Kendi bağımızla sağlam bir örgümüz yok

Şair-yazar Ayşe Sevim’e çocuklar için kaleme aldığı son kitabı Dedeler Boş Yere Horlamaz özelinde çocuk edebiyatı ile ilgili sorularımızı yönelttik. Sevim, “Gelenekten beslenme konusunda çok büyük bir kesintiye uğradığımızı, o geniş ufku devrala-madığımızı düşünüyorum. Bu sadece benim değil, Türkiye’de sanatla uğraşan, yazan, çizen, müzik yapan, resmeden herkesin sorunu.” diyor.

Zeynep Tuba Kesimli
Ayşe Sevim.

Son kitabınız Dedeler Boş Yere Horlamaz’da Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslara esir düşen bir dede ve Peygamberimizin İstanbul’un fethi için söylediği hadise nâil olabilmek amacıyla kuşatmaya katılan Seyyid Bilal Hazretleri var. Bu iki karakteri aynı kurguda buluşturma gayeniz neydi? Kitabın hikâyesini dinlemek isteriz.

Birinci Dünya Savaşı’nda esir düşmüş, 100 yıl sonra kendi zamanının, kendi çevresinin dışında tamamıyla farklı bir dünyaya gelen ve yeni bir başlangıç yapması gereken bir dedemiz var. Seyyid Bilal Hazretleri de amacı doğrultusunda, kendisi bir Arap olmasına rağmen Türk askerlerle yola çıkan, İstanbul’un fethi için büyük mücadelelere girişen ama henüz oraya ulaşamadan Sinop’ta saldırıya uğrayan, türbesi de Sinop’ta bulunan birisi. Yine romanın ana karakteri Selim de yeni bir başlangıç yapıyor. Karakterlerin konfor alanını terk etmesi söz konusu. Bu; insanda ümitsizlik, mutsuzluk doğurma ihtimali çok yüksek bir durum ama imkân sunan bir tarafı da var. Hikâyenin geçtiği Sinop benim için de İstanbul’dan çıkıp gittiğim bambaşka bir yaşamla karşılaştığım bir yer. Hz. Mevlana’nın kitapta alıntıladığımız “Kolun mu kırıldı? Üzülme belki Mevla sana kanat verecek.” sözündeki gibi ümitsiz olmamayı, yeni başlangıcında seni bambaşka ve güzel seçeneklerin bekleyebileceği düşüncesini bu hikâyeleri bağlayarak anlatmak istedim.

Modern dünya, dijital oyunlar çocuklara daha güçlü olmak için “savaşmak” gerektiğini dayatıyor. Ancak dede de Seyyid Bilal Hazretleri de bir gaye ile “cihat” için yola çıkmış insanlar. Çocukların dünyasında cihadın bir karşılığı var mı? Çocuklar ne ile cihat ediyor?

Savaşmakla cihat etmek arasında büyük bir fark var. Savaş doğada olan bir şey fakat cihat edebilmeniz için önce insan olmanız gerekiyor. Cihadın belli şartları var. Dinin belirlediği bir amacının olması gerekiyor. Tarih boyunca Müslümanların zor durumda olan milletlere ufuk açmak için cihat ettiklerini görüyoruz. Cihat ederken yapabileceğiniz ve yapamayacağınız şeyler var. İnsanın her an kendini kontrol edebileceği bir mekanizmayla hareket etmesi gerekiyor. Mesela Aliya İzzetbegoviç Bosna Savaşı’nda çarşılar bombalansa da sivillere eziyetler yapılsa da buna aynı şekilde karşılık vermedi. Savaşın uzamasına sebep oldu diyerek bu noktada çok eleştirenler oldu Aliya’yı. Aynı şeyi bugün Gazze’de esir takaslarında da görüyoruz. Gerçek cihat karşıdakini şok eder ve hayran bırakır. Hayvanlar arasındaki savaşa ve dövüşe benzemez. Dışarıdan çok saygı duyulacak, hayran olunacak bir tavırdır cihat. Hayvanlar arasındaki savaşa ve dövüşe benzemez. İnsanın potansiyelinin ne kadar yüksek olduğuna, insanın ne kadar değerli olduğuna işaret eder ama ikisi arasındaki fark üzerine düşünmediğimiz için kafamız karışıyor. Savaş iki ordunun çarpışmasıdır, sivillere saldırmak savaş değil, başka bir şeydir. Bu perspektiften baktıktan sonra şunu söyleyebilirim: Çocukların dünyasında cihadın bir karşılığı yok çünkü biz büyükler olarak da onu algılayamıyoruz. Gördüğümüzde afallıyoruz. Gazze’de gördüğümüz şey bizi afallattı ama cihadın tanımı bizde yok. Sadece güzelliği görüp ağlıyoruz şu anda. Çocukların bu dönemde -anne babalarının yaptığı rollere rağmen- samimi olmakla ilgili bir cihatları var. Gençler ve çocuklar yetişkinlere göre daha samimi, anne babalarına göre daha az görünür olmak istiyorlar. Ancak büyük bir konfor alanında oldukları için görüşleri çok net değil.

Çocuklar için kaleme aldığınız eserlerde gelenekten beslendiğinizi görüyoruz. Çocuk edebiyatında metinlerarasılığın, kaynaklarımızdan ve kültürel birikimimizden beslenmenin önemi nedir?

Gelecekten de gelenekten de beslenmeyi seviyorum, gelenekten keşke daha çok beslenebilsem. Gelenekten beslenme konusunda çok büyük bir kesintiye uğradığımızı, o geniş ufku devralamadığımızı düşünüyorum. Bu sadece benim değil, Türkiye›de sanatla uğraşan, yazan, çizen, müzik yapan, resmeden herkesin sorunu. Çok büyük bir kopuş yaşadığımız için kendi bağımızla sağlam bir örgümüz yok. Uydurma örgülerle ilerlemeye çalışıyoruz.

Hem metni zenginleştirmesi hem de başka bir yere işaret etmesi bakımından metinlerarasılık çok güçlü bir şey. Aynı şeyleri farklı biçimde söylediğimizin bir göstergesi. Metnimin beslendiği başka yerler var, bireyselliğin çok fazla büyüdüğü bu dünyada birlikte güzeliz demenin de bir yolu gibi geliyor bana. Bu, kendi hikayemizden çıkmak için de bir alternatif yol bence. Bütün sosyal bilimler birbirlerine dokunarak ilerlemeli ve hepimiz birbirimize işaret etmeliyiz. Bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.