam yazısının kendisini ifade etme sanatının adı olan Hat yazısını “cismâni âletlerle rûhâni hendese” olarak tanımlamışlardır. İlk basılışının üzerinden yarım asrı geçmiş Kalem Güzeli isimli eser Hat sanatının sadece bir yazı olmaktan öte felsefi ve irfanî nazarla değerlendirildiği bir çalışma özelliği taşıyor.

40 YILI AŞKIN BİR EMEK

Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kardeşi Mahmud Bedrettin Yazır tarafından 40 yılı aşkın bir birikimin hülasası olarak kaleme alınan eser, bugüne kadar 3 cilt halinde –ilk cildi 1972, ikinci cildi 1974, üçüncü cildi ise 1989 yılında- Prof. Dr. Uğur Derman Hocanın himmetleriyle Diyanet İşleri Başkanlığı arasından yayımlanmıştı. Bugün ise Prof. Dr. Faruk Taşkale ve Dr. Hüseyin Gündüz’ün çalışmaları ile eserle ilgili arşivlerde yer alan bilgiler güncellenerek 2 cilt olarak yine Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları arasından özenli bir baskı ile ve adına yaraşır şekilde tekrar yayınlanmış oldu.

YAZIYA ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Erken diyebileceğimiz bir yaşta 1 Aralık 1952 tarihinde ve 59 yaşında vefat eden Mahmud Bedrettin Yazır, hat sanatına aşina olan, bu alanda çalışan herkesin ismini yakından tanıyacağı bir sanatkâr. Kur’an ilimleri, felsefi ilimler, Hat sanatı ve daha pek çok alanda önemli iz bırakmış ağabeyi Elmalılı Hamdi Yazır gibi Elmalı’dan çıkıp İstanbul’a Nuruosmaniye medresesine ilim tahsiline gelmiş olan Mahmud Bedrettin Yazır, bu tarihlerde Râkım Bey, Hulûsî ve Ömer Vasfî Efendilerden daha sonra Meşîhat Mektubî kaleminde çalışırken Aziz Efendi’den hat dersleri almış ve yazı çeşitlerini öğrenmiş ve dokuz yıl Lisan, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Osmanlı Paleografyası dersi vermiş. İstanbul Fatih’teki İskenderpaşa Camii’nde, Ankara’daki Bahçelievler Camii’nde ve Denizciler Caddesi’ndeki bir mescitte ve bazı önemli koleksiyonlarda levhaları bulunan Mahmud Bedrettin Yazır’ın en önemli iki eseri 1940 senesinde “Eski Yazıları Okuma Anahtarı” ve “Siyâkat Alfabesi” adlı eserleri Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanmış, DİB yayınları tarafından yeniden neşredilen “Medeniyet Âleminde Yazı ve İslâm Medeniyetinde Kalem Güzeli” adlı eseri ise bir baş yapıt olarak tarihteki yerini almıştır. Sadece yazdığı kitaplarla değil, bir dönem yayınlanmaya başlanmış ama akim kalmış olan İslam Türk Ansiklopedisi’nde kaleme aldığı maddeler ve İslâm’ın Nuru dergisindeki yazıları ile de hat sanatı özelinde İslâm sanatına dair literatüre önemli katkılar sunan Mahmud Bedrettin Yazır, ağabeyi Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili tefsirini de nesih ve rik’a hattıyla kaleme almıştır.

FELSEFİ VE İRFANİ BAKIŞ

Üç bölüm halinde iki ciltte neşredilen eserin, 1972 yılında Uğur Derman tarafından yazılan takrizinde Kemal Edip Kürkçüoğlu merhumun da ifade ettiği üzere “bizde hat sanatına sofiyâne bir neş’e ve felsefî bir nazar ile bakmasına bilen yegâne insan olan” Yazır, kitabından birinci kısımda yazının felsefesinden, yazının kaynağı ve çeşitlerinden, yazının güzel sanatlar arasındaki yerinden, hattatlığa ve hattata ilişkin birtakım şartlardan bahsederken, ikinci kısımda yazı araç ve gereçlerini, teknik tâbirleri, harflere ve kalem hareketlerine ait kelimeleri, harf terkibine ait ıstılahları, yazı tâliminde kullanılan işaretleri, yazı ile ilgili birtakım şartları ve yazıyı güzelleştirecek bazı esasları ihtiva etmektedir. Son bölümde ise yazma çeşitleri, mecâzî yazıların yapılışı, yazmanın artistik îzahı, terkip metotları ve unsurlarından bahsedilmektedir. Mahmud Yazır eserinde mukaddimesinde bu eseri neden yazma ihtiyacı duyduğunu şöyle ifade ediyor: “İslâm Türk Ansiklopedisi’nin “Ahenk” maddesinde neşredilen “Yazıda Ahenk” bahsini okuyan talebelerle sanatkâr bazı dostları da bu mevzuda daha geniş ve toplu izahları ihtiva eden bir eser yazarak, şimdiye kadar el sürülmemiş olan bir takım çetin meselelerin halli ve yazı güzelliği karşısında duyulagelen hayret ve hayranlık sebeplerinin açıklanması gibi bir çok ağır tekliflerde bulunuyorlar.” (s.28) Buradan sonra hat literatüründe hattatların hâl tercümeleri, arap yazısı, yazı kaideleri vs hakkında yeteri kadar malumat olduğunu ancak “yazı sanat ve estetiğinin felsefî izahına dayanan yazı güzelliği mevzuunda tarih boyunca manalı bir sükutun devam edegeldiği”ni belirtiyor. Eser işte bu büyük sükuta son vermiştir. Zira yine eserin mukaddimesinde ifade edilen şu sözler bu işin hakikatine ifade ediyor: “Güzel yazı yazmak başka, onun zevkini duymak başka, bunu anlamak başka, anladığını söz veya yazı ile anlatmak da başkadır.” Buradan hareketle “yazıyı bir bütün halinde, hat sanatını ilim gözüyle, yazı güzelliğini ideal bir görüşle ele alarak yakından tanıtmaya çalıştım” demiştir. Metodik olarak da ciddi bir silsile takip eden Yazır, “terkibi bilmeyen tahlîle güç yetiremez; tahlili görmeyen terkipteki inceliği anlayamaz ve tabiatiyle yazının taşıdığı estetik hüviyete ve bunun terkipteki inceliklerine his ve idrakini intibak ettiremez. Bunlar olmayınca da, estetik güzelliği müşahedede şart olan tesirli ve kavrayıcı idrake yol bulamaz, bulsa da müspet bir neticeye, sağlam bir hükme varabildiği şüphe kalır.” (s.32)

HAYRET VE HAYRANLIK UYANDIRAN BİR SANAT

Hat sanatını “cismânî âletlerle meydana çıkan rûhanî hendese” (s.147) olarak tanımlayan Yazır, her güzel yazıda bu hendesenin has bir misalini bulacağımızı da belirtiyor. Birinci Cihan Harbinde askerlik münasebetiyle tanıştığı Macaristanlı ressam ve subay bir arkadaşının İstanbul camilerini ziyaretinde Sultanahmet Camiinde Melek Paşazâde Ali Haydar Beyin tâ’lîk celî olarak yazdığı “el-kâsibü habibullah” levhası önünde şunları söylediğini naklediyor: “Dostum! Bu sizin yazılarda bir hal var. Çok dikkat ediyorum. İlk bakışta sade bir renk, geometrik ve bir sessizlik, baktıkça harekete geliyor, canlanıyor, cilveleniyor. Önce bir tatlı bakış, arkasından yavaş yavaş içe süzülen canlı bir akış, sessiz bir armoni içinde ruhu oynatan metafizik bir musiki var. Lakin ondaki ahengi kulaklar duymuyor. İçler dinliyor. Dinledikçe bir başka âleme yükseliyor. Bakarken ne oluyor anlamıyorum. İçimi içine çeken büyüleyici bir çehre, bir güzellik denizi, sevimli titreşmelerle gönlümü ferahlatan bir hava, derken bir melek sesi ve nefesi kadar gizli ve ılık bir okşayış ve sarılış içinde kalıyorum. O, ben. Ben o oluyoruz gibi bir şey oluyor. Sizde de böyle şeyler olur mu?” (s.87)

“Yazıyı bir bütün halinde, hat sanatını ilim gözüyle, yazı güzelliğini ideal görüşle ele alarak yakından tanıtmaya” (s.31) çalışan Mahmud Bedreddin Yazır, Kalem Güzeli ile İslam harflerinin ve ona estetik hüviyet kazandıran hat sanatının felsefesini kaleme aldığı eseri ile büyük bir hizmet yapmıştır. Ruhu şâd olsun. Yayına tekrar vesile olan, yazara ve eserine vefa gösteren Diyanet İşleri Başkanlığı’na ve yayın heyetine müteşekkiriz.