Kendi başına ayakta durmayı bildi hep İzel… Ayakta durdu, alkışlarla şımarmadı, seyirciler onu devleştirdi… Hit olmuş parçalarıyla gönlümüzde uzun süre taht kurdu. Kimi zaman zirvede kimi zaman aheste yürüdü… Şimdi yeniden ışığı parlıyor. 'Işıklı Yol' albümüyle uzun süren sessizliğini bozan İzel, bunca yıl geçmesine rağmen hala ürkek ve kırılgan. "Ben böyle iyiyim ve değişmeye de pek niyetim yok" diyen sanatçı, mutsuzluktan mutlu olduğunu itiraf ediyor. İzel'e göre acı çekmek yaşama bağlıyor. Bu ne kadar doğru bilmem ama acıların insanı olgunlaştırdığı da bir gerçek. Bu haftaki konuğum İzel'le keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Umarım beğenirsiniz… İyi pazarlar.....
Son dönemlerde kasetler çok fazla satmıyor, bir de korsanlar var, 'mp3'ler var. Seni bu tedirgin ediyor mu?
Tedirgin ediyor tabii. Ama şöyle de bir şey var; kaset çıkarmadan da duramayız. O heyecanı yaşamamız ve konser teklifleri alabilmemiz için gerekiyor. Gerçi hiçbir zaman şarkıcılar kaset satışlarından çok büyük paralar kazanmamışlardır. O yüzden çok fazla bir şey değişmiyor maddi anlamda.
Sen de daha çok sahneden kazanıyorsun değil mi?
Evet. Eskiden barlar vardı. Şimdi öyle yerler artık kalmadı. Oralardan biz iyi paralar kazanıyorduk.
Şimdi nerede sahne alıyorsun?
Biz konser veriyoruz, Türkiye'yi dolaşıyoruz. Festivallerde konserler veriyoruz, açık havalara gidiyoruz. O tip şeyler yapıyoruz daha çok. Haa bir de bayii firmaların geceleri oluyor eğleniyorlar.
Hangisi daha kazançlı. Haftanın 2 günü barlarda çıkmak, daha mı iyi?
Şimdi o daha garanti tabii. Yani memuriyet gibi bir şey oluyor. Biliyorsunuz ki bir-iki sene devam edecek. Tutarsa da zaten gidiyor. Oradan sürekli garanti geliriniz oluyor. Bar her zaman daha avantajlı.
KENDİME GÜVENİM PEK YOK
Kim olduğunu unuttuğun zamanlar oluyor mu hiç?
Normal yaşantımda kim olduğumu unuturum. İşte şu anda gördüğün gibi doğal, çocuksu bir halim var. Özel hayatımda kendime çok güvenen bir tip değilimdir. Ama sahneye çıkınca bir şey oluyor. O çocuksu duruşum bile değişiyor.
Neden özel hayatında kendine güvenin yok?
Ben böyleyim. Kırılgan olmak, yani mütevazı olmak daha çok hoşuma gidiyor. Hani sanki dokunsan ağlayacakmış gibi. Çocukluğumdan beri öyleyim ve değiştirmeye de çalışmıyorum.
Ne burcusun?
Boğa burcuyum. Çok da boğa gibi de değilim aslında değil mi?
Daha çok yengeç gibisin....
Evet yengeç gibiyim, karışıyor, bir yengeçlik var.
Zaman zaman başka yerlere de ait olduğunu düşünür müsün?
Düşünürüm.
Ne düşünürsün mesela?
Belki bu çok fazla film seyrediyor olmaktan kaynaklanıyor olabilir. Mesela eski filmleri çok severim. O yüzden ben eski zamanda yaşamalıymışım diye çok düşünüyorum. 40'larda mesela İngiltere'de yaşamak isterdim. İzlediğim filmin içine zaten o kadar çok giriyorum ki, kendimi o kadar kaybediyorum ki bir anda neredeyim unuturum. Yani o dönemlere ait bir insanmışım gibi geliyor bana.
ÇOK HAYALPERESTİM
Biraz hayalci bir taraf var...
Biraz değil bayağı var. Hayallerim sayesinde ayakta duruyorum. Çok hayalperestim; ama bir zararını da görmedim.
Peki ben sana baktığımda çok evcimen bir insan görüyorum. Çok iyi bir anne, çok iyi bir eş olacakmışsın gibi geliyor. Hiç özlem duymuyor musun? Mesela bir çocuk?
Şimdi şöyle bir dönem vardı. Yeni 30 olduğumda -acaba hormonlarla mı ilgili bilmiyorum- inanılmaz bir anne olma isteği vardı. Zaten o 'bebek' şarkısı falan hep o dönemlerde oldu biliyorsun. 'İşte anne olayım, evleneyim, o kadar çok istiyordum ki böyle şeyleri. Şu anda böyle bir duygum yok açıkçası. 'Artık çocuk yapmalıyım' diye, çok da doğru bulmuyorum.
Sebep?
Yani bu hayata çocuk getirmek ne derece doğru. Ne bileyim çok doğru gelmiyor, çok iyi gitmiyor bazı şeyler.
İyi gitmeyen nedir?
Bir kere zaten dünyanın geleceğinden endişelerimiz var. İnsanlar tembelleşiyor, insanların namus kavramları küçülüyor; yani değerleri küçülüyor, dostluklar azalıyor. Böyle bir dışarıdan bakınca çok problemli. Bunları düşündüğümde, 'Boş ver evliliği, çocuğu ' diyorum.
Bence İzel, anne olduğu zaman bu değerleri çocuğuna fazladan fazlaya verecektir...
Ben 37 yaşında olmama rağmen, çok tecrübeli olmama rağmen kendimi hala koruyamıyorum. O yüzden çocuğum olursa ne derece koruyabilirim bilmiyorum, endişeliyim.
Ekranda sık sık görünmek bir avantaj mı?
Tercihinize bağlı. Ben mesela bir şekilde 20 senedir ayaktayım. Sağlam da bir yer edindiğimi düşünüyorum. Biraz da başka şeyler var aslında. Bunu çok fazla ekranda olmamaya bağlıyorum. Çok eskitmedim yüzümü, kendimden bıktırtmadım. Özlettiğim dönemler oldu. Orada güzel bir denge kurdum. Çünkü ben işimde daha farklıyım. Bu kadar duygusal bir yapıda değilim. Sürekli ekrana gelirsem kan kaybederim. Ha ama başka tarz insanlarda da tam tersi olabilir ama benim için dezavantaj.
ACI ÇEKMEK YAŞAMA BAĞLIYOR
Özellikle Türk toplumuna ters düşen bir hareket yapan bazı kişilerin gösteri fiyatı ikiye katlanıyor. Bu ne derece doğru?
Şimdi şöyle bir şey var. Onlar bir dönem oluyor. Ama ondan sonra 2-3 sene oturuyorsun.
Yitirilen bir şeyler oluyor mu?
Bir şöhret olmak vardır, bir de saygınlık vardır. Yani saygı duyulması lazımdır. Şimdi sokağa çıktığınızda herkesin 'Aaaa şu bilmem ne' diye atlaması bu başka bir şey. Ama bir yerde gördüğü zaman gerçekten severek yaklaşmaları, saygılı davranmaları, çekinmeleri bunlar daha önemli bence.
Mutluluğunun kriteri nedir?
O kadar enteresan ki, mutsuz olmaktan bile mutlu olabiliyorsunuz. Yani içimizde biraz acı çekmek duygusu da var. Acı çekmek aslında yaşama bağlar.
Peki sen böyle misin?
Ben biraz öyleyim.
Yani şu anda acı çekmekten mutluluk mu duyuyorsun?
Mutluluk duymuyorum ama biraz bağlanıyorum, hayata bağlanıyorum.
Öyle mi yani acı çekmek seni hayata bağlıyor... Bu da bir kamçıdır hayata karşı.
Tabii tabii kamçılıyor. Çünkü boş durmuyorsunuz, insan boş olduğu zaman, hele bir de kalbi de boş olduğu zaman birtakım panik ataklar, depresyonlar geçirebiliyor. Çünkü sizi oyalayacak bir şey olmadığı için kendinizi inceliyorsunuz. Yani acaba kalbim mi hasta? Şöyle miyim? Böyle miyim?
Bir hastalık hastası yani.
İşte hasta mı olacağım? Geleceğim ne olacak? Şu mu olacak? Bu mu olacak? Böyle düşünebiliyorsunuz. Ama böyle bir şey olduğunda sadece bir yere endeksleniyorsunuz. Yani sadece o aşksa aşkın mutsuzluğuna takılıyorsunuz ve o sırada başka bir şey düşünmüyorsunuz.
Şu anda aşkın mutsuzluğuna takılmışsın galiba...
Takıldım.
Umarım çabuk geçer. Yıllar önce çok ciddi panik atak durumun vardı. Atlatabildin mi?
Allah düşmanımın başıma vermesin. 4 senedir iyiyim. 4 sene önce iyileştim ama 5 sene sürdü. Ve panik atağın en üst düzeyindeydim. Tuvalete bile yalnız gidemiyordum. O duruma gelmiştim. Fakat en son bir doktor buldum. Onunla arkadaş gibiydik. Bana çok yardımcı oldu. Ondan sonra atlattım. Çok kötü bir şey. Her gün ölüyorsunuz, çünkü her gün ölüm korkusu yaşıyorsunuz.
Peki Seray Sever'in şarkılarındaki sesin senin olduğu iddia edildi... Gerçekten inandığın bir projemiydi bu ki böyle bir desteği esirgemedin.
Öyle dediler.
Ama öyleydi zannediyorum..
Hayır değildi aslında.
HERKES BİRBİRİNE KÖTÜ YAKLAŞIYOR
Değil di peki bunun gerçeği neydi?
Gerçeği şuydu. Dış kapının mandalı lafı vardır ya. Olayın o kadar dışındayım. Aslında albümün prodüktörü değilim, ne bileyim bestem yok, şarkım yok. Tek şey, Seray'la benim çok iyi arkadaş olmamdı. O albüm yapmak istiyordu, şarkı söylemek istiyordu. Ben çok istemiyordum onun şarkı söylemesini ama illa da yapacağım dediği zaman da arkadaş olarak da yanında olmak zorundayım. O yüzden ben bütün şarkıları tek tek günlerce çalıştırdım. Çok da çabuk kapabilen bir yapısı var. Okuduktan sonra ben bir iki yere vokal olarak girdim çıktım. Fakat bazı yerlerde 'mix'te benim vokallerimi açmışlar. Bundan benim haberim yok.
Neden albüm yapmasını istemiyordun. Sesini mi beğenmiyordun?
Çok iyi şarkıcı olduğuna inanmıyordum. Hatta bu düşüncemi söylediğim için de küstük.
Şu gösteriyor ki, dostlukların devamı için yalan söylemek gerekiyor...
Bir zamanlar bu camiadan çok arkadaşlarım vardı. Biraz daha dışında yaşıyorum şimdi. Herkes birbirine o kadar kötü yaklaşıyor ki…
Kendinle röportaj yapsan ne sorardın?
Aaaa enteresan şimdi... 'İzel pop müziğin neresinde' sorusuna herhalde güzel bir cevap verebilirdim.
Ne derdin?
Çok sağlam. Gizli sağlam.
Kişiliğinde en çok öne ne çıkar?
Naif olmam çıkar. Böyle çok yumuşağımdır ben. Sanki kırılacakmış, camdan bir şeymiş gibi böyle bir yapım var.
Kalbin de camdan mı, kırılır mı?
Evet.