Yolu bilirsiniz ama o yolda nasıl yürümeniz gerektiğini zaman öğretir size. Türkiye'de basılı bir yayını kabul edilir ve okunur kılmak üzere çıkılan yolculuklar kimi zaman yarım nefeste biter. Tam nefes almanıza bile imkân olmadan kendinizi, koltuğunuzun altında basılı yayınlarınızla yolun ortasında buluverirseniz. Ama o yolda yürürken doğru adımları gayretli bir şekilde atarsanız ve yaptığınız iş de gerçekten iyiyse hakkettiğiniz noktaya emin bir şekilde ulaşırsınız. Sosyal medyanın, internet sitelerinin, android işlemcilerin gösterişli güçleri karşısında zayıflayan basılı yayıncılık, kalitenin tutulabilen sayfalarda olabileceğini tekrar hatırlatan bir dergiyle okuyucularını rahatlatıyor. Film Arası dergisi, sinema alanında alternatif bir yayınla okuyucularından takdirler almaya devam ediyor. Bu takdirin bu kadar büyüyebileceğini ilk başta hayal bile edemeyen ekibi, bir masaya oturttuk. Bize bu meşakkatli yolculuğa nasıl başladıklarını, nasıl ilerlediklerini ve hedeflerini anlattılar.
Nasıl ortaya çıktı Film Arası...
Suat Koçer: Sepya Yayıncılık adıyla kurduğum yayınevinin kitaplarını tanıtmak için bir bülten çıkaralım diye çıktık yola. Sinema kitapları basıyordum ve bülten de doğal olarak sinema eksenli olacaktı. Sonra sinemayla ilgili pek çok arkadaşımızla konuşurken mevcut dergilerde sinemanın yeterince konuşulmadığı gibi bir algının hakim olduğunu fark ettik. Dolayısıyla keşke bir dergi olsa, böyle sinemayla ilgili enine boyuna konuşulabilse, tartışılabilse ve bunlardan bir beyin fırtınası çıksa ve böyle bir platform olsa diye düşünmeye başladık. İlk etapta Gülcan Tezcan, Fatih Atlas ve Ahmet Toklu ile paylaştım bu düşüncemi. 'Sinema üzerine bir bülten çıkartalım, etrafımızda bu konuyla ilgilenen arkadaşlar yazıp çizse nasıl olur. Zamanı geldiğinde süreli bir bültenden dergiye dönüştürsek" dedim. Gülcan ve Ahmet bu fikrime destek oldu ve ilk sayıyı çıkarttık. Biz dergiyi çok uzak bir gelecekte çıkarırız diye düşünmüştük ama bültenin bir kaç sayısı çıkınca ilk fırsatta bülteni bir dergi haline getirip yolumuza öyle devam etmemiz gerektiğine karar verdik.
Sinema yayıncılığı alanında ne eksikti ve bu dergiyi çıkarma gereği duydunuz?
Gülcan Tezcan: Sinema yayıncılığı denildiğinde akla gelen özellikle Hollywood yapımlarını merkeze alan dergilerdi. Türk sineması çoğu kez üvey evlat muamelesi görüyordu o dergilerde. Bir çeşit reklam dergisi mantığıyla çıkanlar da vardı. İşin teknik kısımlarıyla ilgilenenler de hep Avrupa sineması ya da Amerikan sineması eksenliydi. Film Arası bu anlamda Türk sinemasına odaklanmakla ciddi bir boşluğu doldurdu.
Suat Koçer: Sinema dergileri bu ülkenin sinemasına dair çok fazla kaygı hassasiyet taşımıyordu. Dolayısıyla işin bu tarafına bakan bir dergi olursa çok anlamlı olur diye düşündüm.
Film Arası dergisi bu eksiği tamamlamak için yeterli oldu mu?
Abdülhamit Güler: Özellikle bu yerlilik meselesinde dergimiz önemli bir boşluğu doldurdu diyebilirim. Bir yandan sinemayla ilgili söz söyleyebilecek kişilere söz hakkı tanıyor. Diğer dergilere baktığımızda genellikle köşe yazarlarının değerlendirmeleri üzerinden filmler hakkında söz söyleniyor. Sinema emektarlarının kendi dilinden bir şeyler söylemesine çok fırsat verilmiyor. Ama Film Arası'nda, kapak röportajları olsun Sinema Meclisi, Ayak Üstü, Aslına Bakarsan gibi bölümleri bu anlamda birinci ağızdan sinemayı üretenlerin konuşabildiği bir zemin sağlıyor.
Yeşim Tonbaz: Bence büyük ölçüde yeterli oldu. Bizim gibi pek çok dergi var ama Film Arası'nın en büyük avantajı bağımsız oluşu. Farklı dünya görüşleri, ideolojiler ve yaklaşımlardan pek çok arkadaşımızla sinema ortak paydasında buluşuyoruz. Bu da çok verimli bir tartışma ortamı olmasını sağlıyor dergimizin.
Film Arası'nın kapak röportajlarının bu kadar gündem oluşunu neye bağlıyorsunuz?
Gülcan Tezcan: Sinema ile ilgilenenler, bu sektörde bir şeyler yapmaya çalışan, derdi olan insanlar ortaya koydukları işler hakkında magazinel haberlerin ötesinde pek çok şey konuşmak istiyorlar. Türkiye'de ve dünyada olup bitenler, mesleki kaygılar, sinema dili, Türk sinemasının dünü, bugünü, sıkıntıları konusunda kafa yoruyorlar. Ama kimse onlara bütün bunlara dair soru sormuyor. Ya sevgililerini ya oynadıkları dizileri merak ediyorlar. Biz sinemayı soruyoruz.
Suat Köçer: Bizimle beraber bir takım meselelerde çok tartışılmaya başlandı. Basın gösterimlerinde bir takım festivallerde, bazı diğer ortamlarda Film Arası'nın yerli sinemayı konuşur hale getirdiğini, sinema kapsamında bir takım meseleleri, mesela ideolojik bir takım tartışmaları, bazı siyasi polemikleri, sinema tarihine dair bir takım tartışma mevzularını, sinemacıların oyuncuların, en genel anlamda sinemacıların güncel meselelerle ilgili düşündükleri bazı fikirleri paylaştıkları bir mecra oldu.
Aslında sinemamızın bu kadar üretken olduğu bir dönemde Film Arası gibi yayınlara daha çok ihtiyaç var öyle değil mi?
Regiman Deniz: Evet, 90'ların sonunda 2000'lerde Türk sinemasının yeniden ayağa kalktığını görüyoruz. Tam da bu noktada Türk sinemasının dününü bugününü inceleyen bir kaynağa ihtiyaç duyuluyordu aslında. Bu açıdan öğretici tarafı da var derginin.
Ayşe Şahinboy: Bir anlamda kayıt düşüyoruz. Bugünün sineması hangi kaygılarla yapılıyor, nasıl bir sinema anlayışı yansıyor beyazperdeye, sinemacıların gündeminde ne var tüm bunları sinemasever okurlara sunuyoruz.
Hayallerimiz için çıktık yola
Dilek Karataş: Film Arası Sinema Dergisi bu sezon üçüncü yılına başladı. Her yıl, okuyucu kitlesi ve etkisi katlanarak büyüdü. Film Arası'nın dışarıdan bir kişi ya da kurumdan destek almadan ömrünün uzun soluklu olması, dergi piyasasını bilenleri şaşırtıyor. Bizim bir matbu dergiyi, üstelik kitlesi sınırlı olan 'bir sinema dergisini' kesintisiz ve büyüterek çıkarmamızın altında yatan en önemli etkenin, dergiye inanmış bir avuç insanın canla başla çalışması olduğunu mübalağasız söyleyebilirim. Bu bir avuç insan, zamanını, emeğini, sabrını her ay tazeleyerek ortaya koyuyor. Bu samimiyet, yapılan işe yansıyor ve okuyucunun da yapılan işi sahiplenmesine sebep oluyor. Bir diğer sebebin de derginin kâr amacı gütmemesi olduğunu söyleyebiliriz. Kâr amacı gütmediği ve bir idealle yola çıktığı için, çoğu zaman zarar ediyor olsa da ticari bir kurum gibi işlemediği için yoluna devam ediyor. Bu kolay mı oluyor? Şüphesiz hayır. Fakat ideali gerçekleştirmeye olan inanç zorlukları aşmak da güç veriyor ekibe.