İsrail’in Filistin’de on yıllardır sistematik şekilde devam ettirdiği soykırım artık gölgede kalmıyor. 7 Ekim sonrası dünyada yaşanan değişim özellikle sinema festivallerinden ve film üretimlerinde kendini gösteriyor. Filistin’deki zulümle ilgili eskisine nazaran daha çok film yapılıyor ve daha önemlisi bu yapımlar daha görünür durumda.
Son olarak dünyanın en eski film festivali olan ve en prestijli 3 festivali arasında gösterilen Venedik Film Festivali’nde ana gündem maddesi Filistin oldu. Kırmızı halı geçidinden basın açıklamalarına kadar birçok söz ve gösterge Filistin’e atıf yaptı.
Ve geçtiğimiz gün yayınlanan “NAZA” belgeseli Filistin’in görünürlüğünü zirveye çıkardı. Zira İsrailli yapımcılar tarafından hazırlanan belgesel 24,5 dakika ayakta alkışlandı. Bu da Venedik için bir rekor olarak ayda geçti. Geçen yıl da “Hind Receb’in Sesi (The Voice of Hind Rajab) filmi 24 dakika ayakta alkışlanmıştı.
İSRAİLLİLER ANLATTI
İngiliz The Guardian gazetesi tarafından hazırlanan ve yönetmenliğini Oscar ödüllü Yuval Abraham ve Rachel Szor’un yaptığı “NAZA” belgeselinin konusu ve yöntemi açısından da özel bir yere sahip. “NAZA”, istihbarat yetkilileri ve askerler dahil 24 İsrail ordusu mensubunun Gazze’ye saldırılara dair anlattıklarına dayanıyor. 24 kişi, Gazze’de yaşananları “Filistinli sivillerin sistemli şekilde öldürülmesi” olarak nitelendiriyor. Belgeselde konuşanlardan bir kısmının gizli istihbarat biriminde çalışıp doğrudan Başbakan Binyamin Netanyahu’ya bağlı oldukları belirtildi. Belgesel, 3 yıl boyunca
Tel Aviv’deki çatılarda gizlice çekildi ve katılımcıların kimlikleri, sesleri ve görünüşleri dijital değişiklikler yapılarak gizlendi.
AYAKTA ALKIŞLANMAK ÇOK MU ÖNEMLİ?
Bir filmin uzun süre ayakta alkışlanması Filistin’in kurtuluşuna işaret olabilir mi? Tek başına olmaz tabi. Ancak Venedik gibi dünya sinemasının kalbinin attığı noktalardan birinde, İsrailli yapımcıların, İngiliz gazetesinin desteği ile hazırladığı bir filmin ses getirmesi hayati derecede önemli. Aynı yerde geçen yıl Hind Receb’in Sesi benzer etkiyi uyandırmıştı.
75 yıldır soykırıma sessiz kalan Avrupa’daki önemli salonlarda artık Filistin bayrakları ile uzun süre alkışlanan filmler izleniyor.
VENEDİK’TEN OSCAR’A…
Sinemanın ve filmlerin gerçeği anlatmanın ötesinde gerçeklik oluşturma etkisi düşünüldüğünde tarihin dönüm noktalarından birini yaşadığımızı söyleyebiliriz. Üstelik “mağdur Yahudi” iddiasının sinemada oluşturulduğu düşünüldüğünde surda büyük bir delik açıldığı aşikar.
Sadece Venedik özelinde düşünmemek lazım. Zira burada perdeye çıkan ve ilgi gören filmler Oscar başta olmak üzere dünyanın en önemli sinema organizasyonlarında kendini gösteriyor. Hind Receb’in Sesi de Venedik’te ödül aldıktan sonra Oscar’da finale kalmıştı.
TÜRKİYE FİLSİTİN FİLMLERİNİ DESTEKLEMELİ
Görünen o ki filmler, Filistin’in makus talihinin değişiminde önemli rol oynayacak. Elbette burada Türkiye’ye düşen vazifeye de dikkat çekmek gerek. İsrail barbarlığını, Filistin direnişini anlatan önemli yapımların Batılı fonlar ve kuruluşlar olmasındaki ironiyi ancak Türkiye bozabilir. Ülkemizde daha çok film yapılmasının yolunun açılmasından daha önemli olan Filistinlilerin film yapmasına katkıda bulunmak. Ülkemizdeki sektör tecrübesi ve fon imkanları ile Filistinli film yapımcılarının üretimine katkıda bulunmak elzem.