Ezel Akay'ın yönettiği "Karagöz Hacivat neden öldürüldü" filmini izleyenler bilir. Karagöz ve Hacivat Bursa'ya ayak bastıktan sonra, şehirde oynanan Yunan tragedyaları izlenmez olmuştur. Yunanlı "teatroncular" çareyi Karagözlü ve Hacı İvaz'ı kumpanyalarına katmakta ararlar. Ezop'un dilinden aktarılan bu hikayenin üzerinden altı yüzyıl geçtikten sonra birdenbire gördük ki, komşu boş durmamış, Karagöz ve Hacivat'ı kumpanyalarına katmak şöyle dursun, işi patentlerini almaya kadar vardırmış. Karagöz'le Hacivat gerçekten Bursa şehrinde mi yaşadı yoksa yalnızca hayal perdesinde mi bilinmez ama deve derisinden yaptığı kuklalarını perdeye yansıtan ilk "Hayali" olan Şeyh Küşteri gerçekten Bursa'da yaşamıştı. Bu sebeptendir ki "ayna" adı verilen Karagöz perdesine "Şeyh Küşteri meydanı" denir. Peki Karagöz'ün buraya ait olduğu bu kadar kesinken, "urum" mizahımızı nasıl devşirdi.
TURKO KARAGÖZ SİZİNDİR
Şeyh Küşteri meydanını dünyanın pek çok ülkesinde kurmuş bir Hayali olan Hasan Hüseyin Karabağ bu soruya gayet net bir cevap veriyor: “Türkiye'de Karagözcülere gösterilen ilgi günden güne azalırken, Yunanistan Anadolu'dan götürülen gölge oyununu bir devlet politikası olarak sahiplendi.” Karabağ'ın uluslararası festivallerde bir araya geldiği Yunanlı Karagözcüler, oyunun Anadolu'ya ait olduğunu reddetmiyor. Ancak bu toplantılarda "Turko biz Karagöz'ü sizden aldık" diyen komşu Karagözcüler, Yunanistan'da düzenledikleri sempozyumlarda Karagöz'ün Yunan milli kültürüne ait olduğunu ispatlamaya çalışıyor.
ALEM HACİVAT OLMUŞ
Karagöz'ün bu kadar çok sevilmesinin sırrı ahaliyi yansıtmasında. Karagöz, ister Rum olsun ister Türk ya da Ermeni yalnızca halkın sözünü söyledi, ortaya çıktığı günden bu yana hep muhalif bir figür oldu; bu yüzden de başına gelmeyen kalmadı. Yasaklandı, sansüre uğradı.
Yıllar geçtikçe Karagöz'ün erdeminin yerini Hacivat aldı. Karabağ'ın deyişiyle "Alem Hacivat oldu." Hasan Hüseyin Karabağ kendisini yalnızca ramazanlarda arayan belediyelerle ya da televizyonlarla görüşmüyor. Çünkü yıl boyunca hatırlanmayan Karagöz, ramazanlarda bir tüketim nesnesi olarak sunuluyor. Tıpkı gazetelerin "Tam ilmihal" vermesi gibi. Emektar Hayali Karabağ da kendisini Ramazan'da arayanlara şöyle diyor: Senin aradığın Karagözcü öldü. Ramazan'ı göremedi.
İmparatorluk mirası
Bugünün haritalarına bakarak Karagöz'ün kimliğini bulamayız
Türk sinema tarihindeki ilk Karagöz filminin yönetmeni olan Ezel Akay'a göre, Karagöz ve Hacivat ne Türklere ne de Rumlara ait. Karagöz imparatorluk coğrafyasından miras kaldı ve bu coğrafyada Türkler, Rumlar, Ermeniler, Araplar, Acemler bir arada ve iç içe yaşıyordu. Şeyh Küşteri meydanını Bursa'da büyük bir platoya dönüştüren Ezel Akay diyor ki, "Patent alma girişimini Rumlar da yapsa saçma Türkler de. Çünkü Karagöz'ün milliyeti yok. İmparatorluk topraklarının bir ucundan diğerine taşınan gölge oyunu, Anadolu'da bu iki karakterin kılığına girdi. Bu oyunun içinde tasavvuf kültürü de var Platon da. Perde üzerine yansıtılan bir gölge oyunu olduğu için, cisim, varlık, gölge gibi tasavvufi kavramlar oyunun ruhuna sinmiş.
Ancak o dönem Anadolu'da Türkmen'in Rum'un birbirine karıştığı, birbirinin kültürünü yalayıp yuttuğu bir dönemdi. Karagöz bu kültürlerin arasında gelişti. Bu oyunu hiçbir ulus kendi tekeline alamaz. Alırsa komik olur. Karagöz ve Hacivat bu coğrafyada birçok yerde farklı isimler altında ortaya çıktı, farklı dillerde oynandı.
Patent alma gibi saçmalıkları sanatçıların yaptığına inanmıyorum. Böyle şeyleri devletler yapar. Ama biz Türkler de bunlara kızacağımıza, Karagöz ve Hacivat'ı geliştirmeye çalışalım. Çünkü Türkiye'de oyunların sayısı alzaltılarak Karagözcülük köreltildi. Yıllarca inanılmaz bir sansür uygulandı. Oyunların önemli bir kısmı sakıncalı bulunarak yok edildi ve kala kala on-on beş tane kaldı. Oyunun halkla ilişkisi kesilerek steril bir hale getirildi.”