İstanbul''un seyyar satıcıları, yani ekmeğini sokak sokak gezerek çıkaranlar bu şehrin olmazsa olmazlarıdır. Büyük bir kısmı Anadolu''nun değişik bölgelerinden para kazanmak için İstanbul''a gelmişler ve kendilerini seyyar satıcı olarak bulmuşlar. Zamanla da gittikleri mahallenin, geçtikleri sokakların, bağırdıkları semtlerin simgesi haline gelmişler. Belki de ''kolay'' para kazanmanın yolu olduğu düşünülerek düşülmüş yollara… Kazançları vergilendirilmediği için ikincil piyasanın temel taşları sayılıyorlar. Aslında işlevleri tam olarak sokakta bir şeyler satıp para kazanmanın da ötesinde seyyar muhtarlık, seyyar polislik haline gelmiş. ''Hurdacı, demir alınır, eskiciiii'' diye bağırırken bir yandan hırsız ya da şüpheli avında olanlar bile var. Onlara adres sormak ise farz haline gelmiş durumda.
KAĞIT TOPLAYICILAR AKSARAY''DAN
Yalan değil, sokak haberi için yola çıktığımızda da ilk adres sorduğumuz bir hurdacı oldu. Biraz sohbet edince konu her seyyar esnafta olduğu gibi ''nerelisin'' sorusuna geldi. Bu kilit soruyla zaten derin muhabbetlere dalıp gidiyorsunuz. Vefa''daki kâğıt toplayıcılarla sohbete de bu soruyla başladık ve birden on kişinin hikayesini dinlerken bulduk kendimizi… Vefa''daki kâğıt toplayıcılarının çoğu Aksaraylı ve birbirlerinin akrabası. Bu civarda bu işi yapan yaklaşık dört yüz kişi var. Aksaray''dan İstanbul''a göçenler kâğıt toplama işini yapıyormuş. Tabii aralarında Şanlıurfalı, Diyarbakırlı da var. Çalıştıkları yer aynı zamanda evleri de. Çoğunun yaşı ortalama yirmi dört ve en az on iki yıldır bu işi yapıyorlar. Kışın ayda kazandıkları 800-1000 TL arasında değişiyor. Yazın ise bin 500 TL''yi buluyor. Sabah 5''te işe başlıyor, gece 12''de paydos ediyorlar. Herkesin kendi arabası var. Bir kilo kâğıt on kuruş ediyormuş. Yani yüz kilo kâğıt getirsen 10 TL alıyorsun. '''Ben bu işi severek yapıyorum yoksa koca arabayla gün boyu dolaşmak hiç kolay değil''' diyen bir kâğıt toplayıcı genç şunları anlatıyor: ''Araba dolunca ağırlığı yüz kiloyu buluyor. Kâğıtları toplayıp buradaki depoda tarttırıyoruz. Kaç kg kâğıt toplarsak ona göre aylık ya da haftalık alıyoruz. Kasımpaşa, Dolapdere, Beşiktaş, Taksim, Güngören, Maltepe, Bayrampaşa''da da bu işi yapan çok insan var. Birbirilerimizi hep tanıyoruz. İnsanların kâğıt toplayıcılara bakışı değişiyor, kimi küçük görüyor, dilenci muamelesi yapıyor. Bazıları da yükümüz ağır olunca yardım ediyor.'' Her çöp bidonundan muhakkak ekmek çıktığını söyleyen genç kâğıt toplayıcı İstanbul''da israfın çok fazla olduğuna dikkat çekiyor.
Bir kartvizit on simit
Simitçi Muammer sabah 11''e kadar 4. Levent Sabancı Center''ın önünde duruyor, öğleden sonraları da Levent, Etiler, Beşiktaş civarında servis yapıyor. Servis yapıyor diyorum çünkü kartviziti var. Arayıp, ''simitçi bu tarafa gel'' diyorlarmış, öğleden sonra ilk önce o siparişleri dağıtıyormuş. Ordu''dan İstanbul''a göç ettiklerinde ilk bu işi yapmaya başlamışlar. Babası 2003''te rahmetli olduktan sonra da işin başına geçmiş. Simitlerini Gültepe''de taş fırından alıyor. Arabanın içinde her tür simit var. Normal simit her zaman daha çok satılıyormuş. ''Zaten bu sokak simidinin tiryakileri var. Adam tok olsa da alıyor'' diyen simitçinin, kışın işleri açılıyormuş. Günde ortalama 100 TL kazanıyor. Simitleri iadesiz, satamadığını eve götürüyor ya da komşulara veriyor. Simitçi kalan simitlerle ilgili tüyolar veriyor: '''Poşetle buzluğa koyuyoruz. Çıkarınca fırına koyup ısıtıyoruz. Aynı taze gibi çıtır çıtır oluyor.''' Öğleden sonra bir süre Levent Polis Karakolu''na da yakın bir yerde duran simitçi, kapkaç, hırsızlık gibi olaylar olduğu zaman orada şüpheli gördüğü kişileri, hemen polise bildiriyormuş.
İlk Sinoplular akıl etmiş
Sadettin Bey on yıldır Gümüşsuyu dolmuş durağında sandviç satıyor. Öğlenleri Osmanbey''e gidiyor. Eğer sandviçler bitmezse akşam kahveleri dolaşıyor. Eskiden günde üç yüz tane sandviç satarken şimdilerde en fazla seksen tane satıyormuş. Tanesi iki buçuk lira. Sandviçleri kendisi hazırlıyor. ''İçindekilere bakılırsa sandviç simitten daha ucuz'' diyor. Sadettin Bey, '''İki tane çocuğum var, evimi buradan kazandıklarımla geçiniyorum. Benim müşterim genelde tanıdık. Temiz olup olmadığını müşteri anlıyor. Tadına varan vazgeçemiyor. Bunu ilk Sinoplular keşfetmiş. 1950''li yıllarda İstanbul''a gelen Sinoplular Belgrad Ormanları''nda fidan dikmek için çalışmaya gelmişler. Çalıştıkları yer şehirden uzak olduğu için yanlarında ekmek arası peynir, yumurta koyup götürürlermiş. Beğenenler olunca yol kenarında satmaya başlamışlar. Bakmışlar ki çok tutuyor, fidan dikme işini bırakıp sandviç satmaya başlamışlar''' diyor.
Hurdalar Vefa''ya
Vefa''daki hurda toplama yerini baba Bilal Yıldırım ve üç oğlu işletiyor. Patron baba, elli yedi yaşında ve kırk beş yıldır bu işi yapıyor. On beş yıl tablayla yani hurdacı arabasıyla gezmiş sonra bırakmış. Niğdeliler. Üç tane işçileri var. Arabayla, onlar tabla diyorlar, ''hurdacııı, eskiciii, demirciii'' diye bağırarak gün boyu topladıklarını akşam buraya satıyorlar. Parça başına para alıyorlar. Buranın sahipleri de büyük fabrikalara satıyor. Hurdacı arabasıyla çıkanların bazen hiç siftah yapmadan döndükleri de oluyor. En çok kazandıkları günde 100 TL olmuş. Hurdaya en çok ev eşyası çıkıyormuş. Günde yedi saat çalışıyorlar. ''Geri dönüşüm değerlenmeye başlayınca mesleğin de itibarı arttı'' diyen Bilal Yıldırım karşılaştırma yapıyor: ''Eskiden böyle değildi. Kâğıt haricinde her eşyayı alıyoruz. Kâğıt toplayıcılığı hurdacılıktan daha zor. Bizim en kötü fazla ağırlığımız oluyor.''
Vefa''ya kentsel dönüşümün gelmesiyle merak dolu bir telaş başlamış olsa da yıllara meydan okuyan, hatıraların saklı olduğu eski evler hala kolay terkedilecek gibi durmuyor. Nadide evler inatla fotoğraf karelerini süslüyorlar...
Kadir Topbaş benim kellemi çok sever
Kelle söğüşçü usta 18 yıldır Taksim Balık Pazarı''nın arka çıkışında ekmek parası kazanıyor. Soğuk pişmiş kelleyi, soğan ve maydanozla harmanlayıp ekmek arası satıyor. Sade pişmiş kelle de satıyor. Ustanın dedesi de kelle söğüşçüymüş. Yani yüz yirmi yıldır bu tezgâh var. Soğuk kelle söğüş yemeğinin Rumlardan kalma bir yemek olduğunu söyleyen usta, bu bilgiyi Balıklı Rum Hastanesi''nin eski başhekiminden öğrenmiş. Kendisi Niğdeli olan ustanın, köylerinin yakınlarında bir Rum köyü varmış. Bahsettiği başhekim de oralıymış. Birçok kere dükkân açan usta yapamamış, bu sokaktaki yerine geri dönmüş. Çok seçkin müşterileri var. Kadir Topbaş ve kardeşlerinin kellesinin hastası olduklarını söyleyen usta, Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı''nın İstanbul''a geldi mi kelle söğüş yemeden gitmediğini belirtiyor. Usta, ''Yurt dışında haber olduğumuz gazetelerden kupürleri kesen turistler İstanbul''a geldi mi muhakkak uğruyorlar. Kestikleri kupürleri gösteriyorlar. Şaşırıyorum. Almanya''ya, İsviçre''ye kargoyla kelle gönderiyorum. Hiç bozulmuyor. Sandviç arası kelle söğüşü 5 TL''ye, bütün kelleyi 15 TL, porsiyonu ise 8 TL''ye satıyorum. Kışları günde 25 kelle satıyorum. Yazın ise 70''i buluyor. Sadece kuzu kellesi kullanıyorum. Özel sipariş de alıyorum. İmalatını kendim yapıyorum. Akşamdan kaynatıyor, sabaha kadar buzdolabında bekletiyorum. İki buçuk saat kaynadığı için yağı hiç kalmıyor. Ben iki gün yemezsem hasta oluyorum''' diyor.
İkramiye bana çıktı
Gülcan Hanım on iki yıldır İstiklal Caddesi''nde, aynı yerde piyango bileti satıyor. İş hayatına ilk atıldığında bu işi yapmaya başlayınca bir daha bırakamamış. Öyle ki yerini bile hiç değiştirmemiş. ''Önceden geliri güzel olduğu için tercih ettim ama şimdi primler düştüğünden eskiye nazaran kazancım iyi değil'' diyen Gülcan Hanım sabah 11''de iş başı yapıyor, gece 12''de paydos ediyor. Zaman zaman geliri artsa da günlük cebine yaklaşık 40 TL giriyor. Mesela bin TL''lik bilet satarsa 80 TL kazanıyor. Bu rakamı da ancak yılbaşı gecesinde yakalayabiliyormuş. Kendisine de bir kere büyük ikramiye çıkmış. Şimdiye kadar sattığı biletlerden ise büyük ikramiye çıkıp çıkmadığını hiç takip etmemiş. Zaten onun için ayrı bir prim almadıklarını da söylüyor. Kışın soğuğun yazın sıcağın dert olduğunu söyleyen Gülcan Hanım sokakta çalışmanın özellikle kadınlar için çok yıpratıcı olduğunu ekliyor.
20 yıldır aynı yerde boyarım
Gezgin Usta 41 yaşında. Yirmi yıldır Galata Meydanı''nda ayakkabı boyuyor. Beş yaşından bu mesleğin içinde olan boyacının, o zamanlar portakal sandığından yaptığı boya sandığı varmış. Okuldan çıktığında ayakkabı boyarmış. Altı erkek kardeşler. Selanik''ten Bursa''ya sonra İstanbul''a yerleşmişler. Günde cebine ortalama 50 TL giriyor. En çok Paskalya Bayramı''nda kazanıyor. Her gün ayakkabısını boyatmaya gelen müşterisi de var: ''Özellikle orta yaş üstü insanlarımız daha titiz, gençlerse takım elbisenin altına spor ayakkabı bile giyiyor. Avusturya Lisesi''nde bir öğretmen var, her gün ayakkabısını boyatır. En pinti turistler Araplar, bir liranın hesabını yaparlar. Almanlar, İngilizler daha bonkörler. Sabah 8''de işe geliyorum, akşam 6''da bırakıyorum.'''