Mercan Dede Dünya ile geri dönüyor haberini aldığımda aklıma altı yıl önce yaptığımız söyleşi geldi. O gün piri Mevlana'ya hediye ettiği albümünden sonra yapacak bir şeyi kalmadığını ifade etmişti. Mercan Dede'nin yeni bir albüm yapması heyecan vericiydi ama 6 yıl sessizlikten sonra ona bu kararı aldıran neydi? Albümün ön tanıtım konserlerini geçtiğimiz günlerde Hindistan ve Kanada'da, veren müzisyen 21 Mayıs'ta Borusan Müzik Evi'nde vereceği konserde yeni albümünden parçaları İstanbul'da ilk kez seslendirecek. Onearth Records etiketiyle yayınlanacak ve bir dünya turnesi ile desteklenecek albümünde Sabahat Akkiraz, Azam Ali gibi isimlerin seslendirdiği parçalar yer alıyor. Albümün en ilgi çekici yanı ise dünyanın farklı yerlerinde kaydedilen sokak seslerinin kullanılması. Dünya albümünde İstanbul, Lübnan, Ürdün, New York, Montreal ve Delhi'deki sesleri bir araya getiren Mercan Dede, albümü bir seyyahın, sayfaları başka coğrafyalarda, başka zaman ve ruh hallerinde, başka kalemlerle yazılmış günlüğüne benzetiyor.
800 albümünden sonra 'Mevlana'ya bir hediye verdim, bundan sonra ne yapabilirim ki' demiştiniz. Ne değişti de siz Dünya albümünü çıkarmaya karar verdiniz?
O albümle Mevlana'ya hediyemi vermiştim, içerisine de bir mektup yerleştirmiştim. Benim küçüklüğümde iadeli taahhütlü mektuplar vardı. Dünya müziği kategoresinde yılın albümü seçildi. O, Hz. Pir'in bana alınmıştır cevabı gibi geldi bu. Çünkü bizim başarımız değil bu. Kırık dökük de olsa hediyemiz bir şekilde ulaşmış. Dünya albümü, dünyamızın bugün karşı karşıya bulunduğu çevresel, toplumsal ve politik sorunlara, bildik söylemler dışında, hayatın kalp atışına dokunarak kendisini ifade eden kalbi bir albüm.
Bu aradan geçen 6 yılda ne yaptınız?
İnsan olmayı nasıl öğrenebiliriz diye düşündüm. İnsan doğmuyoruz, insan oluyoruz çünkü. Bunu da hak etmek lazım. Onun için de biraz çalışmak gerekiyordu. Hani, ressam bazen fırçasının ucundan uzaklaşır ve resmin tamamına bakmak ister ya. Bu 6 yıl geri çekilme dönemiydi. Normalde bir albümde başarı elde edildiğinde bunun endüstrisi hemen hızlı bir şekilde devreye girer. Yenisini yapalım, on albüm anlaşma yapalım dediler ama hayır. Benim amacım bu değil ki. Hak'tan gelen şeyin hakkını vermek lazım. Hakkını vermek 6 yılımı aldı. Ben bu konularda yavaş öğrenen biriyim. Bir de yaptığımız müzikler tıpkı Türk kahvesi gibi, kısık ateşte pişmesi gerekiyor.
Müzikle ilgili hiç çalışmanız olmadı mı?
Biliyorsun, müzik eğitimim hiç yok, kendimi de müzisyen olarak görmüyorum. Mercan Dede denilen garip adamı tanıdıktan sonra onun peşine takılıp gitmişim. Asıl eğitimini aldığım fotoğraf, resim, baskı üzerineydi. Onu unutmuştum. Görsel sanatlara geri dönüş süreci oldu, sergi açtım. O çok güzel bir süreçti. Birazcık ruhu da, müzikleri de sesleri nadasa bırakmak lazımdı. Seyahat Ya Resulallah diyerek yola çıktım. Dünyanın değişik yerlerini dolaştım ve şehirleri ve seslerini kaydetmeye başladım. Hindistan'da falan muazzam bir ses dokusu var. Bunları kayıt altına aldım.
Ve hepsini de Dünya'da topladınız.
Bu süreç içerisinde kaydettiğim sesler şekillenmeye başladı. Hızla yok olan kültürlerin kalbini yansıtmak istedim. Bir ara baktım ki 300 saat ambiyans sesler kaydetmişim. Ürdün'ün çöl sesleri, Beyrut, Tibet, Hindistan, Japonya, Türkmenistan, Avustralya, kabileler, onların sesleri bir araya geldi. O zaman yavaş yavaş fikrin kendisi ortaya çıktı. Demek dünyaya bir hediye vermek gerekiyordu. Şükranlarımızı aktarmak ve bazı şeylerin altını çizme sorumluluğu doğdu. Derken Dünya çıktı karşımıza. Hiçbir albümde çalışmadığım kadar gece gündüz bu işle uğraştım. Hakkını vermeliydim.
DÜNYA ŞU ANDA TİTANİC
Dünyada yaşanan bir çok soruna, kaosa, küresel ısınmaya, kirliliğe dikkat çekiyorsunuz değil mi?
Dünya bizim gelecekteki evlatlarımızdan ödünç aldığımız bir yer. İstasyon gibi. Sahip olduğumuz hiçbir şey yok. Dünyamızı ne kadar ihmal ettiğimizi fark ettim. Nefsin yaptığı her şey dünyanın geldiği hali maalesef. Dünya şu anda Titanic. Biricik evimiz, dünyamız var. Ama o evi insanlık olarak talan ediyoruz. Bir sonraki jenerasyon çok ciddi problemlerle kaşı karşıya. Küresel ısınma, çevre kirliliği... Tek bir gemimiz var. Gemideki insan sayısı artıyor, geminin büyüme ve içindeki doğal kaynaklarının artma imkanı da yok. Burada bir problem çıkacak, evet. Ahlaki olmayan bir bilimin insanlara getireceklerini görüyoruz.
Dünya'nın dinleyiciye söyleyecek çok şeyi var sanki…
Bu dünyada günlük hayatın bize verdiği kaos ve ego gibi programları durdurabildiğin zaman bambaşka bir gözle dünyaya bakıyorsun. O dünya da sana merhaba diyor. Aslında o dünya hep oradaydı, sen kuşlar ağaçlar benle konuşmuyor diyorsun. Umutlarını tam kesmediler ama onları o kadar kendimiz dışında gördük ki. Merhabalarını almadık. Bu dünyanın hakikatine dair çok şey var. Bu dünya Mc Donalds'ın M'sinden oluşmuyor. Bu albümde kısa bir süre için bile olsa bu programları yıktığımızda biz bu sesleri duyduk, duyabildik demeye çalıştık. Bu dünyayı nasıl harekete geçirebiliriz dedik.
Albüm iki bölümden oluşuyor. Gün doğumu ve Gün batımı. Neden böyle bir ayrım yaptınız?
İki albüm olsun dedik. Birinde güneş doğsun diğerinde batsın. Bir semazenin dönmesi gibi 24 saatte tamamlansın. Akustik ağırlıklı dokuz parçanın yer aldığı Gün Doğumu bölümü dinleyenlerin ruhunu, daha fazla elektronik öğe barındıran ve daha enerjik sekiz parçanın yer aldığı Gün Batımı bölümü ise bedenlerini dansa davet ediyor. Parçaların isimleri ise dünyanın bir özelliğini, ya da halini anlatıyor. Meçhul, Aziz, Garip, Masal, Hayal, Nafi, Fani, Toz Pembe ve Binbir, Gizli, Mucizevi, Sihirli.
NEFS ÇIKINCA ARADAN, AYAN OLUR YARADAN
Sokak müzisyenlerinden ilham aldığınızı söylemişsiniz. Nedir sizi bu kadar etkileyen?
İlahi dediğimiz ses sokaktaki insanlar vasıtasıyla dünyaya ulaşıyor. Genelde sokak müzisyeni der geçerler ama bana esas ilham veren onlardır. Konser değil, bilet alan yok, o onun kalbi. Bütün bu seslerin bir anekdotu var bende. Onların buluşması bana heyecan veriyor. Mustafa Amca kahvesini kaydettim, İstanbul'dan. Dünyanın içerisinde hayatı koymaya çalıştık.
Bu albüm sınırları kaldırıyor aradan. Sınırsız bir dünya hayalinin neresindesiniz?
Sınırler, sinirler aslında. Hz. Pir diyor ki 'Aşıklar gönül ülkesinin vatandaşlarıdır, onların milleti, dini yoktur. Onlar aşk dinindedirler.' Bu sözler sınırlar bir anda bitti. O zaman anlıyorsun ki sınırlar aslında hiç yoktu. İki ülke yok, nerede var? Dünya emanet, benim toprağım değil. Emanetçisin bu toprakta. Sınırlar yine egodan kaynaklanıyor. Ego ayırmak istiyor. Ben demek senden ayrı demek, 'benim' demek. Müzik dilinde insanlara neyimiz farklı değil de neyimiz ortak düşüncesi olmalı. Bu prensipler hayatın her alanına uygulanabilir. Ben şarkılarıma, sen yazdığın habere yansıtırsın. Sen, ben yok, teklik var. Önce kendi içerimizdeki sınırları kaldırmak gerek. Kendini illa vatandaş olarak görmek istiyorsan 'dünya vatandaşı' ol, illa aşık görmek istiyorsan insanlığa aşık olarak gör. Bundan sonra sen bir şey yapmıyorsun zaten. 'Nefs çıkınca aradan, ayan olur Yaradan.'
Size İsrail'den çok fazla konser talebi geldiği doğru mudur?
Evet ama ben kabul etmiyorum. Düşünsene çok sevdiğin bir komşun var. Bir gün gelip birilerini evlerinden atıyor ve kendileri yerleşiyorlar. Ardından da seni bu eve, akşam yemeğine davet ediyorlar. Ben o eve giremem, yemek yiyemem. O ev ona ait değil. Bu kadar basit. Cevabımda 67 sınırlarına geri döndüğünüzde, Filistinlilerin haklarına saygı duyduğunuzda ben gelirim.
Siz böyle deyince onlardan ne cevap geliyor?
Bazen direk irtibatı kesiyorlar. Bazen de 'Binlerce kişi gelecek' diyorlar. Ben de 'En son çocuklar bombalar altında öldüğünde o binlerce insan dışarıya çıktı mı?' cevabını veriyorum. Bu insanlar konserime gelmesin zaten. Kızıyorlar bazen. İsrail'in dünyada çok büyük bir lobisi var. Mesela bazen yurt dışına konsere gittiğimde çok ilginç biri geliyor, ilk soru bu oluyor. Filistin üzerinde hiçbir tartışma konusu olmaması gereken bir insanlık suçu . İsrail'e karşı hiçbir şey yapamıyorsak, zorla alınmış o topraklarda gidip konser veremeyiz. Günahı bir yana bırakın bu bir insanlık suçudur. Onlara 'Siz festivallerinize devam edin. Biz de inandığımız dünyaya bir şekilde devam edeceğiz' cevabını veriyorum. İkinci hatlara girmeden direk gidip Filistinli çocuklara konser verebildiğim günün sonrasında düşünürüm ancak bu meseleyi. Bu benim 30 yıldır inandığım bir şey. Özellikle Gazze'ye gitmeyi çok istiyorum.Uçurtma festivalleri inanılmaz bir şey. İnşallah bir gün o uçurtmaları görebilirim Gazze'de.
GHANDİ'NİN SES KAYDI DA VAR
Yine Sabahat Akkiraz ve Azam Ali'den vazgeçmemişsiniz. Onlarla çalışmayı seviyorsunuz sanırım.
Mercan Dede Ensamble'da yetenekli gençlere kapı açmak istiyorum. Ustalarla genç müzisyenleri, hiç tanınmayanla çok tanınanları bir araya getiriyoruz. Evet Sabahat Akkiraz'ın sesi beni çok etkiliyor. Bu albümde Tevhid parçasını okudu. Azam Ali ise Haydar Haydar'ı seslendirdi. Nesimi'nin bir bütünlüğü var. Bunun dışında şiirler var. Normalde ben çok az şiir kullanırım. Kanadalı şair Jeff Bien, biri Hafız'a ithaflı 2 şiir verdi. Mahir Karaiz'in şiiri de var. Dünya da buluştuğumuz bir yer ya. İşte birbirinden uzak bir çok kişi bu albümde bir araya geldi. Bir de albümde Mhatma Ghandi'nin sesi yer alıyor. 1923'te bir kaydı var. Tanrı üzerine altı dakika 3 saniyelik bir konuşma bu. Kendi sesinin izinlerini aldık, üzerine Hindistan'da kaydettiğimiz sesleri ekledik.
Konser için turnede hangi ülkelere uğrayacaksınız?
En azından 5 kıtada konserlerin olması lazım. Hindistan'dan başladık. Daha sonra Kanada, şimdi İstanbul'dayız. Sonra Brezilya, Çin, Avustralya. Yolculuk devam edecek ama tüm bunların dışında inşallah Nepal'e gidip ruhumuzu arındırırız, sonra Gazze'ye gidip kardeşlerimize sarılırız. Plan budur. İnşallah kısmet olur.