Ocak ayının son haftası ajanslara düşen bir fotoğraf galerisi, Suriye'de yaşanan trajediyi/dramı hepimiz için en mutlu an olması gereken “aile fotoğrafı/hatırası” konseptinde sunarak farkındalık oluşturdu. 30 yıldır fotoğrafçılık yapan İtalyan asıllı Dario Mitidieri'nin “Lost Family Portraits – Kayıp Aile Portreleri” adlı çalışması, Suriye'de annelerini, babalarını çocuklarını zalim Esad rejiminin baskı, şiddet ve katliamları nedeniyle geride bırakan/kaybeden ailelerin hikayesine odaklanıyor. Hepsi birbirinden can alıcı ve düşündürücü bu fotoğraflar, vicdanı olan her insanda yer edindi. Büyük yankı oluşturan bu çalışmanın hikayesini Mitidieri'ye sorduk.
AMAÇ ÇARESİZLİĞE DİKKAT ÇEKMEK
Suriye'de son yüzyılın en büyük insanlık dramı yaşanıyor.BM'nin verilerine göre Suriye içinde 13 buçuk milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kalırken, 4 buçuk milyon kişi de mülteci durumuna düştü. Bu mültecilerin çoğunu da kadın ve çocuklar oluşturuyor. Verilere göre, Türkiye 2 buçuk milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken Lübnan 1 milyon, Ürdün ise 630 bin civarında mülteciyi barındırıyor. Suriyeli mültecilerin derinleşen sorunlarına ve ihtiyaçlarına dikkat çekmek amacıyla, Londra merkezli M&C Saatchi ile CAFOD adlı yardım kuruluşunun geliştirdikleri çalışmadan gelen teklifi kabul eden İtalyan asıllı fotoğrafçı Dario Mitidieri böylece projeye başlamış. Mitidieri teklif aşamasını ve hedefini, “Bu, Londra'daki M&C Saatchi ajansının fikriydi. Portfolyomu gördükten sonra CAFOD'a destek amaçlı bu kampanyada beni kullanmak istediler. CAFOD CARITAS International adlı, 160 ülkede faaliyet gösteren büyük bir hayır kurumunun Britanya kanadı. Çalışmanın amacı Lübnan'daki Suriyeli mültecilerin çaresizliğine dikkat çekmekti” sözleri ile açıklıyor.
ARAFTAKİ MÜLTECİLER
Mitidieri ve ekibi, bu çalışma için Lübnan'ın Bekaa Vadisi'nde kurulmuş olan iki mülteci kampında bulunmuş. Kendisine kampların durumunu sorduğumuzda çarpıcı bir cevap veriyor: “Kamplardaki şartlar son derece kötüydü. Bana sonradan aktarıldığına göre, bizim ziyaret ettiğimiz kamplar, temiz suya ulaşım ve elektrik sağlanması noktasında, Lübnan'daki en iyiler arasındaymış. Bazı kamplardaki durumun ise tek kelimeyle “ürkütücü” olduğu da bana söylendi. Hiç kimse 2016'da bu şekilde yaşamayı hak etmiyor.” Peki kamplarda yaşayan insanlar ne hissediyor? Dario, “İnsanlar tamamen tükenmiş, yıkıma uğramış durumda. Her şeylerini kaybetmişler. Hiçbir geleceklerinin olmadığını düşünüyorlar. Bir araftalar. Ne Suriye'ye geri dönebiliyorlar ne de yeterli paraları olmadığı için Avrupa'ya gidebiliyorlar” sözleriyle kamplarda yaşayan mültecilerin ruh halini somut olarak belirtiyor.
Suriye'deki durum Ruanda soykırımı gibi...
Dario, 5 yıldır Suriye'de devam eden iç savaşı ve trajedi ile ilgili “Dünya durumun elbette farkında. Trajik olan, giderek “doyuma” ulaşması, kanıksanması. İnsanlara sürekli, bu krizin herbirimizi etkilediği anlatılmalı. 'Bugün onların başına gelen yarın bizim de başımıza gelebilir.'" diyor. Avrupa ülkelerinin mültecilere yönelik tutumunu ise “muğlak” olarak değerlendiriyor. “Tüm bu kriz pek çok ülkede gerilim oluşturuyor. Çözüm sınırlarda değil, çözüm siyasi olmalı ve çözüm krizin merkezinde, Suriye'de bulunmalı. Dünyanın büyük güçleri soruna siyasi bir çözüm bulana kadar, kriz yok olmayacak, daha da kötüleşecek. İnsanlar giderek paranoidleşiyor ki, aşırılıkçıların istediği ortam da bu.” Mitidieri, Suriye'deki son durumla ilgili ise çarpıcı bir tespitte bulunuyor: “Mezalimde yeni bir boyut. Belki de Kamboçya'daki Kızıl Kimer rejimi, Ruanda'da yaşanan soykırım boyutlarına ulaşan bir insanlık suçu.”
Kızları geride kaldı
Fotoğraflarını çektiği ailelerin hepsinin birbirinden acı hikayeleri olduğunu belirten Mitidieri, “Ailelerin hikayesini önceden öğrenmiştim. Fotoğraflarını çekmeden önce onlarla bir söyleşi gerçekleştirdik. Hepsi ayrı ayrı acı hikayelerdi, fakat belki de beni en çok etkileyen Razir'in hikayesi oldu”diyor. Bu acı hikaye ise kısaca şöyle. Razir'in kocası Esad'a bağlı güçler tarafından kaçırılarak, infaz ediliyor. Bunun üzerine Razir, ülkeyi terk etmeyi planlıyor. Ne var ki tüm çocuklarını ülke dışına götürecek birikimi olmadığını için iki büyük kızını geride bırakmak zorunda kalıyor...
Sıradan insanın hikayesini anlatıyorum
Dario, pekçok kez çatışma alanlarında bulunmuş ve ciddi tehlikeler atlatmış. Hatta birkaç defa hayatına mal olabilecek durumla da karşılaşmış. Ama kendini bir savaş fotoğrafçısı olarak tanımlamıyor: "Ben bir savaş fotoğrafçısı değilim. Daha çok savaşın sonuçları ve sıradan insanları nasıl etkilediği ile ilgileniyorum. Kimi zaman nahoş ve ürkütücü bir işimiz var. Asla gerekli olmayan riskler almıyorum."
HER AİLE ACI BİR HİKAYE
Mitidieri, fotoğraf çekimleri için CARITAS'ın Lübnan'da konuşlu şubesinden iki kişi ve Beyrutlu küçük bir ekibin yardımından faydalanmış. CARITAS'tan gelen iki kişi tercümede kendisine yardımcı olmuş. Kamptaki ailelerin belirlenmesinde ve bağlantıya geçilmesinde de yine CARITAS devredeymiş. “Tercümanlarımız ailelere, fotoğrafta kullanacağımız, boş yerlerin ve boş sandalyelerin, kayıp ve ölmüş olan aile bireylerini simgeleyecek konsepti oluşturduğunu anlatmama yardımcı oldu. Fotoğraflar çekilirken kimi zaman çocukları bir gülme tutuyordu, sabır ve dikkatle çekimi yaptık.” Dario, 2 gün içinde 12 ailenin fotoğrafını çekmiş. Çekimlerde neden zemin olarak siyah perde kullandığını kendisine sorduğumuzda, “ Fikir, 'muntazam' bir portre oluşturmaktı, tıpkı bir fotoğraf stüdyosu gibi. Ancak bu şekilde ölmüş ya da kayıp aile bireylerinin, boşluklar ve boş sandalyeler ile yerlerini canlandırabilirdik” cevabını veriyor. Aileler kendilerine iletilen fotoğraf çekme talebini son derece olumlu karşılamış: “Onlar bizim bu çalışma ile neyi amaçladığımızı biliyorlardı, o yüzden çekimler sırasında ldukça yardımcı oldular. Elbette kimi zaman çektiğim fotoğraflara kendileri de bakmak istiyordu. Yine de çok olumlu davrandılar.”
İstanbul'un diğer yüzünü gördüm
Kısa bir zaman önce Dario Mitidieri İstanbul'da da çekimler yaptı. Türkiye ile ilgili fotoğraflı bir seyahat kitabı da bulunan Dario'dan hem bu çekimleri hem de İstanbul'u anlatmasını istedim. “Türkiye'yi birçok kez ziyaret ettim, muhteşem hatıralara sahibim. İstanbul'u çok seviyorum. Tezatlıklar muhteşem. Olağanüstü bir tarihi birikim ve farklı kültürlerin gerçek anlamda kaynaştığı bir şehir. İstanbul'da yaşayan Suriyeli mülteciler ile ilgili bir hikaye üstünde çalışıyordum ve Sabiha adında muhteşem bir genç kadın bana yardımcı oldu. Sabiha sayesinde İstanbul'daki Suriye toplumu ve uluslararası medya tarafından unutulan Suriyeli mülteciler ile bağlantıya geçtim. Sabiha sayesinde İstanbul'un Müslüman kesimiyle kısa sürede ilişki kurdum, böylece pek çok yabancının şahit olmadığı İstanbul'un diğer yüzünü görme ayrıcalığını edindim.”
Hayatımın en uzun gecesi
Mitidieri'ye unutamadığı bir anısını sordum. Meğerse Dario, tüm dünyayı şok eden tarihi bir anın canlı şahitlerindenmiş. “Yıl 1989, Tiananmen meydanında Çin ordusunun yaptığı katliamda oradaydım. Bu hikaye, Yılın Britanya Basın Fotoğrafçısı ödülünü almamda ve dünya çapında bir fotoğrafçı olarak tanınmamda büyük rol oynadı. Bu olay, yaptığımız işin oldukça önemli olduğunu anlamamda bir milattı. Eğer medya Tiananmen meydanında olmasaydı, dünya o gece orada ne olduğunu öğrenemeyecekti. Hayatımın en uzun gecesiydi. Hiçbir zaman unutamayacağım bir gece..."