Bir Yunan efsanesine göre İkarus isimli bir genç ve babası çok uzak bir adada, büyük bir zindana kapatılmış. Akıllı ve yetenekli baba çok geçmeden sadece tepesi açık olan zindandan kurtulmanın yolunu bulmuş. Dört tarafı yüksek duvarlarla çevrili bu zindandan kurtulmanın tek yolu uçmakmış. Adam, etraftaki kaz tüyü ve bal mumundan yaptığı kanatlarla İkarus'a uçmayı öğretmiş ve oğluna şu öğüdü vermeyi de unutmamış: ' Ne alçaktan uçacaksın ne de çok yüksekten ortadan gideceksin oğul!'. Söz böyle verilmiş; ama oğul uçmanın zevkiyle uçtukça uçmuş, yükseldikçe yükselmiş, sonunda balmumundan kanatlar güneşin sıcaklığından erimiş ve İkarus hızlıca yere çakılmış…'
-İnsan uçar mıymış hiç?
- İkarus uçamamış ama ben uçacağım.
- Bundan önce de Cevheri uçmayı denemedi mi, oldu mu, 'hayır' olmadı?
- Olmadı; ama Cevheri'nin kanatları kapıdandı, çok ağırdı ve yere çakıldı; ama benimki olacak…
- Havada nasıl kalacaksın?
- Rüzgarı kullanacağım, tıpkı kuşlar gibi öne doğru eğilip kanat çırpacağım ve ancak öyle uçacağım.
-Olmaz kardeşim olmaz… İnsan uçamaz…
-Ya ben uçarsam?
-Koskoca Yunan Kahramanı İkarus uçamamış, sen mi uçacaksın?
-Evet, ben uçacağım…
Malumunuz bu sohbetler benim gibi uçma tutkulu birisi için her gün yaşanan cinsten. Uçmak, kuşlar gibi gökyüzünde olmak yukarıda da gördüğünüz gibi en büyük ama en büyük hayalimdi. Gece, gündüz, uyurken, gezerken, yemek yerken hep kuşları düşünür, onlar gibi nasıl uçacağımı hayal ederdim. Bunun için de pek çok kitap okudum. Mesela bana sürekli örnek verdikleri İsmail Cevheri benim en çok etkilendiğim hocalarımdan biriydi. Onu çok ama çok iyi anlıyordum; çünkü uçmak ben de olduğu gibi onda da çok büyük bir tutkuydu. Cevheri uçmak konusunda pek çok yazı yazmış, çizimler yapmış, hepsini tek tek inceledim. Kapı kollarından yaptığı kanatları hayal ettim, onlarla uçtum uçtum, en yükseğe…
Ve böylece biraz daha büyüdüm… Günün birinde elime Leonardo Da Vinci isimli bir İtalyanın çizimleri geçti. Muazzam kanat çizimleri ve tasarımları vardı; en az Cevheri Hocam kadar ondan da etkilendim. Her ne kadar arkadaşlarım benimle dalga geçseler de, belli ki insanların uçabileceğine inanan tek ben değildim.
Yeryüzünün kanatlarımın altında olacağı günlere çok az kalmıştı. Elbette ki bugüne kadar insanların uçamamış olması bundan sonra da uçamayacağı anlamına gelmiyordu. Bunun için hem insan hem de hayvan kaslarını inceledim. Günlerce, aylarca kanat yapmak için uğraştım ve sonunda istediğim kanadı yaptım. Tüm bunlar yaşanırken bütün İstanbul, hatta devrin büyük padişahı IV. Murat bile benim uçma hayallerimi ve asla vazgeçirilemeyen merakımı duydu.
1637 senesinin çok poyrazlı bir günü, Galata Kulesi benim için hazırlandı, yıllarca hayalini kurduğum kanatlar kollarıma takıldı. Bütün İstanbullular kıyıya doluşmuş, hepsi acınası gözlerle bana bakıyor, aralarından bazıları da düşüp öleceğim diye üzülüyordu. Kanatlarımla beraber kendimi kuleden aşağıya bıraktım. İçimdeki çığlık dışımda yangılanırken gözlerim hep kapalıydı. Gözlerimi açtığım da ise sonunda İstanbul kanatlarımın altındaydı. Uçuyordum…
Uçan bilgin Hezarfen Ahmet Çelebi
Hezarfen Ahmet Çelebi, (d. 1609 - ö. 1640) 17. yüzyılda Osmanlı'da yaşamış Müslüman Türk bilgini. Kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insanlardan olmuştur. Sultan 4. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında, Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Hezar, Farsça kökenli bir sözcük olup 1000 anlamına gelir. Hezarfen ise "bin fenli" (bilimli) yani "çok şey bilen" anlamına gelir. Devrine damgasını vuran uçma çalışmaları padişah 4. Murat tarafından da çok beğenildi. Sarayburnu'ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi'ye göre "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu âdem her ne murad ederse elinden gelir, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek onu Cezayir'e sürgün etmiştir. Bundan sonra Hezarfen'den haber alınamamıştır.