İrfan Saruhan, Aksoy Yapım'ın çektiği Çılgın Dershane, Ayakta Kal, Avanak Kuzenler gibi filmlerin senaristi. Sinemayla 15 yaşlarında tanışan Saruhan, tiyatro tutkusunu sinemaya yönlendirmiş. Recep İvedik gibi çok izlenen filmlerin ülkenin bir gerçeği olduğuna işaret eden Saruhan, bu filmlerden elde edilen gelir sayesinde Fetih 1453 filmine 15 milyon lira yatırım yapılabildiğini anlatıyor.
Senaryosunu yazdığınız filmler arasında hangileri var?
Çılgın Dershane 1-2, Avanak Kuzenler, Ayakta Kal gibi filmlerin senaryosunu yazdım. Bu filmlere çok eleştiri aldık.
Nasıl eleştiriler?
Sanki gişe filmi yapmak suçmuş gibi. Genel olarak böyle bir yargı var. Ama bu kadar eleştiriye rağmen ortada bir başarı var. İnsanlar Faruk Aksoy'un kim olduğunu unuttu galiba. Sanki film pastasından en büyük payı almak istiyormuş, başka bir şey düşünmüyormuş gibi bir imajdan ben rahatsız oluyorum. Faruk Aksoy Güle Güle'yi de yaptı. Karışık Pizza'yı da yaptı. Ondan sonra da varını yoğunu Fetih filmine yatırdı. Fetih 1453'ü bugüne kadar yapılmış en pahalı prodüksiyon olacak. 3 yıldır bu filmle uğraşıyoruz. Meksika'da 3D görüntüleri yapılıyor. İngiltere'de sesler işleniyor, dışarıdan onlarca stand, uzman dövüşçü getirdik, görüntü yönetmenimiz yabancı. Şu an sette 140 kişi çalışıyor. Sinemada kazanılan yine sinemaya yatırılıyor, gidip inşaat şirketi açmıyor.
Yani Recep İvedik gibi filmlerden kazılanlarla Fetih Filmi mi çekiliyor?
Evet. Amerika'da da Titanik gibi dev prodüksiyonlu filmlerin şirketleri gişe filmlerinden kazandıkları parayla böyle filmler çekiyorlar. Bu yanlış değil.
Filmlerin gişe filmi olmasının ötesinde içeriği eleştirilmiyor mu?
Filmlerimiz herkese hitap edecek diye bir şey yok ama sinema salt sanat filmlerinden oluşmuyor. Cannes'da ödül alıyoruz ama o filmi Türkiye'de 10 bin kişiye bile izletemiyoruz. Bu filmlerin bu kadar dışlanması da enteresan. Sanat filmleri de yapılsın ama bu filmleri seyirciyle buluşturmanın yolları aransın. Gişe filmleri de yapılsın.
Argo gerçekten gerekli mi mizah filmlerinde?
Gerekli değil ama toplumu öyle bir eğitmişiz ki 40 yıldan bu yana, insanlar artık başka bir şeye gülmüyor. Amerikan filmlerinde ince espriler var, gülebilirsiniz ama toplum gülmüyor. Ne zaman belden aşağı bir espri geçse buna gülüyorlar. Toplumu değiştirmek lazım.
Ama toplumu dönüştüren şeylerden biri de sinema?
Bu zaman alacak bir mesele. Ben bundan 40 yıl sonra belden aşağı esprilere bu kadar güleceğine inanmıyorum ama öyle bir tiyatral evre yaşandı ki. Turne turne şehir şehir dolaşan tiyatrocularımız insanların espri anlayışlarıyla oynadılar. Bir müddet sonra toplum da farklı düşünecektir.
Mizah yazmak mı kolay, drama mı?
Güldürmek çok daha zor. Ağlatmak daha kolay. Duyguyla ilgili bir şey yakalamak söz konusuysa senarist yakalayabilir. Mizah filmlerinde senaryo komik olmasa bile oyuncu komik oynayabilir. Mesela Şahan Gökbakar böyle, çok komik oynuyor. Ya da yönetmen komik oynatabilir oyuncuyu. Ama hem senaryo, hem oyuncu, hem yönetmen komik olursa tabi en iyisi. Ama bazen komik bir senaryo, çekildiğinde komik olmayabiliyor.
Fetih filmi senaryosu nasıl yazıldı?
Herhalde yazılabilecek en zor filmlerden biri bu. Filmin fikri 2008 yılından beri konuştuğumuz bir şeydi. Bazen cesaretimiz kırıldı başka işlere döndük çünkü bu çok kıymetli bir hikayeydi. Türk sinemasının gerçekten uzun yıllardır yapması gereken bir proje. 1950'lerde Sami Ayanoğlu bir Fetih filmi çekmiş ama o zamandan bu yana kimse gündeme getirmemiş. Yapmamak çok garip olurdu.
Ama biz zaten filmi çekilmesi gereken bir çok konuda aynı sorunu yaşıyoruz. Mevlana filmimiz de yok. Neden?
Bütçeyle ilgili sanıyorum. Faruk Aksoy çok cesur bir insan. Güle Güle'yi yaparken de çok cesurdu. Emektar 5 ismi bir araya getirmişti. Bu iş çöp bile olabilirdi. Yıllar sonra korku filmi yapacağım deyip Büyü'yü yaptı. Hala en çok izlenen korku filmi. O filmden sonra korku filmleri yapılmaya başlandı Türkiye'de. Sinemaya hareket getiriyor Faruk Aksoy. Şimdi de yaklaşık 15 milyon lira para gömülüyor bu işe. Keşke bir 15 milyonumuz daha olsa diye hayıflanıyoruz. Daha da iyi şeyler yapmak istiyoruz. Hem güçlü, hem de Türkiye'deki herkesi temsil edecek bir hikaye. Sadece Müslümanlar açısından da bakmayacağız.
Ne düşünüyorsunuz?
Bu Türkiye'deki Ortodokslar açısından da çok kıymetli bir hikaye. Onlarla da görüşüyoruz bu filmi yazarken. Birilerini incitmek istemiyoruz asla. Patrikhaneye gittik. Atina Üniversitesi'nden bir profesörle konuştuk. Ortodokslar Fatih Sultan Mehmet sayesinde Ortodoksların kurtulduğuna inanıyor. Fatih Sultan Mehmet'i düşman görmüyorlar.
Senaryo yazımı aşamasında kimlere danışıldı?
Bu projeyi yazarken bir kurul oluşturduk. Sanat tarihçimiz de var, Bizans ve Osmanlı mimarisini danıştığımız insanlar da, dini anlamda danıştığımız insanlar da. Film Medine'de Peygamber Efendimizin "İstanbul'u fetheden komutan ne güzel komutandır‚ İstanbul'u alan asker ne güzel askerdir." Sözleriyle başlıyor. Attığımız her adımda uzmanlarına danışıyoruz. Tarihi gerçeklere bağlı kalıyoruz ama aynı zamanda bir kurgu oluşturduk. Ulubatlı Hasan bir askerdir biz ona bir misyon yükledik. Fatih'in en yakınındaki adamlardan biri olarak kurguladık. Urban karakteri vardır topu döken. Onun da Era diye bir kızı olduğunu kurguladık ve Hasan'la Era arasında bir ilişki yazdık. Tarihe bağlı kalıyoruz ama tarih dersi vermiyoruz. Elimizden geldiğince doğruların içinde kalıyoruz. Her şeyi Feridun Emecen'e danışıyoruz.
Platoları nerelerde oluşturuldu?
Film 3 etapta çekildi. Önce stüdyo çekimleri yapıldı. Daha sonra ikinci etabın hazırlanması için 1 yıl bekledik. Devasa bir top döküm atölyesi platosu kurduk. 1450'lerde atölye neyse aynısı. Şehirler, pazar yerleri kurduk. Yarı gerçek yarı teknolojik mekanlar. 3. Etap için de bir yıl bekledik. Alibeyköy'de bir plato kurduk baraj üzerine. Gerçek mancınıklar, kulleler, şahi toplar, demirci atölyeleri, kunduracılar, hastaneler, tam bir savaş alanı… 10 binden fazla figüran kullanılacak filmin tamamında.
Vizyona ne zaman giriyor?
Şubat 2012'de vizyona girecek. Bu proje bizim yurt dışına çıkış projemiz. Amerika da dahil, Avrupa'nın bir çok ülkesinde vizyona girecek.
İlk yazdığım senaryo ödül alınca kendimi işin içinde buldum
1975 Nusaybin doğumluyum ama aslen Gercüş'lüyüm. 12 Eylül darbesiyle sürgün olan memur bir babanın ardından çok dolaştık. Ordu Kumru'nun hayatımda önemli bir yeri var. 14 - 15 yaşına kadar sinema görmedim ama orada tiyatroyla tanıştım. Gezici tiyatro çok gelirdi. İzlerken bir heves tiyatroya başladım. Lise bittikten sonra Mimar Sinan Üniversitesi'nde oyunculuğa başvurdum ama sınavın son etabını geçemedim. Bir hayal kırıklığı yaşadım. Sonra tekrar sınava girmeye kara verdim ama kaybederim korkusuyla giremedim. Bu arada yarı amatör yarı profesyonel tiyatrolarda çalışıyordum. Müjdat Gezen'den bir eğitim aldım. Yeniden üniversite okumam gerektiğini düşününce Trakya Sınıf öğretmenliğine girdim. Orada bir tiyatro topluluğu kurdum. Yaptığımız oyunlar neticesinde okul bitince Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu'na ve aynı anda öğretmenliğe başladım. Memur olmam oyuncu olarak sahnede olmamı engelliyordu. Yönetmen yardımcısı olarak çalıştım ama sıkılıyordum çünkü sahnede değildim. Bu arada sinemacı birkaç arkadaşla tanıştım. Onların desteğiyle bir senaryo yazdım. 2003'te yönetmen Gökhan Erkut'un ısrarıyla yarışmaya gönderdim. En iyi senaryo ödülü aldı. Sonra kendimi işin içinde buldum.