İkizlerim bana demokrasiyi yaşatıyor

25 yıl içinde foto muhabirliği, televizyonculuk yapıp belgesel çeken 23 kitabı 800 belgeseli bulunan Nebil Özgentürk'ün daha once hiç bahsetmediği bir yönünü, Kaan ve Yiğit adındaki ikizlerin babası olmasını konuştuk. Özgentürk “İkizlerime baba değil arkadaş gibiyim” diyor ve ekliyor;

Kübra&Büşra
İkizlerim bana demokrasiyi yaşatıyor

Nebil Özgentürk'ü çektiği belgesellerden yaptığı programdan biliyoruz. Kendi deyimiyle 'Başarılı, hırslı' bir gazeteci. Günümüz tarihine kadar 23 kitap yazıp 800 belgesel yönetmiş. Yıllarca yaptığı, 'Bir Yudum İnsan' belgesel formatıyla sanat, iş ve spor dünyasından birçok kimsenin bilmediğimiz yönlerini tanıttı. Özgentürk kendisinin de dediği gibi sadece yazdığı kitaplar çektiği belgesellerle gündeme geldi. Ama onun da hiç bir yerde anlatmadığı bir özel yaşamı var. Semtine üç okul yaptıran olağanüstü yazılar yazan bir baba, bir film yönetmeni ile bir ressam abisi olduğu gibi. Mesleğin henüz başlarındayken 21 yaşında ikizleri dünyaya gelen Özgentürk'ün yaşamı klasik mutlu aile tablolarına girmiyor. Öyle ki; erken baba olmasının verdiği heyecan ve meslek aşkıyla çocuklarıyla yeterince ilgilenememiş. Böyle olunca da çocuklarıyla ayrı bir yaşam sürmüş. Özgentürk'le babalığın tanımını, ikiz babası olmayı, keşkelerini konuşurken ikiz oğulları Kaan ve Yiğit ile de başarılı bir babaya sahip olmanın nasıl birşey olduğunu, ikizliğin artılarını eksilerini konuştuk.

Baba' kelimesinin içini nasıl doldurursunuz?

İyi bir hoca, ilk büyük adam, ilk abi… Babalık sahiplenme duygusu ve karşılıksız sevgi. Güzel bir cümledir; 'çocuğum büyüsün, okusun, adam olsun.' adamlık illa mühendis olsun anlamında değil. İyi bir yurttaş ve insan olsun.

Babanızdan aldığınız 'babalık yöntemleri' var mı?

Onun benim üzerimde uyguladığı yöntemi çocuklarıma uygulayamazdım. Çünkü kuşaklararası farklar var. Babam 1915 doğumlu. Ben ondan elli yıl sonra dünyaya gelmişim. Bu tarihte 1940'lara dayanıyor.

Nasıl bir babaydı sizinki?

Başımızı okşayan bir baba olmadı hiç bir zaman. Ama bu sevgisizlikten değildi, okşayacak vakti olmadığı ve öyle öğrendiği için. Eski cumhuriyet kuşağı babaları gibi.

Nasıl olur eski cumhuriyet kuşağı babaları…

Çocuklarına biraz daha mesafelidirler. Çünkü kendileri de böyle büyümüş insanlar. Bugün çocuklar babalarıyla daha şakacı, daha arkadaşça, ilgi ve sevgi görüyorlar.

Ondan örnek alıp çocuklarınıza aktardığınz ne var?

Babam iyi bir anlatıcıydı. Okumayı yazmayı sonra öğrenmesine rağmen eğitimi önemsiyen bir adamdı ve sosyal de biriydi. Kendi semtine üç okul yaptırdı. Ben evde adeta bir okulda gibi büyüdüm. Çok okuyan ve iyi hikâye anlatan adamın oğluyum. Bu kısmı babamdan aldığımı düşünüyorum.

Bir adam çocukluğunda babasının hangi özeliğinden etkilendiyse çocuklarına da aynısını yansıtmak istiyor sanırım…

Evet. O yüzden Kaan ve Yiğit'i sosyal olmaları, çok okumaları konusunda bilinçlendirdim. Mesela; bu hafta içinde üç gece düzenliyoruz. Benimle ilgilisi olmayan bir kitap ama tanıtımının organizasyonunu yapıyorum. Babam da böyle bir insandı. Ben de çocuklarımın bu tarz şeyleri yapmasını çok isterim.

Yaptığınız işi çocuklarınıza miras bırakacak mısınız?

Kuşaklararası farklar var. Mesela; onlar mühendislik okumak istediler. Bense sosyal bir eğitim aldım. Babamın bana anlattıkları hayatımda çok işime yaradı. Bir mühendis için benim söyleyeceğim yöntemler işe yaramayabilir. Ama buna rağmen ikisi de inanılmaz edebiyat ve sinema meraklısı.

Kaç yaşında baba oldunuz?

21 yaşımda baba oldum.

Çok erken. Zor olmadı mı?

Zordu gerçekten.

Genç yaşta iki tane çocuğunuzun dünyaya gelmesi hayatınızdaki taşları yerinden oynattı mı?

Çocuğun büyütülmesi sadece hastalandığında hastaneye götürmek, yedirmek içirmek değilmiş. Hakikaten o dönemde ben de çocuktum. O zamanlar baba olmanın şimdiki gibi muhteşem birşey olduğunu anlamamıştım. İş konusunda sıfır noktasındaydım. Babalığı ve işi aynı anda öğrendim. Düşünün benim dönemimde PKK katliam yapıyor ve ben haber için oralara gidiyordum.

İnsan belli bir yaşa geldiğinde babalığın ne demek olduğunu daha mı iyi anlıyor?

Biraz öyle. Şimdi babalık muhteşem birşey.

Peki ikiz babası olmak…

Günümüzde ikiz babası olsaydım bana daha zor gelirdi. Yaşım büyük olduğu için değil, birine daha çok emek vermek için.

Siz ikizlerin aralarındaki adeleti nasıl sağladınız?

Bence bu demokrasinin başladığı noktaydı. Özellikle 15 yaşına kadar övülecek ya da azarlanacaksa bunun için evde demokrasi gerekiyor. Bu da zaman zaman baba ya da annenin hata yapmasına neden olabilir. Evde sevdiğiniz aynı yaşta iki çocuk var. Sinirlendiğinizde birisine kızdığınızda diğeri de 'bana kızacak mı' diye düşünebiliyor. İkizlerin böyle ilginç yönleri var. Onu dengelediğinizde iyi bir baba oluyorsunuz.

Siz yapabildiniz bunu?

Yapmaya çalıştım.

Çocuklarınız küçükken eşinizden boşanmışsınız. Onlarla 'babaoğul'luğu paylaşamanın bir burukluğu var mı?

Beraber okula uğurlamayı çok isterdim. Benim için bu bir dilekti. Bu olmayınca adım adım gelişmeleri de takip edemedim. Hırslı ve genç bir gazeteciydim. Bu hırs çocuklarımın önüne geçti. Sonuçta bugün benimle röportaj yapıyorsanız, o zaman çocukları daha az görmemden dolayıdır. Haber için PKK'ya, Libya'ya, Körfeze gittim ve onları az gördüm. Ama şimdi 23 tane kitabım, 800 belgeselim var.

Yani siz işi çocuklarınıza tercih ettiniz?

Birinden birini tercih etmek gerekiyordu. Ben iyi iş yapmak, iyi insan olmak, iyi insanları anlatmak istiyordum.

Çocuklarınızdan önemli ne olabilir ki? Bütün bunların hepsini ne için yaptınız?

İyi insanları örnekleyip o insanları 'örnek alın' demek için. Eserler biriktiren, iyi oyuncuları anlatıyorsunuz ki iyi insanlar farketsin. Hatalar zulümler varsa buları ibret olması için anlatıyorsunuz. Bu işlerin içerisinde kendime bir misyon edindim.

Siz babalarını yeterince göremedikleri için yaptığınız işten nefret etmiş olabileceklerini düşündünüz mü?

Benden onlara, onlardan da bana büyük bir sevgi var. Delikanlılık yıllarına kadar ilgilenemedim bu doğru ama neden medyadan nefret etsinler? Öyle birşeyin peşinde değiliz artık.

Çocuklarınız bulundukları durumu hiç sorgulamadılar mı?

'Benim gibi yazı yazmak ister misiniz çocuklar' diye sorduğumda 'hayır biz mühendis olacağız' demişlerdir. Beni çok strestli tanıyorlar çünkü işim çok stresli. Bu işin namuslu, ahlaklı yapılması için olduğundan daha stresli yapıyorum işimi. Böyle zamanlarda çocuklarımın 'merhaba'sını farketmeyebilirim. Ama sadece aksi, sinirli bir adam da değilim. Yeri geldiğinde çok neşeliyimdir. Stres, sinir, susmayan telefonları gördükçe bu 'iş yapılmaz' demiş olabilirler. Buna onlar karar verecekler.

İçinizde pişmanlık, ukde yok mu peki?

Yeniden doğsam yine yirmili yaşlarımda ikiz çocuklarım olsun isterim. Yine bu hayatı yaşamak isterim. Hayatımda hiç pişman olduğum birşey yok. Ama üzüldüğüm ve yapamadığım şeyler var.

Çocuklarınızda bu işi yapmak istese onlara yaptığınız belgeselleri, kitapları aktarmak ister misiniz?

Yirmi yıldır işime değil, hayatıma gidiyorum. İnsanların hobi diye yaptığı şeyleri biz 'iş' diye yapıyoruz. Bir dünya yaratıyoruz, para kazanıyoruz. Sinemaya gidiyoruz, biriyle sohbet ediyoruz ertesi gün bunu programda anlatıyoruz. Bu çok güzel birşey. Ben bunun oğullarıma geçsin isterim. Ama belki kömürcü olsaydım aynı mesleği yapmalarını istemezdim. İşini iyi yapıyor ve zekiysen çok para kazanabilirsin. Hem konforlu bir iş hem de itibarlı.

Yaptığınız projelerde çocuklarınızda yer alıyor mu?

Tabi. Programlarımızın yıl dönümlerinde, kutlamalarda hep varlar.

Mutlu aile tablolarına zaman zaman hasret duyduğunuz olur mu?

Ben klasik gördüğünüz model babalardan değilim. 'Büyümüşte oğlum olmuş' gibi söylemleri sevmiyorum. Övgünün ve yerginin daha sakin gitmesinden yanayım. Hatta babalar ya da anneler gününde samimi fotoğraf verenler vardır. Bu bana korkunç geliyor.

Neden ki?

Bakıyorsunuz biri her gece alemlerde ama ertesi gün gazetede mutlu aile fotoğrafı çektiriyor. Bu bana hiç samimi gelmiyor. Ya da sevgililer gününde eşiyle poz veriyor. Ama bir gece öncesinde o kişi en aşağlık şeyi yapmıştır. Sahtekarlıktan nefret ediyorum.

Kaan ve Yiğit sizin hangi özelliklerinizi almışlardır?

Gurur duyduğum şeyler var. Kaan ve Yiğit çok zarif insanlar. Bu kadar bozulmuş genç arasında İstanbul'da zarif ve efendi kalması çok hoşuma gidiyor. Mesela; çok güzel metinler yazıyorlar. Bu da kitaplar arasında doğan insanların biribirine geçirdiği özelliklerden biri. Babam olağanüstü yazardı, abim film yönetmeni, bir başka abim ressam. Biz de sosyal olana, dünyaya karşı bir eğilim var.

Başarılı anne ve babadan çıkan çocuklar marjinal bir yaşam benimseyebiliyor ya da kendine güvensiz olabiliyor…

Kötü örnekleri unutalım, iyi örnekler de var. Türkiye'de babalar ve oğullar, anneler ve kızları gibi grupça öne çıkmış insanlar var. Çetin Altan ve oğulları yetenek fabrikası adeta. Baba ve çocuklar arasında büyük sorunlar yok ama büyük çelişkiler olabilir. Baktığınızda Çetin Altan ilk romancılarımızdan, iki kuşağı yerinden oynatacak yazılar yazmış. Ahmet Altan Türkiye'nin yazı sihirbazı. Bir yazı adamının en büyük gururu bu olsa gerek.

Sizin çocuklarınızla aranızda kurduğunuz bir iletişim felsefeniz var mı?

Benim hayalim çocuklarımla arkadaş olabilmek ve bundan sonra da hep öyle kalmak. Kan bağı olduğun insanlarla arkadaş olmak bana daha olumlu geliyor. Çoğu arkadaşından kazık yersin, ama baba ve oğul olduğunda öyle olmuyor.

İkizlerinizi hiç karıştırdınız mı?

Olmuştur o kadar. Sırttan karıştırdığım oluyor.

İkiz babası olmanın en keyifli yanı?

Herkes bir gün yaşlanacak gerçeğine çok yakın duruyorum. Şimdi seksen yaşımdaki halimi düşünüyorum. Herşey konforla bitmiyor, hayat sizi yoruyor. Başarının zirvesinde olup aranmayabilirsin. Birçok adı geçen şöhretli yazar, çizerin yaşlılık yıllarının bizzat tanığıyım. Çok trajik hikayeler var. İnsanın en mutlu olmak istedikleri zaman o yaşlı hallerdir. Kişinin sahip olduğu oğlu ya da kızı bir güvendir. Bu anlamda aynı anda iki çocuk sahibi olmak, bana bir hayal kurduruyor. İnsanlar onlar için 'aa ne kadar benziyor' dediklerinde hoşuma gidiyor. Parçan olduğun kişilere tatlı övgüler söylenmesi hoş bir duygu.

İKİZ OLUNCA GÜNAYDIN DEYİP TOKALAŞMAYA GEREK KALMIYOR

Babanızın en sevdiğiniz özelliği?

Yiğit: İlişkileri. Babam sayesinde bu camiadan çok insan tanıdım. İnsan ilişkilerini bu kadar iyi yönetmesi, herkes tarafından sevilebilen biri olması beni çok etkiliyor. Benim de insanlarla aram iyidir. Bu yönümün gelişmesini istiyorum.

Kaan: Birdan fazla işi yapabilme becerisi. Bu işlerin hepsini birarada ama kaliteden ödün vermeden yapıyor.

Peki babanızın yaptığı işi bu kadar seviyorsanız neden mühendislik seçtiniz?

Yiğit: Matematiğim çok iyidir. Ama bunun yanında her zaman sanata ve edebiyata düşkündük. 4 yıldır mühendislik okulunda okuyorum. Belki de içlerinde en sosyali benim.

Babanızın belgesel yapması, seçkin bir çevreye sahip olması, kitap yazması sizin sanata ya da edebiyata bakışınıza bir 'bilirkişi' sıfatı ekliyor mu?

Yiğit: Tabiki. Bu yaşamınızla ilgili birşey. Birlikte projeler yapıyoruz. Okuldan arta kalan zamanlarımızda babamın yanında çalışıyoruz.

Babanızın yaptığı işin itibarlı oluşu sizde 'onun gibi olma' istediği uyandırıyor mu?

Kaan: Biz babamın işinin ucundan tutmaya çalışıyoruz. Ona layık olmak ve babamın yaptığı güzel işleri ileriye taşımak isterim.

Yiğit: Çünkü babam toplum tarafından benimsenen biri. Bizim de onun gibi olmamızı her baba gibi o da ister. Babamla zıt işler yapıyoruz ama bu bizim ileride aynı işi yapmayacağımız anlamına gelmez.

Aynı okul, aynı bölümlerde mi okuyorsunuz?

Yiğit: Farklı okullar. Elektrik Elektronik Mühendisliğini okuyorum.

Kaan: Ben okuyacağım bölümle ilgili karar verirken 17 yaşındaydım. Şimdiki birikimim olsa daha farklı bir karar verirdim. Benim için Makine Mühendisliği bölümü çok bilinçli bir tercih değildi. Belki matematik olabilirdi.

İkizliğinizi fark ettiğinizde kaç yaşınızdaydınız?

Yiğit: Orta okuldayken laboratuvarda ders görüyorduk. Biz küçüklüğümüzde çok yaramazdık. Öğretmen bizi uyarırken 'ikizler lütfen konuşmayın' dedi. Orada ikiz olduğumuzu anladım. Biraz da üzülmüştüm.

Kıyaslanmak sizi rahatsız ediyor mu?

Kaan: Kıyas bence iyi birşey. Rekabeti beraberinde getiriyor. Biz birbirimizi kıskanmıyoruz. Bencilliğin ne demek olduğunu da bilmiyorum. Çünkü hiç yaşamadım.

Karıştırıldığınızı dert ediyor musunuz?

Yiğit: Bunlar küçük şeyler. Biz atlattık o dönemi. Bazen karşı taraf karıştırıyor ve bizim bozmadığımız dönemlerde oluyor.

Birbirinize çok mu bağlısınızdır?

Yiğit: Biz tipik bir ikiz değiliz. İkizler genelde birbirinden kopamaz. Biz birbimizden farklıyız.

Bir zor durum karşısında organize çalışır mısınız?

Yiğit: Çok sık karşılaşıyoruz.

Birbirinizle ilgili yorum, diğeriniz yokken yapıldığında ne hissediyorsunuz?

Kaan: Çevremizdeki insanlar veya arkadaşlarım bana Yiğit'in olumsuz yanlarını anlatmazlar. Anlatsalar bile zaten ona söyledikten sonra bana da söylüyorlardır. Hatamı gelip bana söyleyebilen insanlar var çevremde.

Her sırrımızı paylaşmıyoruz

Birbirinizle iletişimde sınırlarınız var mı?

Kaan: Bütün sırlarımı kardeşime anlatmıyorum. Hatta yeni tanıştığım birine anlattığım ama kardeşime anlatmadığım çok olmuştur.

Yiğit: Birbirimize anlattığımız çok şey vardır. Ama dost ile kardeşin konseptleri farklı. Kardeşin ve arkadaşın karıştırılmaması lazım. Bazen ailenize söyleyemediğiniz birşeyi arkadaşınıza söylersiniz onun gibi birşey.

İkizlik mucizeleriniz var mı?

Yiğit: Bir anda aynı şeyi düşünebiliyoruz. Ağızımızdan aynı kelimeler dökülüyor.

Kaan: Mesela; bir konuda aynı anda 'hadi ya!' diyebiliyoruz. Sıfır yaşımızdan beri beraberiz ondan da kaynaklanıyordur.

Kimsenin anlamadığı şifreli bir diliniz var mı?

Kaan: Tabi.

Yiğit: İkimiz aynı ortamdaysak biri birşey söylemişse, aynı anda birbirimize bakar göz kırparız. O anda konuşmamıza gerek kalmaz, bakışla halletmişizdir zaten.

Birbirinizin canınızı yakmaya kalksanız bunu sizden iyi kimse yapamaz. Biribirinizi deşifre eder misiniz?

Kaan: Çocukken çok kavga ederdik. Kardeşimin dışında kimseyle kavga etmişliğim yoktur.

İlgi alanlarınızda farklılık var mı?

Kaan: Genelde ilgi alanlarımız ortak. Ama kişiliklerimizde çok farklar var.

Mesela?

Yiğit: Ben Kaan'a göre daha çabuk parlıyorum. O daha sakin.

Kaan: Ben huzursuz olduğum bir ortam da daha sabırlı davranabilirim.

Olumsuz tarafları?

Yiğit: Aynı bireyden bir tane daha olması, aynı giyindirmeler.

Kaan: Yolda hiç tanımadığım bir insan bana selam veriyor. Belli ki o Yiğit'in bir arkadaşı. O durumda ne yapacağımı düşünüyorum. Bu olumlu yoksa olumsuz mu bilmiyorum.

Olumlu?

Yiğit: Nötr tarafları var. Çünkü ikizliğin farkını çok iyi bilmiyorum. Çünkü başka bir abim ya da kardeşim yok.

İkizlerin artışı için ne düşünüyorsunuz?

Yiğit: Bence bir zararı yok yararı daha fazla. Kendimde değil ama başkasında hoşuma gidiyor.

Kaan: Bence tam tersi ikizliğin artması zarar değil ama yarar da değil.

Ayrılırken hiç yanaktan öpüştünüz mü ya da birbirinize günaydın dediniz mi?

Kaan: Hayır hatırlamıyorum.

Yiğit: Her zaman görüyorsun gerek kalmıyor söylemeye. Ama belki abim ya da ablam olsaydı söylerdim.