Hoşgeldin Göksenin!

Murat Menteş’in kaleme aldığı Fink, Uzakdoğu’dan Afrika’ya, Türkiye’den Danimarka’ya dünyanın dört bir yanından acı ve acıtıcı, gülünç ve güldürücü, dokunaklı ve dokunucu, dokundurucu pek çok olayı, olguyu, durumu, gerçekliği ve karakteri seriyor önümüze.

Bu romanda anlatılanlar gerçek olmasaydı onları uyduramazdım.

İBRAHİM DEMİRCİ

Manidar metinler müellifi Murat Menteş, roman rotasındaki rahvan revişini sürdürüyor. Son romanı Fink, Alfa Roman dizisinde yayımlandı. Kasım 2021’de okura sunulan çalışma 294 sayfa. Kitabın sonunda kuşe kâğıda basılmış 23 sayfalık bir de fotoğraf albümü var. Çünkü bu eser, birçok yönüyle belgesel bir biyografi çalışması: Göksenin Yıldırım’ın hayat hikâyesi. Göksenin Yıldırım mı? Gerçek bir kişiden çok MM roman kahramanlarından birine mi benziyor? Evet, haklısınız. Öyle görünüyor ama öyle değil işte. Kitabın arka kapağındaki açıklamaları okuyalım:

“Bu romanda anlatılanlar gerçek olmasaydı onları uyduramazdım. / Küresel markaların reklam yüzüydü. Hollywood yıldızlarıyla takılıyordu. Yakuzaların kara listesindeydi. Cami cemaati ona ‘Muhammed Ali’ diyordu. Prensin teklifini reddetti. Koruması dünya şampiyonuydu. Krala secde etmedi. Kaplan saldırısından kurtardığı kadınla evlendi. Danimarka’da mimar olarak iş bulamayınca... Taksi şoförlüğü ve bulaşıkçılık yaptı. 2 yıl psikiyatrik tedavi gördü. 130 kilo olmuştu. Ve şimdi geri döndü! / 2002’de modellik yarışmasında dereceye giremeyince Hong Kong’a gidip Goku Sky adını alan ve Asya-Pasifik ülkelerinde tam 10 yıl fırtına gibi esen top-model Göksenin Yıldırım’ın inanılmaz ama gerçek hikâyesi!”

KURGUNUN KATMANLARI

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2021/12/15/12/53/resized_0be70-6de8a117finkk.jpg

MM kitabın girişinde kahramanıyla tanışmasını ve bu kitabın oluş-turul-ma sürecini özetlemiş (s. 17-28). Şu cümleler o bölümden: “Elinizdeki roman, Göksenin Yıldırım’ın ağzından yazılmıştır. O anlattı ben yazdım. Anlatıcımız gayet sempatik fakat bir nebze de çılgındır. Takdir edersiniz ki, hafızası gelgitli, ruhu yaralı birinin sözlerini düzene koymak müşkül. Olaylar düzgün aksın istiyor gönül. Gelgelelim ‘Goku Sky’ daldan dala atlıyor. Zaman, mekân, kişiler durmadan değişiyor.”

2013 İstanbul’unda konuşmaya başlıyor Gökdeniz: “Zifiri karanlık adresim olmuş”. Kıvanç Tatlıtuğ ile bir telefon görüşmesinden söz ediyor burada. İkinci sahnenin tarihi 2005, mekânı: Hong Kong. Bölüm başlığı “Dünyanın en güzel kadını ve ben”. Üçüncü sahnede Tokyo’dayız, yıl 2006: “Yakuzalar teyakkuzda”. 1989 İstanbul’unda “Flu Elifba” karşımızda. Annesi, Gökdeniz’e Kur’an öğretiyor. “Babam Türkmen Alevisi, söylemiş miydim? Annem ise Sünni, üstelik dindar. Tam bir ‘apakay’dır ha. Tatarca ‘kadın’ demek, saygıdeğer, muteber. Kırım asıllı zaten.” (s. 49).

Baba Zekai Yıldırım, 2021 yılında söz alıp oğlu hakkında kısa bir konuşma yapıyor (s. 106-109). “Ana” Ersin Güvenç Yıldırım 120 sayfa sonra ve 2006 yılında söz alacak, bu arada köşeli parantez içinde şu bilgiyi de verecektir: “Ersin erkek adıdır” demeyin bana. Türkiye’de 2 bin “Ersin Hanım” var (s. 229).

Göksenin’in on sekiz ay büyük ağabeyi Tugeday (Kısaca “Tugi” de deniyor) da romanın bir yerinde bir dipnotla karşımıza çıkıyor: “Ben, Tugeday Yıldırım. Bu bölümde anlatılan olayda, Volkan Revan beni hiçbir surette darp etmemiştir. Yazar, sahneyi dramatize ederek, vakaya fiziksel saldırı eklemiştir. Okurun [özellikle de oğlum Deniz Atlas’ın] bilgisine sunuyor, tekzibin kayda geçmesini ehemmiyetle istirham ediyorum (s. 272).

Sadece bu nottan hareket ederek gerçekle kurgunun anlamı, farkı, değeri, etkisi, sonuçları üzerine uzun uzadıya müzakereler ve tartışmalar yürütebiliriz. “Özellikle oğlum” diyen hukukçu babanın kaygısını gideren bu ince duyarlığı derin bir saygıyla alkışlamak isterim.

DİLİM DİLİM LEZZETLER

Kimi bölümlerini bağımsız öyküler biçiminde de okuyabileceğimiz bu zengin ve ilginç anlatıyı okurken hissettiğim duyguları, şaşkınlıkları, hayranlıkları, coşkuları, hayıflanmaları, imrenişleri, kınamaları, ürperişleri anlatmaya böyle bir tanıtım yazısının yetmeyeceğini takdir edersiniz.

Namaz kılan, oruç tutan bir fotomodelin başından geçenler, moda ve eğlence dünyasının tuhaflıkları, suç örgütlerinin kendine özgü kuralları, günah denizinin içinde bile parıltısı gözleri kamaştıran dostluklar... Hayatın çeşitli cilvelerine ve tezahürlerine cuk oturan onlarca, belki yüzlerce aforizma...

Bükreş’te Yakuzalar ele geçirir kahramanımızı, onu öldüreceklerdir. Fakat öldürmezler. Neden? İşte cevap: “Sonradan öğrendim ki korkmam gerekiyormuş. İntihara meyilli birini vurmak, Yakuza raconuna ters düşüyormuş. Ölmek arzusundaysan senin bu isteğini yerine getirmeyi reddedermiş Yakuza. Babanzın uşağı değiller ya!” (s. 140)

Şeyh Maksut Efendi’den bir açıklama: “En yetkin tavır tam bir kayıtsızlıktan doğar. Dünyevi heyecanlar tüm erdemleri boğar. Zaaflardan korumaz seni hiçbir iktidar.” (s. 147)

Bu alıntıyı yapmışken Fink’in özelliklerinden birinin de “Baştan sona seci sanatının kullanıldığı ilk modern roman!” olduğunu belirtelim. Divan nesrinin ve Osmanlı resmî yazısının pek sevdiği hususiyetlerden biri olan seci, başka bir deyişle iç kafiye, roman boyunca hep hissediliyor ve bu durum, zaman zaman metne bir mesnevi akışı sağlıyor. Ancak bu akışın kimi zaman bir çeşit zorlama, bazen de ahenge kapılarak metni ve anlamı ıskalama gibi sonuçları olabiliyor. (Böyle durumlarda frene basıp geri döndüğüm oldu.)

Murat Menteş metinlerinde vokabüler virtüozitesi zaten alışık olduğumuz bir olgu. Bu kitapta da cümbüş, nümayiş, donanma, şenlik, şehrayin eksik değil.

Sözün özü şu olsun: Fink, uzakdoğudan Afrika’ya, Türkiye’den Danimarka’ya dünyanın dört bir yanından acı ve acıtıcı, gülünç ve güldürücü, dokunaklı ve dokunucu, dokundurucu pek çok olayı, olguyu, durumu, gerçekliği ve karakteri seriyor önümüze.

Derde Deva Randevu’lardan tanıdığımız Hakan Karataş’ın, çizimleriyle romana renk kattığını da hatırlatmak isterim.