alimuratg@yahoo.com
İYİ GÜNDE, KÖTÜ GÜNDE (Love, Wedding, Marriage)
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2011, ABD yapımı
Türü ve Süresi: Evlilik Odaklı Romantik Komedi / 90 dakika
Gösterim Formatı: 35 mm standart sinema filmi
Perdedeki Resim Formatı: 2.35:1 (Genişperde-Widescreen)
Ülkemizde Gösterime Sunulan Kopya Sayısı: 26
Yönetmen: Dermot Mulroney
Senaristler: Anouska Chydzik, Jessica Szohr
Görüntü Yönetmeni: Ottar Gudnason
Özgün Müzik Bestecileri: Andy Ross (Süpervizör), Blake Neely
Kurgucu: Heather Persons
Yapım Tasarımcısı: Carlos Menéndez
Sanat Yönetmenleri: Chuck Bludsworth, Monique Champagne
Set Dekoratörleri: Amy Bell, Gail Briant
Kostüm Tasarımcısı: Antoinette Messam
Makyaj Tasarım Ekibi Şefi: Steve Artmont
Saç Tasarım Ekibi Şefi: Margeaux Fox
Oyuncular: Mandy Moore (Ava), Kellan Lutz (Charlie), James Brolin (Ava'nın babası), Jane Seymour (Ava'nın annesi), Michael Weston (Gerber), Sarah Lieving (Rachel), Richard Reid (Ian), Beau Brasso (Bar patronu), Michael Arata (Muhasebeci)
İthalatçı Şirket: D Productions
Dağıtıcı Şirket: Pinema Film
İçerik Uyarıları: Bir kaç sahnesinde yüzeysel cinselliğe, “sosyalleşme” görünümlü alkol kullanımına ve cinselliğe ilişkin diyaloglara yer verdiğinden dolayı, 15 yaşından küçükler için uygun bir yapım değildir.
Ailece izlenebilir mi? / ŞARTLI EVET (Ailenin küçük üyelerinin 15 yaşından daha büyük olması şartıyla)
Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: İnternet sitesi yoktur. Fragmanı Youtube 'dan izlenebilir.
Yeni Şafak-Sinema Yıldız Puanı: * *
::::::::::::::::::::::::::::::
Genç kadın, bir yandan henüz yeni yeni rayına oturan taze evliliğini yönetmeye çalışırken, diğer yandan da su koyveren ebeveynlerini bu çılgınlıktan geriye döndürmek için çırpınmaya başlar. Fakat, hem çiçeği burnunda eşine, hem müşterilerine, hem de iki huysuz ihtiyara aynı anda laf yetiştirip akıl vermek hiç de göründüğü kadar kolay değildir.
::::::::::::::::::::::::::::::
Bir Yahudi finansörden 3-4 milyon dolar sermaye bulurum…
Romantik komedilerin hikâyelerini -peşinen- erkeklerden çok daha iyi kıvırdıkları varsayılan iki kadın senariste, yeniyetmeleri tavlayıcı klişelerle bezenmiş fabrikasyon bir senaryo yazdırırım…
Eh, böyle bir film de neresinden bakarsan bak hedef kitlesinin ilgisini çekecek ve yapım maliyetinin 7-8 katını çıkartacak kadar gişe yapacaktır… Nasıl olsa gençlik trendlerle hareket eder ve derinlemesine sorgulamadan her önüne konulanı afiyetle yer!
Fakat, perdeye yansıyan sinemasal ürünün hamuru bu kadar dandik olunca, “İyi Günde, Kötü Günde” için kâğıt üzerinde doğru gibi gözüken böylesi bir ticarî denklem bile son kertede yürümüyor ne yazık ki… ABD'de geçtiğimiz haziran başında gösterime sunulduğu az sayıdaki sinema salonunda tek kelimeyle ticarî bir facia yaşayan ve daha ilk haftanın sonunda iki seksen yere uzanan film, hemen ardından son bir gayretle dağıtıldığı diğer ülkelerde de benzer bir hezimetle karşılaştı. O yüzdendir ki, “Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur” diye düşünen Almanya gibi pek çok Avrupa ülkesindeki işletmeciler eliyle, önümüzdeki ağustostan itibaren -beyazperdeye hiç uğramadan- direkt olarak DVD raflarına havale edileceği kesinleşti.
Düzenli takipçilerimiz şunu artık iyi biliyor ki romantik komedilere karşı hiç bir özel garezimiz yok. Tam aksine, bu sevimli sinemasal türü gerçek hayatın stresinden iki saatliğine kurtulmak üzere kendilerini karanlık salonlara atan “hafta sonu izleyicileri” için belli ölçüde yararlı bile görmekteyiz. Nitekim, uzun yıllardır hiç sektirmeden her hafta sonu mutlaka bir romantik komedinin gösterime sunulduğu ülkemizde, biz de Yeni Şafak Cumartesi Eki'ndeki sayfamızın manşeti için tercihlerimizi çoğu kez anılan türün örneklerinden yana kullanmaktayız. Çünkü, büyük bir bölümü vasat ve vasatın az üstü bir çizgide seyreden bu kategoride, zaman zaman başyapıt kapılarının tokmaklarını zorlayan örneklerle de karşılaşmak mümkün…
Fakat, Amerikan bağımsız sinemasının son 10-15 yıldır kendi çapında bir popülarite kazanmış aktörlerinden Dermot Mulroney'nin imzasını taşıyan bu defaki örneğin gerçekten de elle tutulur bir tarafı yok.
Fakat, bütün iyi niyetimize rağmen, bu kez geminin yürümediğini ve adına “yönetmenlik” denilen o -büyücülükten farksız- mesleğin kesinlikle Delroney'e göre olmadığını görüyoruz. Alabildiğine sıradan bir diyaloglar silsilesinin üzerine oturttuğu iki başrol oyuncusundan Mandy Moore, tıpkı sentetik şarkıcılığı gibi, oyunculuğuyla da gerçek bir ruhsuzluk anıtı… Ki bana göre bu genç kadının perdede ve beyazcamda şimdiye kadar işgal ettiği alan da baştan sona kadar umutsuzca bir çabaya işaret etmekte…
Tıpkı bizdeki bazı yeteneksiz mankenler gibi (muhtemelen kendisine bayılan bir prodüktör tarafından) 15 yıl kadar önce sektöre zorla sokulan ve o tarihten beri de ite kaka ilerleyen Moore'un, bırakın iyi oyunculuk yapmayı, bir romantik komedi için yeterince sevimli bile olamadığı bu rolde -filmin paçayı kurtarması için çırpınan- diğer yan oyuncuların emeklerini de ezip geçtiğini söylemek pek abartılı olmaz. Kendisi açısından en doğru kariyer, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ona belli ölçüde prim veren teenage kuşağı için kolay tüketilir tarzdaki pop şarkılarını söylemeye devam etmek olabilir ancak… Yoksa, Francis Ford Coppola gelip elinden tutsa bile bu New Hampshire'lı hanım kızımızın sinemada herhangi bir istikbâli yok!
Büyük usta Luis Bunuel, bundan uzun yıllar önce “En kötü filmde bile izlenmeye değer bir 3-5 dakika bulunur” diyordu. Kötü senaryosu, zevksiz oyunculukları ve hiç bir sürpriz sunmayan fabrikasyon yönetmenliğiyle insana daral getiren bu filmde de altını çizmeye değer yegâne şey, bizim gençliğimizin iki parlak yıldızı Jane Seymour ve James Brolin ile yıllar sonra yeniden hasret gidermemize aracılık etmesi…
Kariyerindeki ilk önemli çıkışını 1973 tarihli James Bond serüveni “Yaşamak İçin Öldür” (Live and Let Die) ile yapan İngiliz aktrist, sonrasında ise ağırlıklı olarak yüksek bütçeli ve destansı hikayelere sahip İngiliz ya da Amerikan televizyon dizilerinde boy gösteren bir küçük ekran yıldızına dönüşecekti.
1960'ların ortalarından itibaren kadın meslektaşına göre biraz daha “B sınıfı” bir sinemanın oyuncusu pozisyonunda ilerleyen Brolin'in ise bir kaç düzine kadar düşük bütçeli, fakat pek çoğu anılarımızda iz bırakmış filminin yanısıra sinema sektörüne verdiği en anlamlı armağan, ilk evliliğinden doğan büyük oğlu Josh Brolin oldu. 1968 doğumlu oğul Brolin'i, başta “İhtiyarlara Yer Yok” (No Country for Old Men) ve “İz Peşinde” (True Grit) adlı iki Coen Kardeşler yapıtı olmak üzere, son yıllarda birbiri ardına önemli roller üstlendiği klas filmlerden tanıyorsunuz. Oğlu Hollywood'da kendisinden çok daha yüksek profilli işler çıkartan emektar James Brolin, 1998 yılından bu yana ünlü şarkıcı ve besteci Barbara Streisand ile üçüncü evliliğini sürdürmekte…
“İyi Günde, Kötü Günde”, içeriğine falan hiç bakmaksızın, ancak bir romantik komediye fena hâlde susadığınız durumlarda tahammül edilebilecek türden bir gösteri… Son aylarda farklı ülkelerden gelen bir sürü seçkin film topu topu 3-4 kopyayla ve yalnızca İstanbul'da gösterime girerken, hakkı en fazla “indirimli DVD reyonu” olan böylesine genel geçer bir yapımın yurt sathında tamı tamına 26 kopyayla gösterilmesi de Türkiye'deki çarpık dağıtım mekanizmasının yeni bir örneğini oluşturuyor.
* * *
* * * *
(4 Yıldız) Sinemanın sanat kimliğini pekiştiren gerçek bir başyapıt… Kaçırmanız gerçekten de yazık olur.
* * * 1/2
(3,5 Yıldız) Oldukça başarılı bir film. Şartlarınızı zorlamak pahasına mutlaka görmelisiniz.
* * *
(3 Yıldız) Çoğu bölümüyle sanatsal bir derinlik ve lezzet yakalayabilen, kayıtsız kalınmayacak bir film. Ömrünüzden bir kaç saati vermeye değer…
* * 1/2
(2,5 Yıldız) Bazı bölümlerinde iyi bir filmin kalite standartlarına erişmeyi başarabiliyor; fakat bir bütün olarak bakıldığında ise sorunlu ve tam olmamış.
* *
(2 Yıldız) Hiç bir sanatsal değeri ve akılda kalıcılığı yok. Yalnızca zaman öldürmek için tüketilebilir. Ki zamanınıza önem verdiğimiz için bunu da pek önermiyoruz.
* 1/2
(1,5 Yıldız) Kötü bir film ve neden çekildiğini anlamak zor… Görmemeniz yararınıza olacaktır.
*
(1 Yıldız) Sinema sanatı adına utanç verici bir gösteri… Arkanıza bakmadan kaçın, sevdiklerinizi de uzak tutun!