İslam motiflerinin peşinde geçen bir ömür

Bazı doğal kristallerin yapısının İslam eserlerinde kullanılan motiflerle birebir örtüştüğünü hocasıyla birlikte ortaya çıkaran Prof.Dr. Hacali Necefoğlu, uzun yıllardır kristal yapılardan ilham alan tarihi eserlerin izini sürüyor.

Yusuf Genç
İslam motiflerinin peşinde geçen bir ömür

Prof. Dr. Hacali Necefoğlu, halen Kafkas Üniversitesi'nde kimya dersleri veren bir Azeri Türkü. Necefoğlu geçtiğimiz hafta İstanbul'da düzenlenen Uluslararası İslam Sanatında Geometrik Desenler Çalıştayı›nda İslam motifleri ve doğadaki kristallerin iç yapıları arasındaki benzerlik üzerine önemli bir sunum gerçekleştirdi. Aslen kimyacı olan Necefoğlu, İslam eserlerinde kullanılan desen ve motifleri inceliyor ve bu motiflerle pek çok kimyasal maddenin doğal yapısındaki benzerlikleri ortaya koyuyor. Necefoğlu bu çalışmaya hocası Hudu Memmedov ile birlikte başlamış. Bu konu üzerine uzun yıllar emek sarfetmişler. Bilim adamı gözüyle İslam eserlerini incelemeye başladıklarını anlatan Necefoğlu, uzun bir çalışmanın sonucunda hocasının bilim literatürüne 'kristalografik motif' tanımını kazandırdığını dile getiriyor. Bu motifler üzerine tespit ettikleri benzerlikleri anlatan bir kitaba da hocasıyla birlikte imza attıklarını dile getiren Hacali Necefoğlu, 'Hocam 1988'de vefat etti ancak biz talebeleri bu çalışmaları sürdürdük, sürdürüyoruz' diyor.

Doğada bulunan kristallerin iç yapısının bilimsel yöntemlerle keşfinin 1913-14 yıllarına uzandığını hatırlatan Necefoğlu, bu kristallerin yapısı bilinmeden önce İslam eserlerinde aynı motiflerin kullanılmasının bu araştırmayı yapanlarda hayret ve hayranlık uyandırdığını söylüyor.

ORTAK NOKTA; SİSTEM

Peki, nasıl oluyor da doğal kristallere ait bu yüzyılın başında anlaşılabilen bir desen yapısı, 13. Yüzyıl Bursa'sında Yeşil Cami'nin duvarlarını süsleyebiliyor? Necefoğlu bu soruyu cevaplarken, kristallerin iç yapısında bulunan bir sistemden söz ediyor ve İslam sanatında kullanılan geometrik desenlerin de benzer bir iç sistemle yapıldığına işaret ediyor. Bilim adamları, kristallerin iç yapısını tespit edebilmek için belli bir birim tayin ediyorlar. Doğal kristallerde o birim süreli olarak tekrarlanıyor. İslam sanatında kullanılan motif ve desenler de benzer bir akıl yürütmeyle tasarlanmış. Necefoğlu'nun aktardığına göre, motifler iki boyutlu kristaller ise üç boyutlu bir nizama sahipler. İslam sanatlarında kullanılan motifleri, üç boyutlu olarak düşündüğümüzde ise, ister mucize deyin ister tesadüf, karşımıza kristallerdeki gibi bir yapı çıkıyor.

İLK KEŞİF, AZERBAYCAN

Kristallerle İslam sanatlarındaki motiflerin benzerliğinin ilk keşfi de bilge bir adamın tesadüflerle karşılaşması sonucu olmuş. Necefoğlu ilk keşfini, doğduğu topraklarda, Azerbaycan'da gerçekleştirmiş. Sonra peşi sıra Türkiye, Özbekistan, Türkmenistan ve daha birçok yerde daha kristal yapılarıyla motif benzerliğini tespit etmiş. Bugün artık İslam sanatlarında kullanılan motiflerin ciddi bir kısmının, kristallerin iç yapılarıyla prensip itibarıyla benzerlik taşıdığını söyleyebiliyoruz.

Bir film izledim hayatım değişti

Prof. Dr. Hacali Necefoğlu'nun bilim tarihine ilgisi, 'bir film izledim hayatım değişti' dedirtecek türden. Hayatını değiştiren filmle ilgili Necefoğlu şunları anlatıyor:

'İlkokuldayken Azerbaycanfilm'in 1959 yapımı 'Bir Kalenin Sırrı' adlı sinema filmi beni çok etkilemişti. Bir efsanenin canlandırıldığı bu filmde, kadim zamanlarda Eld'ost adlı bir âlimin talebesi Metanet ile birlikte taşları eriten mahlûlü bulması, zalim hükümdarın bu mahlûlü elde etmek için onlara sihir yapması, yiğit Elşen'in onları kurtarmak için kol gücünün yetmeyeceğini anlayarak çeşitli bilimlere ait kitaplar okuduktan sonra bunu başardığı anlatılıyordu. '

NASÎRÜDDİN TÛSÎ'NİN PEŞİNDE

'Size garip gelebilir, ama ben ilkokuldayken kimyacı olmaya karar vermiştim, kimyayı yedinci sınıfta öğrenmeğe başlamamıza rağmen' diyen Necefoğlu, ' Bizim kimya ders kitaplarımızda Lavoisier, Avagadro, Mendeleev vs. vardı, ama filmde gördüğüm Eldostu'nun temsil ettiği Cabir bin Hayyan, El-Razi yoktu. Matematik ders kitaplarımızda Pisagor, Arşimet, Öklid, Descartes vardı, fakat Harezmi, Ali Kuşçu, Nasîrüddin Tûsî yoktu. O Tûsî ki, 13. Yüzyılda Azerbaycan'ın Marağa kentinde rasathane kurmuştu. 'diyor.

BİZİ HATIRLASINLAR İSTEDİM

Tusi'nin kurduğu 400 binden fazla kitap bulunan Marağa rasathanesinde çeşitli ülkelerden gelmiş bilim adamlarının önemli çalışmalar yaptığını hatırlatan Necefoğlu şunları söylüyor: 'Üniversitedeyken Kimya fakültesinde felsefe dersi de aldık. Ders kitaplarımızda Aristo'dan Marks'a kadar tüm Avrupa filozofları anlatılıyordu, fakat orta çağ İslam aydınları arasında Muallim-i Sanî olarak adlandırılan Farabi'den, büyük Azerbaycan filozofu Behmenyar'dan bahsedilmiyordu. Nasıl oldu biz Müslümanlar bilimde bu kadar ilerideyken, şimdi gerideyiz? Belki bu suale cevap bulmak isteğinden bilim tarihine ilgi duymaya başladım.'

Çağdaş mimariye yeni imkânlar

islam sanatlarını icra eden sanatçılar, yüzyıllar önce kristal yapılarındaki desenleri henüz bilmeden benzer izdüşümleri kullanabildiler. Necefoğlu'nun bunun üzerinden bir de teklifi var. Necefoğlu, çağdaş mimarinin yeni tespit edilen kristal örneklerinden yola çıkabileceğini söylüyor. Eskiyi taklittense yeni arayışlar, yeni güzel imkânlar doğuracaktır diyor.