Engin Günaydın, bir dönemin Zabıta İrfan'ıydı, Zaga'nın program skeçlerinde yer alıyordu sonra Avrupa Yakası'nın gülmekten kırıp geçiren Burhan Altıntop'u oldu. Şimdi ise senaryosunu kendi yazdığı Vavien filminin Celal'li ile huzurlarımızda. Ondan bir süreliğine bütün kostümlerini çıkarıp askıya asmasını istedik. Engin Günyadın Süperman gibi. Üzerindeki kostümü çıkardığında sakin, samimi, kendisiyle uzlaşabilmiş, açık birine dönüşüyor. Sahnede bu kadar iyi oyuncu olan biri, sıra kendisini konuşmaya geldiğinde zorlanmaya başlıyor. Onu sıfatlarından arındırdığınızda karşınıza ne Zabıta İrfan, ne Burhan Altıntop, ne de Celal çıkıyor. Merak edenlere işte bir Engin Günaydın portresi…
Vavien 18 Aralık'ta vizyona girdi. Aslında üzerinden epeyce bir süre geçti, demlendi. Şimdiki tepkiler nasıl?
Sinema yazarlarından çok olumlu tepkiler aldım. Seyircilerin yüzde yetmişi beğendi ama yüzde yirmisi tam tersi sıkıcı buluyor. Onun da filmle yeterince iletişim kuramadıkları için olduğunu düşünüyorum. Önemli olan sinema izleyicisinin beğenisi. Gerisi problem değil.
Celâl karakteri bencil, korkak, mutsuz ve merhametsiz. Ama siz bu karakteri olumluyorsunuz. Neden?
Celal aslında çaresiz biri. Hayatla ilgili beklentileri var, rahat bir yaşam istemiş ama olmamış. Ailesiyle bağ kuramıyor, karısının gerçekten onu sevdiğini bilmiyor, Anadolu'daki kadın erkek ilişkisi gibi zannediyor. Tek cinsiyeti olumsamak gibi bir amacım yok. Yazarken karakterlerle ilişkim çok yakındı. Belki de bu yüzden hepsine çok olumlu baktım.
Celal sizin yaşamadığınız hayatın kahramanı mı?
Benim çocukluğum da kasabada geçti. 'Eğer bir kasabada yaşasaydım, bu tarz bir sıkıntı içinde olsaydım ve böyle bir planın içerisine girseydim ne olurdu?'sorusuna cevap aradım. Celal planlı programlı biri değil, bir plan yapıyor ama sonunu getiremiyor. Ben kendimden yola çıktım bu yüzden.
Peki bu adam neden mutsuz?
En büyük problemi iletişim kuramaması. Filmdeki ana hedeflerimden biri; seyirciye önce mutsuzluk derinliğini tarif edip, sonra mutluluk tarafını açmaktı. Karanlık bir dünyayı göstererek oradan aydınlığı çıkarmaktı. Çünkü seyirci o karanlığa ne kadar çok girerse, aydınlığa çıkışı o kadar kolay olur. Bu yüzden karakterlerin ruh dünyasından seyirciyi yakalamayı tercih ettim.
Yakalayabildiniz mi?
Büyük oranda karşılığını aldım. 'Dört gündür aklımdan çıkmıyor' diyenler var. Yaptığım işlerin hepsinde bunu çok istiyorum.
Bu karakter neden bu kadar kusurlu?
Çünkü Celal bir anti kahraman. Becerikli, herşeyi halleden, zeki bir karakter değil. Anti kahramanları hep oynamak isterim, o dünyaları çok severim ve kendime daha yakın bulurum. Kusurlu insanların film karakteri olması ve izlemesi muhteşem birşey. Bu sayede bundan sonra benim ve Binnur'un oynayacağı daha farklı roller çıkacak. Bizim için bir alan açılıyor aslında.
Bu riskli birşey değil mi?
Çok riskli ama çok da zevkli. Bu film gişede çöküş yaşarsa hayatımın en mutlu çöküşü olacak.
Niye?
Bazı dönemlerde bazı işler olur, o kariyeriniz için çok önemlidir. Bu film benim için bir hayat hediyesi oldu. Psikolojimi düzeltti, karanlık dünyama aydınlık getirdi ve zihin ışıklarım yandı.
Korkmadınız mı?
Korkmaz mıyım?. Ciddi uykusuzluk sorunum var. Sabahları çok erken kalkıyorum. Tabiki rahat bir durumum yok. Diş minelerimi kırdım, kasılmalarım var. Hepsi bununla alakalı.
Ama tam tersi bunları dert eden bir adama da benzemiyorsunuz. 'Oynuyorum işte' der gibi bir havanız var...
Ben bu işi çok önemsedim. Diğerlerini mesela; Avrupa Yakası'nı izlemedim. Genelde işi bitirdikten sonra izlerim. Zaga'yı da bir yıl sonra izledim. İş bitene kadar yoğun bir disiplinle çalışıyorum. Ama bittikten sonra umursamıyorum.
Kendinizi neden izlemiyorsunuz? 'İyi mi yoksa kötü mü oynamışım' merakı yok mu sizde?
Eskiden yanlışları veya doğruları bulmak için izlerdim. Artık sette hissedebiliyorum. Çünkü oyunculuğa dizinin içindeki his trafiği olarak bakıyorum. Sahne sıralamalarıma bakıp öyle oynuyorum. Daha sonrası da yönetmenin işi zaten. Ben Vavien'i de filmin çıkmasına üçgün kala izledim.
Bir tarafta üstün bir oyunculuk, canlı ve sağlam. Bir yandan da tam zıddı az konuşan, sakin bir insan var. Süperman gibi...
Tabi sahne bizim işimiz ve mesleğimiz. Merdivenlerden yürürken normal yürürsünüz sahneye çıktığınız anda başka biri olursunuz. Sizin yaptığınız tespit azınlıkta kalıyor. Çünkü genelde o oynadığım karakter gibi olduğumu düşünenler var.
Sizde yazdığnız gibi karısını uçurumdan atan bencil, hissiz bir adam ruhu var mıdır? Nereye kadar sadist olabilirsiniz mesela?
Hayal kurabilirim. Ama tabi bunu hayatta yapmam. O bir hayat kararı insan nasıl cesaret edebilir.
Hayatınızda Vavien var mı?
Var tabi. Bazen insan konuştuğunda elektirikler söner. Karanlıkta kalırsınız o bir vavien dir zaten. Zihne hiç bir zaman güven olmaz. Zihin vaiven gibidir bir açılır bir kapanır. Açık olduğunda mutlu olmak, kapalı olduğunda ise düşünmek lazım.
Celal karekterinde Burhan Altıntop izlerine rastlayanlar var. Size karşı bir 'Burhan Altıntop' beklentisinin oluşması bunaltıcı değil mi?
O bir şov adamıydı. Burhan enerjisi çok yüksek biriydi. Ben rolü bir ruh dünyası, hisler trafiği olarak algılıyorum. Başlangıcı var, burada ne düşünüyor, nasıl karar verecek? gibi eğriler çizer. Oyunculukta mimik ve jestlerden çok buna önem veriyorum. Tabiki tavırlar bazen benzeyebilir. Sean Penn içinde aynı şeyleri söyleyebilirsiniz. Önemli olan his trafiğidir.
15 yıldır oynuyorsunuz. Bir çok karaktere bürünüp öyle çıktınız sahneye. Peki hayatınızda bu süreç nasıl işledi? Bu arada savrulmalar oldu mu?
O zamanlar hayatımla ilgili plan yapmıyordum. Bir Demet Tiyatro'yu oynarken 'benden oyuncu olmaz' kararı nerdeyse içime yerleşmişti. Bunu bir hobi olarak görüyordum. Ailemin etkisi de olabilir. Hiç bir zaman yaptığım işi bir meslek olarak görmediler. Onlar görmeyince bende görmüyordum.
Gerekçe neydi?
Babamın gerekçesi; bütün tiyatrocular televizyona çıkıyorlar ama durumları hiç iyi değil. Bana 'Sen bu işi bile bile niye tercih ettin?' diye soruyordu. Hatta mesleği olan arkadaşımı daha çok ciddiye alıyordu. Sigortanın olup olmayışına çok takardı.
Sigortanız var şimdi?
Hala yok.
Zamanla ailenizin bakış açısı değişti mi peki?
Şimdi memununlar aslında. Anneme karşı ilgi alakanın arttığı, banka kuyruklarında sandalye verildiği bir durum haline geldi. Annem televizyon izlemez. Ben ona Star'a çıktığımda yıldızdayım, Kanal D'ye çıktığımda da boncuktayım derdim. Ama izlemezdi.
Ne yapardı?
Anneme ne zaman 'ne yapıyorsun?' diye sorsam bana 'evde on kadın var oturuyoruz' derdi. (Gülüşmeler)
Kadının bol olduğu bir evde büyüdünüz değil mi?
Evet. Üç yengem, ablam ve annem var.
İyi birşey mi bu?
Kadınların ruh dünyasını iyi anladığımı düşünüyorum. Çünkü kadınların her türlü problemlerini küçüklüğümden beri gözlemliyorum. Bu yüzden kadınlara daha yakınım. Okulda da hep bayan arkadaşlarım vardı. Erkek arkadaşlarım konservatuardan sonra olmaya başladı.
Kendinizi nerede buluyorsunuz. Taşradaki hayatınızda mı yoksa Cihangir'de bir apartman dairesinde mi?
İkisinde de. Çalışma hayatının enerjisi yüksek. Tokat'ta ise ilişkiler ve dinlenme enerjisi yüksek. İstanbul'da çalışıp Tokat'ta dinlenmeyi tercih ediyorum. Çalışmayla eğlenmeyi ayrı tutuyorum. En sağlıklı olduğum dönemim çalışma dönemimdir. Erken uyanırım, kahvaltımı yaparım, sağlığıma dikkat ederim. O dönem bittikten sonra, yemekler biter vitaminler başlar ve sağlıksız olan bir dünyaya dönüşür.
Ünlü olmayı kendiniz tercih ettiniz. Ama bunun getirdiği durumları kabul etmiyorsunuz. Bu bir kapris değil mi, değilse nedir?
Bu hep söylenir. 'Ünlüsün daha ne istiyorsun?' diye bir durum vardır. Ünlü olmak bir süre sonra özel hapishaneye benzer. Biraz bunun sıkıntısından kaynaklanıyor. Modern bir hapishane yaratıyorsunuz kendinize. Şikayet bunun bunalımı sonucunda ortaya çıkıyor. Tabi ilk önce kestiremiyorsunuz ama sonra bir bakıyorsunuz ki sorkağa çıkamıyor, basit yerlere gidemiyorsunuz.
Ünlü olduğunuzu ilk ne zaman anladınız?
Ben Bir Demet Tiyatro'da Zabıta İrfan rölündeyken de çok ünlüydüm. Otobüslerin durduğu bir sahne hatırlıyorum. Herkes bana bakıyordu. O zamanlarda anahaber Bültenlerine çağırılıyordum. Ünlü olmak benim tecrübelendiğim bir konu. Yaptığınız işte ünlü olmazsanız o işte çok da başarılı olmuş sayılmazsınız.
Annem çarşaflı ve birlikte çok gülüyoruz
Siz nasıl bir ailenin çocuğusunuz?
Türkiye'den daha mutlu bir ailem var.(gülüşmeler) Bizde gülmeyen bir insan varsa o kişide problem aranır. On sekiz kişilik bir evde büyüdüm. İletişimin gücü ondan da kaynaklanıyor. Sırlar yoktur, annemin en kızdığı şeyler sırlardır. Benim annem, Binnur Kaya'nın annesi ve Olgun Şimşek'in annesi hepsi çok iyi anlaşır. Konuşma ve mantık olarak birbirlerine çok benziyorlar. Sanki bir adada yaşıyorlarmış gibi.
Aileniz muhafazakarmış. Size karışırlar mı?
Ailemden hiç öyle bir baskı görmedim. Babam medeni biriydi hiç dayak attığını bile bilmem. Eski fotoğraflarına bakıyorum çok güzel elbiseler giyiyormuş.
Anneniz çarşaflıymış..
Evet ailenin kadınları birden bire kapandı. Bir gösterimde benim annem kara çarşaflı diye bahsediyorum. Kadının biri 'Bugün Cumhuriyet Bayramı Engin Bey' dedi. Annemden bahsediyorum ne yapabilirim ki. (gülüşmeler)
Aileninizin muhafazakar oluşu sizin hayatınıza nasıl yansıyor?
Dindar olduğum söylenir ama dini vecibeleri yerine getiren biri değilim. Din olgusundaki iyilik tarafını çok severim. Bir başkasına kötülük yapmamak, geleceği ile oynamamak gibi şeylere dikkat ediyorum.
Peki onları kızdırdığınız olur mu?
Hayatımın her döneminde azar işittim. Annem çarşaflı diye otobüste azar işittim. Kız arkadaşımın elbisesi miniydi ona da azar yedim. O yüzden azarlanmayı çok normal görürüm. Hala da azarlandığım olmuştur. Normale bağladığım bir konu. (Gülüşmeler)
Annenizle aranız nasıldır?
Annem çok komik bir kadın, ona çok gülüyorum. Gösterimde de anlatıyorum: 'Annem kara çarşaflı, okuyan biri değil reklamcılara tabiriyle Z grubuna girer yani. Bana da Mizah'ın Mozartı diyorlar' Fakat ben annemle konuşurken hiçbir sorun yaşamıyorum. Yani Z grubu ya da A grubu değil önemli olan ne dediğiniz.
Peki size Mizah'ın Mozart'ı dediklerinde ne hissediyorsunuz. Kendinize uyumlu buluyor musunuz bu tanımları?
Ben bu tepkileri günü birlik, hayatı ise uzun görüyorum. Beni sevenlerin yakıştırması olduğunu düşünüyorum. Kendimle pek alakası yok.
Küçük şeyleri büyük problem zannediyorum
Çocuk sahibi olmaktan korkan, aşık olmak isteyen ama ilişki istemeyen birisiniz. 'Olsa ben nasıl bir adam olurdum' diye hiç düşünmediniz mi ? Bu korkunuzun sebebi ne?
Bu benim kimseye tavsiye ettiğim bir şey değil. Zaten çok fazla yeğenim var. Çocuk sorumluluğum var. Altı çocuk okutuyorum. Sorumluluktan kaçmak değil yani. Artı birşey de istemiyorum.
Peki ya ilişki?
Dört defa önemli ilişki yaşadım. O ilişkilerde herşey birbirine benziyordu. Başı sonu, ortası, tartışmaların hepsi birbirine benziyordu. Başka bir ilişkide aynı serüveni yaşamak istemiyorum. Hayata da matematiksel olarak bakarım. Otuz kırk arasında ne, kırk elli arasında ne oluyor? Bu sonuçlara dayanarak söylediğim şeyler bunlar.
Problem ne?
Genel olarak gördüğüm şey aile içerisinde de, karı koca ilişkisinde de bir kopukluk tehlikesi olduğu. İletişimsizliğin büyük bir yalnızlığı doğurduğunu ve insanlar arasında gittikçe azaldığını görüyorum. Azaldığı içinde didişmeye başlıyorsunuz. 'Ben yalnızım ne olur bana yardım et' psikolojisine girmeye başlıyorsunuz. Fakat bu problem maalesef çözülmüyor.
Kendinizle çabuk yüzleşebilen bir adam mısınız?
Ben çok açık biriyim. İletişimim çok yüksektir, iletişimsizliğe dem vurmamın sebebi budur. Üzüldüğüm bir konudur da. İnsanlar birbirlerine neden güvenmez. Neden bir ton soru sorar?
Siz güvenir misiniz?
Ben güvenirim ve kendimi yüzde yüz açarım. Eğer bir problem olursa karşı tarafın sorunudur.
Canınız yanmıyor mu?
Zaman zaman oluyor. Ama çok önemli bulmuyorum.
Alkol kullanıyorsunuz ve gece hayatınız var. Bazı insanlar alkolü kendini açma aracı olarak görür. Sizin ki bunun gibi bir şey mi?
Evet. Çok ağır kasılmalarım ve uyuşmalarım var.
Neden kasıyorsunuz peki?
Zihnimde çok trafik var. Çok küçük şeyleri çok büyük problem zannediyorum. O problemlerin hayatı mahvedeceğini düşünüyorum. Bundan dolayı bazen titremekten diz çöktüğüm bile olur. Aynaya bakıp 'ne olur artık çok korkuyorum' diye bağırdığım zamanlar olur. Alkol o korkularımı alıyor. Öteki türlü hayatımı yönetemiyorum. Böyle bir hayat olacaksa ben istemiyorum.
Dağılıyor musunuz?
Zaman zaman… Şuurlu bir şekilde kendimi iptal ediyorum. O zaman zihnimdeki trafik anında kesiliyor.
Peki siz 'neden herkes gibi değil de böyleyim' demiyor musunuz?
Ben sağlıklı insanlara çok özenirim. İçki içmezler kendilerine çok dikkat ederler.
Çünkü siz hiç dikkat etmiyorsunuz…
Evet. Bu yüzden özenirim. Ama bende böyle hislerime yakınlaştığımı düşünüyorum. Bazen sağlıklı da yaşarım. Ailemleyken içki içmem, pijamalarımı giyerim erken yatar uyurum. Bunu zaman zaman yapıyorum. Ama bir süre sonra bende endişe başlıyor.
İyi olmaktan neden endişe duyuyorsunuz ki?
Cesur olmadığımı hissediyorum. Pasifleşmeye başlıyorum.
Sağlığınıza hiç dikkat etmiyorsunuz, bir nevi kendinize zulmediyorsunuz aslında. Peki 'bana ya birşey olursa' diye korkmuyor musunuz?
Benim en dikkat ettiğim organım beynimdir. Hep zihnimle iş yaparım. Onu mutlu etmeye çalışırım. Gizli kasadaki mutsuzluklardan hoşlanmam. Bütün pencereleri açık tutmaya çalışırım ki havalansın, karanlığa düşmesin diye. Eğer zihniniz mutluysa organizmanızdaki herhangi bir şeyin hiçbir önemi yoktur.
Sağlık sorununuz var mı?
Yoo. Ben hastalanmıyorum bile.