Yeni Şafak koridorlarında dolaşıp, Hamit Can'ın yankılarını dinledik. Ölümünün üzerinden bir hafta geçmesine rağmen her sohbette hatırlanan ve özlemle bahsedilen, her yerde eksikliği hissedilen derviş yürekli kişiyi, iş arkadaşlarına sorduk. Yeni Şafak'ın ağabeyi Can, “Allah'ı çok sevdiğim için onu günahlarımla meşgul etmek istemiyorum” diyerek başörtüsüyle okulun kapısına kadar giden orta 2. Sınıf öğrencisi küçük Ayşenur'un babasıydı...
KİM NE DEDİ?
SABRİ YILMAZ (Fotoğraf Editörü) Sevgili Hamit Can kardeşim, iki kapılı dünya hanındaki kısa dinlenmesini ve soluklanmasını hiç beklemediğimiz bir zamanda tamamlayıp, yoluna devam etmek üzere diğer kapıdan çıkıp gitti. Vefatından bir hafta önceydi. Yine sabah vakti, çaylarımızı almış, malum köşede yudumlarken "Sabri Ağabey, dün gece bir rüya gördüm" dedi. "Allah hayra çıkarsın Ağabey" dedim kendisine. Anlattı rüyasını. Ürperdim. Kıskandım, O'nun adına sevindim, kendimden de utandım. Kısacası, rüyasında, şimdi bir türlü ismini hatırlayamadığım birisi Rasulüllah Efendimiz'in (SAS) kendisine selam söylediğini ifade etmiş. Kâinatın Efendisi' nden selam alıyorsunuz. Vefatını duyduğum an aklıma bu rüyası geldi: "Acaba Efendimizin güzel selamı ahirete bir davetiye miydi?" diye düşündüm. Hamit ağabey, Allah mekânını cennet eylesin. Kızın Küçük Ayşenur'un 'demokratik hakkı'nı kullanarak ders dışında başını örtmeye devam edeceğinden emin olabilirsin.
GELECEK 'DİRİLİŞ NESLİ'NİN OLACAK DERDİ
KADİR DEMİREL(Yurt Haberler Müdürü) 1979 yılında Hamit Can, Milsan tesisleri dizgi servisinde, ben de Milli Gazete'de çalışmakta idim. Çok fazla kimseyle haşır neşir olmayan Hamit kardeşim, benimle bir çok şeyini paylaşırdı. Zaman zaman Üstad Necip Fazıl Kısakürek'i anlatırdı kimi zaman da Üstad Sezai Karakoç'u. Onların fikirlerinden yola çıkarak gelecek için çok umutlu bir tablo çizerdi “Yarın elbet bizim elbet bizimdir. / Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir” şiirinin mısralarını çok mırıldanırdı. Gelecek 'diriliş neslinin' olacak derdi bundan çeyrek asır önce. ADEM GÜRSAL (Yurt Haberler Servisi- Mac Operatörü) Hamit ağabey bana her konuda destek olurdu. Benim nişanlı olduğumu bildiği için evlilikten, aile hayatından sorumluluklardan bahsederdi. Bana her hafta nişanlımı arayıp aramadığımı şifreli bir şekilde “Fransa'yı aradın mı” diye sorardı. Aramızın nasıl olduğunu merak ederdi. Bir gün moralim bozuktu, bir süre konuştuktan sonra Fransa'yı aramadığımı öğrenince cebindeki parasının yarısını çıkarıp nişanlımı aramam için bana verdi. Sürekli böyle iyilikler yapardı. Sonradan öğrendim ki, Basın İlan Kurumu'nun gazetecilere faizsiz olarak bir yıllığına verdiği borç parayı kendisinin de çok ihtiyacı olmasına rağmen benimle paylaşmış.
DERBESİYE'YE GİDECEKTİK BİRLİKTE
MEHMET ŞEKER(Köşe Yazarı) Kardeşliğe yakın, samimi bir arkadaşlıktı bizimki... Pek kimsenin bilmediği bir hususiyeti, sesinin güzel oluşuydu. Şarkı ve türküleri usulüne uygun söylerdi. Çaylarımızı alır, güzel havalarda bahçeye çıkardık. Kimi zaman Alvarlı Muhammed Lütfi Efe'den başlar, Tatyos Efendi'den devam ederdi. Kimi zaman Kerkük'ten hareket eder, Ahmet Kaya'ya uğrar, oradan Kütahya'nın pınarlarına doğru yol alırdık. Sezai Bey'in disiplini ve üslubu ona da tesir etmişti. Bazen, “Aynen üstat gibi konuşuyorsun” diye takılırdım. Hoşuna giderdi o sözüm, gülerdi. Derbesiye'ye gitmeyi düşünmüştük. Onun çocukluğunun geçtiği yerleri dolaşacak, oradan dönüşte Eskişehir ve Bilecik'e uğrayacaktık. Beklemediğimiz bir zamanda aramızdan ayrıldı. Bana söylediği son söz, “Görüşürüz” olmuştu. Ümidimi muhafaza ediyorum. İnşallah görüşürüz. HAKKI YANIK(Redaktör) Son karşılaşmamızda edebiyat konuşmuştuk. Edip Cansever'den Kırtipil Hamdi'ye; Orhan Okay Hoca'dan Mustafa Kutlu Ağabey'e kadar birçok isim. Üstad Karakoç'tan da bahsettik elbet. Edebiyattan girdik, fukaralıktan çıktık. Derken Mardin'e uzandık. Gündüz mezarlık, gece gerdanlık olan Mardin. 'Hemşehrim' derdi. Çat-pat Kürtçe konuşurduk. Çokça hüzünlüydü, çokça suskun, çokça yalnız ve az gülerdi, gülmesi mükemmel. Evet, kaybettik üstadı. Söyleyecek çok şey yok. Canlar ölesi değil ve fakat ölüyorlar. Artık oturup ağlayabiliriz kendimize.
ONA DERVİŞ DERDİM
MURAT ÇAPKIN(Renk Ayrımı Şefi) Rahmetli Hamit Can'ı 1982'den beri tanırım. Son derece saygın ve kibar biriydi. Dost canlısıydı, insanları severdi. Bu dünyada maddi olarak hakettiğini hiç görmedi. Bu duruma da hiç bir zaman isyan etmedi. Çok sabırlıydı. Bundan dolayı kendisine derviş derdim ben. MESUT ŞANLI (Yurt Haberler Servisi- Mac Operatörü) 17 yıllık bir dostluğumuzun ardından bizleri terk edip ebedi istirahatgâhına çekildi. Can, gerçek bir dosttu. Rahmetli, duygu ve düşüncelerini kimseyle paylaşmaz; içine atıp sadece hayata geçirilmesi gereken projeleri uygulayıp, memnun olması gerekenleri memnun ederdi. Hayatta kendisi için hiçbir şey istemezdi. SERPİL ERGİNOĞLU (Yurt Haberler Servisi- Mac Operatörü) Onu kaybettiğimi asla düşünmek istemiyorum çünkü her hali gözümün önünde. Çok seviyorum çünkü o benim Hamit Ağabeyimdi. Sürekli nasihatlerde bulunurdu, kitap okuyup yazmamız için bizi teşvik ederdi. Sürekli Arapça konuşup, muhabbet ederdik. O can sıkıntısını anlatmazdı, hep bizi dinlerdi. Mardin'i o kadar güzel ve içten anlatırdı ki Mardin'e âşık olmamak mümkün değil. MUSTAFA BESLİ (Tahsilatçı) O bizim için bir ekol, bir ağabey yeri geldiği zaman sığınılacak bir liman oldu hep. Bize nasıl mütevazı olunur, insanlara karşı nasıl saygı ve sevgi gösterilir yani kısacası nasıl iyi bir Müslüman olunur onun örneklerini vermiştir hep. Son dört beş aydır neredeyse her gün Mustafa Cambaz, Hamit Ağabey ve ben işe beraber gider gelirdik. Bu kısa seyahatimizde gönlündekileri bizimle paylaşırdı. Çengelköy'de çay ve sigara içmemizi çok özleyeceğim.
YAZMAYA TEŞVİK EDİYORDU
SEVİL KUZU ( Yurt Haberler Servisi-Muhabir) “Pencereden dışarıyı seyrediyorum: Kar yağıyor. Odanın ortasında sobanın gümbür gümbür yanışı ne güzel. Nar gibi kızarmış sırtında kestaneler piştikçe, içimi tarifsiz sevinçler kaplıyor. Bilmem hangi kelimelerle anlatsam.” Hamit ağabeyin yazmak için ona söz verdiğim bir yazıma yaptığı giriş buydu. Bu cümleler ondan bana kalan en güzel hatıralardan biri.
BAŞI HEP ÖNDEYDİ
SADIK TÜRKMEN (Reklam Müdürü) “Derbesiye Günleri”ni internete her yükleyişinde, bana: “Sadık kardeşim bugün yenisini yükledim” derdi. Ben anlardım, Hamit Ağabey okuyup yorum yazmamı istiyordu. Okurken kelime dağarcığıma yenileri ekleniyordu; aslında o kelimeler Hamit Ağabey'in bana zekâtıydı. Başı hep önündeydi. O hali bana Allah'ı hatırlatırdı, bu bende bıraktığı en büyük etkiydi.
ÜNLÜ OLMAK İSTEMEM
NURŞEN ŞENTÜRK(İnternet Editörü) Gazetenin direğinin yıkıldığını söyledim durdum cumadan beri. Tembih eden, tavsiye eden, teşvik eden, güzel ağabeyimiz gitti çünkü. Yıllardır onun sesinin gölgesinde çalışıyordum gün içersinde defalarca selamlaşarak. Yeni Şafak'ın oksijeni azaldı onun gidişiyle. Gönlümüzü anlayan, gönül insanı ağabeyimizi hiçbir zaman unutmayacağım.
AYŞE OLGUN (Editör) Hamit ağabeyin ölümü üzerine bir arkadaşım 'Yeni Şafak'ın manevi direği kırıldı" demişti. İşte Hamit Ağabeyin bizim için anlamı bu. Bizler dünya telaşıyla gazetenin koridorlarında koşuştururken merdiven başlarında onun sakin adımları ve güleç selamıyla yolumuz kesilirdi. Rüya tabircimizdi aynı zamanda. Bizden rüyalarımızı satın alıp gönlünde biriktirirdi. MÜYESER AKÇİÇEK (Tv Net Haber Editörü) Hamit Ağabey benim için hayatın manevi yönüydü. Onunla geç tanışmanın pişmanlığını yaşıyorum bugünlerde. Hoşgörüsü, mütevazılığı ve en önemlisi dünya menfaatlerine karşı oluşu onu daha da önemli kılıyordu benim gözümde. Bir konuşmasında "Ben ünlü olmak istemem, sevmiyorum insanların beni yüceltmesini" demişti. O belki ünlü olmak istememişti ama bilmeden herkesin gönlünde taht kurmuştu. AYSEL YAŞA (Muhabir) Hamit Can'ın gidişi hayatta hiçbir şeyi ertelememem gerçeğini gösterdi bir kez daha. İki gün önce sözleştiğin halde, iki gün sonra onu bulamamak… Hayat işte yaşamla ölüm arasında iki kısa çizgi. Bu kısa çizgi üzerinde dosdoğru yürüdü. ESRA NUR AÇKI (Yurt Haberler Servisi-Stajyer) Yaşımın küçük olmasına ve stajyer olmamama rağmen benimle gayet ciddi, yerine göre şakacı konuşmuş ve bana kendimi olgun hissettirmiştir.
Karakoç haberi duyunca rahatsızlandı
Hamit Abi, en çok da üstadı, dostu, yareni Sezai Karakoç için bir candı. Nerede Karakoç'a dair bir cümle yazılacak olsa, tanıştığı günden itibaren Karakoç'un dizinin dibinden ayrılmayan Hamit Can'a danışmadan yazılamazdı. Gözler bu yüzden cenaze namazında Karakoç'u aradı. Üstad'ın bu konulardaki tutumunu bilenler gelmeyebileceğini de tahmin ediyordu. Ancak Karakoç'un o gün cenazede bulunmak istemesine rağmen sağlık problemleri nedeniyle bulunamadığını öğrendik. Hamit Can'ın vefatını büyük bir dikkatle Sezai Karakoç'a ileten yakınları, yine de üstadın rahatsızlanmasına engel olamadılar. Tansiyonu yükselen üstad, buna rağmen cenaze namazına katılmak istedi. Ancak yakınları üstadın cenazeye katılmasını sağlığı açısından riskli bulduklarını ilettiler. Üstad'ın da bunu büyük bir olgunlukla karşıladığı dile getirildi.
Kim ne yazdı
Mustafa Özcan: Kaybedilen dostluğun yetimleriyiz
Galiba bizler hem dostları hem de dostluğu kaybetmenin kıyısında dolaşan bedbaht nesilleriz. Daha doğrusu kıymeti bilinmediği için kaybedilen dostluğun yetimleri. O da hasbi arkadaşlardan biriydi. Belki de Yeni Şafak'taki soy adaşım Nusret Özcan'ın manevi varislerinden birisiydi. Onun yerindeki son kişi olmalıydı. İkisi de birbirine benzerdi ve manevi ocaklara bağlıydılar. İkisi de ne hikmettir ki, hemen hemen aynı yaşlarda ve kalp krizinden gitti. İkisi de ekonomik ve içtimai sıkıntılar içinde yüzdüler. Allah da onları aramızdan gök ekin gibi erkence aldı. Ali Ulvi Kurucu'nun Mustafa Sadık er Rafii'den aktardığı gibi ateşin içindeydiler ama ateş onları yakmıyordu. O ateş denizi Hazreti İbrahim gibi onlara güllük ve gülistanlık oldu. Ateşin içinde bir rahmet vardı.
Senai Demirci: Vefasızlık ettim
Bir ayna tutsak elimizde... Yitiklerimizin yüzlerini arasak aynada... Kıymetini bilemediklerimizin ardı sıra bıraktığı boşluklarda gezdirsek aynamızı, neyi görürdük acaba? Kendi yüzlerimiz görünür sevdiklerimizin bıraktığı boşlukta önce. Kadir kıymet bilmeyen mahçup yüzler, dosta dostu olduğunu hatırlatmaktan çekinen yarım sözler, sevdiğine sevdiğini söylemekte geri durmuş mahzun dudaklar... Hamid Can'a bunları söylemek için "geniş zamanlar umuyordum ben de. Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklıma gelmezdi. Gizli bahçemde açan çiçekler vardı. Gecelerde ve yalnız. Vermeye az buldum. Yahut vakit olmadı. 1990'lı yılların başında, İz Yayıncılık'la çalışırken tanıştım Hamid Can Ağabeyimle... Vefasızlık ettim, arayıp sormadım, soramadım. Ama o benim için işini sevmenin, dürüstçe yaşamanın, dosdoğru durmanın sembolüydü. Bir seher vakti, "vaktin kalbinde" göçüp gitti dünyadan. Vefat etti. Vefa gösterdi. Verdiği sözde durdu. Bir namaz sonrasına denk geldi ölümü...
Ahmet Kekeç: Can arkadaşım Hamit Can
Hamit Can'a ne borçluyuz? Sükûneti... İyiliği... Bilgeliği... Mütevazı kararlılığı... Dünyalık hırslardan uzak kalarak da kendimizi gerçekleştirebileceğimizi... Necati Polat tanıştırmıştı... İlk karşılaşmamızda hemen kaynaşıvermiştik. Hamit'le ilk karşılaşmalar hep böyle olur. Hemen kaynaşıverilir. Hesapsızlığı, naifliği, tertemizliği hemen ele verir kendini. Her Cumartesi buluştuğumuzu hatırlıyorum.
Hep edebiyat konuşulurdu. Herkes şiirini, öyküsünü, tasarılarını dökerdi masaya. Hamit, “tamamlayamayacağı” o büyük hikâyeyi anlatırdı. Aynı dergilere ürünlerimizi yolladık. Aynı öğrenci ve bekâr evlerinde kaldık. Diriliş düşüncesinin “en hakiki” müntesiplerinden biriydi. Yıllarca Sezai Bey'e gidip geldi. Sezai Bey'den güzel haberler taşıdı. Yakın çevresini Sezai Bey'e taşıdı. Hep hesapsız, hep içten, hep tertemiz... Salih Tuna aradı, “Hamit Can'ı kaybettik” dedi. Haberi aldığımda öyle kalakaldığımı hatırlıyorum. Böyledir bu işler. Ne diyeceğinizi bilemezsiniz. Öyle kalakalırsınız... Hamit Can'a çok şey borçluyuz... Onun sükûnetine, mütevazı kararlılığına ve “iddiasız” bilgeliğine çok ihtiyacımız var. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun...
Mardin Belediye Başkanı: Mehmet Beşir Ayanoğlu;
Ağabeyimiz, Hemşerimiz Hamit Can'ın vefatı şahsımı ve Mardinli hemşerilerimizi derin bir üzüntüye boğmuştur. Mardin halkı ve şahsım adına; başta ailesi olmak üzere, yakınları, dostları, Yeni Şafak camiası ve basın camiasına başsağlığı diliyorum. Sabr-ı cemil niyaz ediyorum.