Kaybedilene değil devam eden hayata odaklandık

Yönetmen Görkem Yeltan’ın yeni kurulan bir ailenin bağları üzerinden çektiği Bağcık filmi her yaştan seyirciyi yüreğinden yakalıyor. Engelli bir adam, yetim iki çocuk ve yalnız bir kadının hikayesinden yola çıkan Yeltan, “Biz kaybedilenlere değil devam eden hayatın üzerinden seyirciye bir şey anlattık” diyor.

Ayşe Olgun
Görkem Yeltan

7 Haziran tarihini takvimlerinizde işaretleyin. Çünkü ailece izleyeceğiniz ve büyük keyif alacağınız güzel bir Türk filmi vizyona giriyor. Bağcık, yönetmen Görkem Yeltan’ın ikinci uzun metrajlı filmi. Senarist, yazar, oyuncu kimliğiyle de öne çıkan ve ödüllerl toplayan bir isim. Enerjisi yüksek, pozitif ve yaptığı işin hakkını veriyor. Görkem Yeltan’ın İstanbul Bağımsız Film Festivali’nde geçen yıl gösterilen hem Bağcık filmini hem de senaryosunu yazdığı yönetmen Mehmet Güreli’nin Dört Köşeli Üçgen filmini izleyip çok beğenmiştim. İlgiyle takip ettiğim Görkem Yeltan’la bu defa bir aile filmi olan Bağcık vesilesiyle biraraya geldik. Hem filmini konuştuk hem de yapıp ettiği işleri. Buyrun..

Ailece bağlarına dikkat çeken bir filmle seyircinin karşısındasın. Filmin ortaya çıkış hikayesini merak ettim öncelikle?

Uzun zamandır anlatmak istediğim bir hikâye bu. Yemekteydik ve Karar Verdim, benim yönetmen olarak ilk uzun metraj filmimdi. Var olan bir ailenin içine girmek istemiştik o hikâyede. Yeni kurulan bir aile bağına odaklanmak istedik bu kez. Asuman Kafaoğlu Büke, ben ve Yalçın Akyıldız bu çizginin üzerinde dikkatlice ilerlemeye çalıştık. Sonra büyük bir ekip kuruldu. Yapımcılığını da Mehmet Güreli, ben ve Yalçın Akyıldız üstlendik Mehmet Güreli’nin son filmi Dört Köşeli Üçgen’de olduğu gibi. Bu filmde hiçbir destek almadık. Filmi tamamıyla kendi bütçemizle kotardık. Ortaya çıkışı tamamen bir çılgınlık ve sevgi diyebiliriz.

AĞLAMAYI SEVEN SEYİRCİYE UZAKTIK

Bağcık filmi her yaştan seyirciyi kalbinden yakalayan bir film. Bu filmin karakterleri nasıl ortaya çıktı peki?

Anne ve babaları ölen iki kız kardeş (Derin ve Alin/ Derin Yeltan, Alin Yeltan), Bodrum’da yaşayan amcaları (Turgut/ Kaan Çakır) ve kızların anneannelerinin yanına gönderilmeleri süresince onlara yardımcı olacak bir plates öğretmeni (Peri/ Pınar Tuncegil). Senaryo ekibimiz engelli bireyi nasıl ele alacağına masaya oturmadan önce çoktan karar vermişti. Kafamızda en ufak bir soru işareti yoktu. Elbette kendi yaşamlarımızdaki ilk halkalardan beslendiğimiz de muhakkaktı. Duygu sömürüsüne kesinlikle karşıydık. Hiçbir izleyicinin karakterlerimize yaşam biçimleri, başlarından geçenler yüzünden acımasına, üzülmesine tahammül edemezdik. Kızların anne babasını kaybetmesi de aynı çizgideydi bizim için. Peri’nin kaybettikleri de. Bolca üzülme ve ağlama seven seyirciye bir an bile yakın durmayı düşünemezdik bu hikâyede. Her karakterimizi anlamak, onların kim olduklarını bilmek istedik. Bir kaybettiklerimiz vardı, bir de devam eden bir hayat. Biz o devam edene baktık. Onun içinde kaybedilenlerin, eksikliklerin hüznünden de kaçınmadık elbette. Yeşim Koçak, Ali Altuğ, Okan Yalabık, Barış Yıldırım ve diğer oyuncularımızın oynadığı karakterler de hikâyenin ortaya çıkmasında ve alt metinlerin zenginliğinde bize olanaklar sunuyorlardı. Onları da çok severek çalıştık.

EKİP OLARAK ÇOK EĞLENDİK

Filmin set arkasını merak ettim. Çekimler nasıl geçti? Sizi zorlayan ya da çekerken ekipçe eğlendiğiniz sahneler, anlar, anılar olmuştur. Bizimle neler paylaşırsın?

Bodrum’da sevdiklerimiz vardı çekimde. Ziyaretler, ekibin güzelliği ve setteki tüm çocuklar unutulacak gibi değildi. Filmdeki oyuncular dışında da çocuk ziyaretçilerimiz vardı her daim. Ekip olarak çok mutluyduk. Orada olmaktan, orada filmimiz için olmaktan. Fırtına geçirdik, tekne çekimlerinde korkular yaşadık öte yandan, hard disklerimizin yedeklerini bize bırakmadan yola çıkan bir çalışan yüzünden hepimiz endişeden ölecektik neredeyse ama insan o günler geçince sadece güzellikleri hatırlıyor galiba. Çocuk oyuncularımızdan Ali Çakır’ın, görüntü yönetmenimiz Ercan Özkan’ın ikizlerinin, ekibimizden Arman Arkuç ve Sümeyye Kavuncu’nun doğum günlerini bile mutlulukla kutladık.

TRT 2’de kültür sanatın gündemini tutuyorsun. Türkiye’de kültür sanat dünden bugüne nasıl bir yol izliyor?

Gündemi tutmaktan çok açmaya çalışmak diye adlandırabilirim ben kendi tutturmaya çalıştığım çizgiyi. Ben ilk başta elimi taşın altına koyma duygusuyla yola çıkmıştım sonrasında yine pek çok şey öğrendim her bir konuğumuza çalışmanın ve yaşamlarımıza kattıklarını keşfetmenin mutluluğuyla. Ancak kültür sanat iyi bir yerlere taşınmaya çalışılsa da çocukluğumdan beri bir ilgisizlik var ve bu da gelişmemizin önüne set çekiyor. Öte yandan beni mutlu eden öyle güzellikler var ki, bazı oyunlara bilet bulmakta zorlanmam, bazı kitapların yeni baskılarının yapılıyor olması… Kaçta kaç diye sorulacak olursa, çokta az cevabını vermekten dolayı da üzüntü duyacağım muhakkak.

Çalışmadan olur diyenlere karşıyım

Oyuncu yönetmen yazar sunucu. Kısaca çok yönlü bir isim olarak şunu merak ediyorum: Seni en çok yoran, zamanın nasıl geçtiğini unutturan, zorlayan, akıp giden, bitince mutlu eden, en titizlendiğin, derin nefes aldıran vs. gibi durumlarla hangi işlerini kombine edersin?

Her işte çok çalışmak gerektiğine inanıyorum. Beni en çok yoran şey, “çalışmadan da olur”düşüncesinde olanlarla bir arada olmak zorunda olduğum zamanlar. Çünkü çalışmadan hiçbir şey olmaz. İnsanın kendini kandırmasından daha tehlikeli şey yok bana göre. Çalışırken zamanın nasıl geçtiğini fark etmem. Heyecanın ve öğrenmenin çok önemli olduğunu düşünürüm. Aynı yolda, aynı hayal dünyası içinde aynı dili paylaştığım sevdiklerimle çok mutluyum. Bu yüzden en çok kendi ekibimizle, kendi işlerimizi yaparken mutlu olduğumu söyleyebilirim.

Güzelliklerin altı çizildi

Aile bağlarının sıcaklığından öneminden bahseden ve içimizi sevgiyle ısıtan Yeşilçam filmleri vardı. Fakat son yıllarda aile kavram hayatımızda da filmlerimizde de geri plana atıldı. Ne dersin?

Ben severim. Yeşilçam, Fransız, İtalyan, İspanyol… Bu hikayeler beni her zaman mutlu eder. Ailece bir araya gelmiştik ekibimizde de. Aileyi geri plana atmayanlar. Ailenin önemine inanan, güzellikleriyle mutlu olanlar.

Türk dizileri aile bağları merkezinden daha ziyade düşmanlık ve şiddet kavramları üzerinden şekilleniyor ve seyirciden de garip bir şekilde ilgi görüyor. Bunun sebebini neye bağlamalıyız? Aile dizileri yeniden evlerimize dönüp tüm aileyi yeniden ekran başında buluşturur mu dersin?

Aile içindeki herkesin birlikte sinemaya, konsere, tiyatroya gitmesi, televizyon ya da internet üzerinden hep beraber izleyecek bir şey bulabilmeleri, birlikte yemek yemeleri, hayatı paylaşmaları önemli muhakkak. Böyle bir yaşamın içinde olduğumdan herkesin bu güzellikleri yaşamasını isterim. Öte yandan türlerin kısıtlanmasını değil, çeşitliliğin katkılarını da önemserim. Bu nedenle ifrada kaçmadan tüm türleri görebilmek olur arzum.

Çocuklar muhteşem

Aynı zamanda çocuk kitapları yazıyorsun ve kitapların büyük ilgi görüyor. Bu filmde de çocuk karakterler var. Çocuklarla bir iş ortaya koymak ya da onları kalbinden yakalayacak işler ortaya koymak daha mı keyifli daha mı zor?

Çocuklarla birlikte olmak her zaman muhteşem. Yalansız, samimi. Her işin zorlukları var öte yandan. Çocuklarla bir hayal dünyasını paylaştığınızda en önemlisi samimi olmayı tekrar tekrar hatırlarsınız. Zorluk onlardan kaynaklanan zorluk değildir ama, kendinizi hatırlamaya çalışmanızdan kaynaklanan zorluktur. Bu zorluk ve bocalamadan daha keyiflisi de yoktur bana göre. Güzel ve bırakılamayacak bir yolda heyecanlanan bir yolcu olmanın yaşattığı mutluluktur bu.