Hakan'a sabreden Şükür eder

İster Cimbomlu olun, ister Fenerli, fark etmiyor. O 'şüphesiz ki Kral', 'kabul edelim ki Romantik.' Espri yapmayı bilmese de, kaçırdığı gollerle saç baş yoldursa da, attıkları yetiyor. Hakan Şükür, 'zeki, çevik ve ahlaklı sporcu' olsa da 'birilerine' yaranamıyor.

Recep Yeter
Hakan'a sabreden Şükür eder

Bu portre bir 'cimbomlu' tarafından yazılmıştır. Bu itirafla başlayayım, ama söz konusu Hakan Şükür ise Cimbomlu, Fenerli fark etmiyor. Siyah ve beyaz gibi, renkleri çok kontrast Hakan'ın. O 'şüphesiz ki Kral', 'kabul edelim ki Romantik.' Bu kadar! Bizim 'terazimiz dengede' diye bir iddiamız da yok, taçlarla süslü bir kralın tahtını kötü esprileri yüzünden elinden almaya da. Siz de onun kırdığı rekorları sayfaya sığdıramasaydınız, kraldan çok kralcı olmanız işten bile olmazdı.

Balkanların 'Kral hava' sı

Hakan'ın havası bir çok şöhret gibi Balkanlardan geliyor. Aslen Kosova Priştineli. Sakarya ayağının topa ilk kez değdiği yer. Henüz emeklerken babası Sermet Şükür sayesinde tanışır topla. Uzun boyuyla basketbol ve atletizme ilgisi de olur ama iyi ki bu ilgi amatörce kalır. 1981 yılında, 10 yaşındayken, kumaştan iyi anlayan bir terziye götürür babası. Ekrem Karaberberoğlu adındaki bu eski kaleci, önce sol açık, sonra orta sahaya düşünür uzun çocuğu, ama forvet için biçilmiş kaftan der, dünyanın en iyi santraforlarından olacağını da o gün söyler. Rekorlara giden serüveninin başlangıç yeri ise Sakaryaspor'dur. İlk golü, oğlu Hakan'dan gizlice evini ipotek ettiren iflasın eşiğindeki mobilyacıya 'şükür vakti'nin habercisidir. Bir maç dönüşü ağlarken gördüğü annesinden öğrenir evin ipotek olduğunu. Attığı ilk imzaya karşılık, annesine ev hediye ettiğinde henüz bıyıkları terlememiştir.

Ramazan ve gol orucu

Bursaspor formasıyla birlikte giydiği Milli Takım formasını bir daha 'çıkarmaz' ve önce İstanbul onu, sonra o İstanbul'u keşfeder. Hem Galatasaray'a hem Televole programına transfer olur. Esprileriyle 'kırıp geçirir.' Sarı-kırmızı ve milli forma altındaki başarılarının ardından İtalya yolu görünür Hakan'a. Çizme biraz bol gelir ama. Çünkü iyi bir futbolcu olduğu kadar iyi bir romantikdir de Hakan. Dilini bilmediği ülkede, memleket hasreti burnunda tüter, Türkiye'ye kebap siparişi verdiği bile yazılır. Topu topu birkaç ay süren Torina macerasının ardından döndüğü Galatasaray'da eski günlerini mumla aratır. Hakan, sonraki yıllarda canı sıkıldıkça tutacağı gol oruçlarına da bu dönemde başlar. İlk gol orucunu motivasyon ustası Fatih Terim'in ikram ettiği ilgi ve şefkatle bozar. Bu oruçların ve iftar merasimlerinin dozuyla birlikte sevenlerinin tadını da kaçırır. Onu sevmemek için tetikte bekleyenler ise Hakan tarafından tutulan başka bir oruçla sevinir.

Kafasını çalıştırdı

Hakan Şükür aynı zamanda Türk spor tarihinde kafası çok fazla çalışanlardan biridir. 100'e yakın golünü kafayla atan Hakan, futbol hayatı boyunca sadece bir kez, o da haksız yere kırmızı kart gören nadir futbolculardan biridir. Sarı-kırmızı ekipte yaşadığı ikinci bahar görülmeye değerdir. Üst üste gelen şampiyonluklar, UEFA ve Süper Kupa ile süslenir. Son 15 yıldaki tüm futbol başarılarına golleriyle ve centilmenliğiyle imzasını atar Hakan. Tüm bunlara rağmen birilerine göre hala Şaban'dır, gollerini tesadüfen atar, Boğazın Boğası lakabını hak etmez. O hızla İkinci İtalya seyahatine çıktığında bu kez İnter ve Parma'ya düşer yolu. Yurda dönerken kısa bir süre de İngiltere'ye Blackburn'e uğrar ve Türk'ün Avrupa'da da top koşturulabildiğini kafası Misak-ı Milli sınırlarının ötesine basmayan siyasetçiye de topçuya da hatırlatır. Yuvasına döndüğünde bir kısmı çok da masum olmayan ve kariyerinde küçük lekeler bırakan tartışmalarla adı anılır sıkça.

Tamam, 'Beyefendi', ama…

Tüm bunların ötesinde o hep beyefendi olarak kalır. Golcülüğüne laf edecekler de 'beyefendi ama' diye başlar söze.. Belki de bu başlı başına yeter boğazına kadar gece hayatına, magazine batmış Türk futbolunda temiz kalınabileceğini göstermek için. Ben sporcunun “Zeki, çevik, aynı zamanda ahlaklı olanını severim” diyen Mustafa Kemal'e sık sık sadakat bildirme ihtiyacı hisseden spor yazarları, nedense, gayet zeki, gayet çevik ve de gayet ahlaklı Hakan Şükür'ü sevme ihtiyacı duymaz. Çünkü ne de olsa Hakan, hep şükretmesini bilir, takımda 'ağabey'lik yapar, fakir çocukları okutmak için kurban keser, namazını kılar, hatta 'tarikatçı' olur. Bu sıfatı yüzünden DGM'de ifade vermeye bile gider.

Golcü mü, değil mi?

Ülkemizde, o kulpun kendisine ait olmadığını ispatlamaya davet edilen tek insan değildir Hakan Şükür. Bu yönüyle de kimi mazlum Fenerbahçeliler tarafından da sevilir. Hakan Şükür'ün golcü olup olmadığı ise hala tartışılır. Rakip takımın oyun kurmasını engelleyen, golllük fırsatlar hazırlayan iyi bir santrofor olduğunda hem fikir olmayan kimse yoktur ama Hakan Şükür düzinelerle golle de golcülüğünü ispat edemez. Bu tartışma, felsefe sohbetlerine çalım atar. Hakan'dan Türk futboluna unutulmaz enstantaneler de kalır elbette. Her gol sonrası forma çıkartışında hakemden kart görmesine rağmen, bu alışkanlığını ısrarla sürdürmesidir. Üst üste giydiği iki formadan birini gol attıktan sonra çıkartıp, kart görmekten yine kurtalamayan yine Hakan'dır.

“Hakan, adam gibi, adamdır”

Hafta içinde, bir Türk takımının, bir Yunan takımını, Atina'da 'ilk kez' yendiği bir maçta, klasik gollerinden birini atıp, bir ilkte daha yer alan Hakan, maç sonunda klasik 'canlı' açıklamalarından birini daha yapıp, sezon sonunda Galatasaray'dan gidici olduğunu da ilan etti, Hakan Şükür'ün 'adam gibi adam' olduğuna vurgu yaparak. O, Galatasaray formasını giydiğinde takımın başında yine Feldkamp vardı, kaderin garip cilvesidir ki, rekorlara doymayan kralın Galatasaray aşkı, yine Feldkamp varken bitiyor. Rekorlarının darısı ise yeni Cimbomlu krallara!

İlkler ve rekorlar