Ev sihirli bir kelime. Evlenmek, ev hanımı, ev bark sahibi olmak gibi kelimelerin mimarı olan ev, hayatımızın en önemli yapısı. Ev kimileri için maddi bir güvence iken kimileri için ise kutsal bir mabed. Sinan Genim herkes için ayrı anlam ifade eden bu yapıların kadınların eseri olduğunu 'Mekanın 'Ev' Olarak Oluşumunda Kadın' makalesinde dile getiriyor. Genim ile yapıdan başlayarak, o yapının gerçekleşme sebebi olan insana dair söyleştik.
Türkler için ev ne ifade ediyor?
Türk toplumu için ev mukaddestir. Plan tipolojisi açısından Belgrad, Bağdat ve Kahire'den Kırım'daki Bahçesaray'a kadar aynı şemaları gördüğümüz Türk Evi var. Bugün Türk Evi'ni, Rum Evi, Ermeni Evi olarak tanımlayan cahillere rastladıkça üzülmemek elde değil. 19. yüzyılın ikinci yarısında modernleşme çabalarıyla arsaların küçülmesi ve nüfusun artmasından dolayı ev planlarında değişiklikler oldu. Zemin kat yere gömülerek bodrum kata dönüştü, yangın tehdidinden dolayı evler kâgir olarak inşa edilmeye başlandı.
ARTIK TÜRK EVİ YAPILMIYOR
Türk Evi'nin özelliği…
Türk Evi plan şeması açısından çok özel niteliklere sahiptir. Bir evin planlamasını o toplumun yaşam felsefesini belirler. Bu nedenle bol ışık alan, narin yapısal özelliklere sahip Türk Evi çok özel bir konut tipidir. Uzun ve ince saçakları vardır. Dış görünüşleri itibarı ile hemen kendini belli eder. Evlerin üzerleri mutlaka çatı ile kapatılmıştır, iki katlı, bahçeye açık, sokağa kapalıdır. Türk Evleri'nin en iyi örnekleri 16, 17 ve 18. yüzyılda yapılmıştır. Türk Evleri'nin plan tipi, cephe özellikleri mimarlar açısından çok önemlidir. Giderek yitirdiğimiz, artık yenilerini yapamadığımız, Türk Evi'nden öğreneceğimiz çok şey var.
Türk Evleri'nin sokağa kapalı olmasının ne gibi bir anlamı var?
Aile yaşamının mahremiyeti açısından, ev yaşamının dıştan gözükmemesi için sokağa kapalı, bahçeye açık yapılır.
Evlenmek, ev kadını, ev adamı, ev bark sahibi olmak gibi kelimelerin varolması bize neyi gösteriyor?
Kültürel olarak eve verilen önemi gösteriyor.
Türklerin evle olan ünsiyeti mülk mü, yoksa mahremiyet üzerine mi kurulu?
Birlikte yaşama isteği… Toplum olarak ev ünsiyetimizi büyük aile üzerinden kuruyoruz. Eve verdiğimiz önem mülkiyetten ziyade bir arada olma isteğinden, büyük aile anlayışından kaynaklanıyor.
DEVRİM MİMARİMİZİ BOZDU
Osmanlı döneminde evlerin içine ve dışına çok önem verilmiş. Cumhuriyet döneminde ev mimarisi kendini yalınlığa ve konservatif anlayışa bıraktı. Bu devrimle mi ilgili?
Harf devrimi ardından, kılık kıyafet devrimi ve düşünce yapısının farklılaşması, kültürünü devam ettirmeyi düşünmediğiniz bir toplumun evini neden devam ettiresiniz ki? Devrimler toplumda anormallikler yaratır. Biz de bu durum çok uzun sürdü. Mesela Rusya tasfiye oldu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dağıldı ama toplum bu durumla bizden daha kolay başa çıktı. Geçmişi tümden reddetmediler, onun birikimini gelecek oluşturmak için kullanmayı öğrendiler.
Cumhuriyet döneminde önemli bir mimari eserimiz var mı?
Dünyaya örnek gösterilebilecek bir yapı ne yazık ki yok. Bu işi yapabilmek için önce inandığınız dini iyi bilmeniz gerekiyor. Kur'an-ı Kerim'i bilmeden kalıcı bir mimari inşaa etmeniz mümkün değil. Batı'dan bazı örnekleri özümseyip yapmak için de İncil'i bilmeniz gerekir. Eğer ikisini de bilmiyorsanız özgün kültür yaratmak mümkün değil. Dünyanın hiçbir yerinde bunu yapamazsınız.
'Mekanın 'Ev' Olarak Oluşumunda Kadın' makalenizde kadın ve ev ilişkisinden bahsediyorsunuz. Orada Hatice Sultan'ın evinin inşaatıyla ilgilendiği yazıyor.
Latin alfabesi ile yazılmış bir mektuptur o. Harf devrimi yakın bir zamanda yapılmadı. 1800'lerin başından itibaren Latin alfabesine geçmek için çaba sarf ediliyordu. Zaman zaman Fransızca'yı bilenler eski Türkçe'yi Latin alfabesiyle yazmaya çalışırlardı.
Evin düzeni için kadının var olması gerektiğini söyleriz ama evin oluşumu için varlığını kabul etmeyiz neden?
Kabul etmeyiz ama ev mimarisinin oluşumunda kadının payı çok büyüktür. Yaptığım binalarda erkeklere 'sen parayı ver gerisine karışma, eşin ne istiyorsa bana anlatsın' derim. Çünkü bir erkek eşinin dediğini yaparsa o evde mutlu olur. Çünkü ev kadının yaşam muhitidir.
KADIN DAHA DA AKTİFLEŞECEK
Bu kültürel mi, yoksa evrensel bir gerçek mi?
Evrenseldir. Eskisi gibi bire bir savaşlar olmadığı için kadın da etkin olarak hayatın içine giriyor. Kadın tarım evresinde günlük hayattan çekildi. Önümüzdeki yüzyıl içinde çok daha aktif rol üstlenecekler.
Peki erkeğin evdeki rolü?
Toplumsal mekanda yönetici olduğu için etkin bir rolü vardır ama konut içinde erkeğin rolünün etkin olduğunu düşünmüyorum. Duvarları erkekler inşa ediyorlar ama içine girdikten sonra kadın mutlaka o evi değiştiriyor, kendi kimliğine uygun hale getiriyor.
'Evin reisi erkektir' sözüne ne diyorsunuz?
Kanunlar da evin reisinin erkek olduğunu söylüyor. Ama fiiliyatta öyle değil. Belki bu kamuflaj kadınların işine geliyordur. Sorumluluğu erkeğe yüklüyorlar, daha sonra da hayatlarını bildikleri gibi yaşıyorlar.
Bugün kadın ne kadar evin içinde?
Eskisi gibi değil. Çünkü kadın dışarıya açılıyor ve bu yüzden evde çok vakit geçirmiyor.
Kadın evine dönecek mi?
Hayır daha fazla dışarıya açılacak. Bütün bilim kurgu öyküler ve geleceğe yönelik senaryolarda kadının daha etkin bir şekilde hayata katılacağı ve ev yaşantısının basitleşeceği bir çağın bizi bekliyor olduğunu görmekteyiz. İnsanları ve toplumları yönlediren şey ekonomidir. Ne kadar zenginleşirsek o kadar insanlarla samimiyetimiz azalacak. Çünkü insanlar elindekini kaybetmek istemeyecekleri için kimsenin kimseye ayıracak vakti olmayacak.
Bunca yıl sonra kavga etmemek için ev kararını eşime bıraktım
Ev sizin için ne ifade ediyor?
Mukaddes bir yerdir. Mabet gibidir.
Kendinize ait odanız var mı?
Evet, kütüphanem var. Pek gürültüden hoşlanan biri değilim. O yüzden kütüphanemde çalışıyorum.
Evinizi kendiniz mi yaptınız?
Evet.
Türk Evi mi?
Türk evinin modernleşmiş versiyonu diyebiliriz. Bugün artık Türk Evi yapmak mümkün değil. Çünkü imar planları, yönetmelikleri, bürokrasinin kişisel kabulleri bu tarz evlere ne yazık ki izin vermiyor.
Eşiniz ev yapımına ne kadar dahil oldu?
Planlamasını yapıp kabası çıktıktan sonra, birbirimizle kavga etmeyelim diye ekonomisini üstlenip kararı eşime bıraktım. Öteki türlü evde huzur kalmaz. Evde yaşayan, hayatının büyük bölümünü eve adayan erkek değil, kadındır.
Ev sizin için maddi bir güvence midir yoksa manevi mi?
İnsanın huzur bulduğu ve yaşamını renklendirdiği bir mekan. Evi maddi bir güvence olarak görmüyorum. Evin sağladığı birlikte yaşamın devamlılığı benim için daha önemli. Yaptığım herşeyin gelecek kuşaklara kalan bir yanının olmasına dikkat ediyorum ve bütün yapılarımı bu düşünceyle yapıyorum. İnsanların mutlu olması ve hayatlarını renklendirmesi için ev önemli. Ancak, insan olmadan yapıların hiçbir önemi olmadığını da söylemem gerek.
Mimarlığı bu yüzden mi tercih ettiniz?
Dedem 1912, amcam 1929'da mimarlıktan mezun olmuş. Adımı mimar olayım diye Sinan koymuşlar. Mimarlıktan önce bir yıl mülkiyede okudum. Sonra o işlerin bana göre olmadığını anlayıp dünyanın her yerinde geçerli bir meslek olan mimarlığı tercih ettim. 43 yıldır mimarlık yapıyorum.
Hala ev yapıyor musunuz?
Çok az. Bürokrasi ev yapımını güçleştiriyor.Ev bir kültür işidir. İnsanlar bize sınıf atlamak ve yapılan yapının değerini yükseltmek için geliyor. Çünkü bizim yaptığımız binalar diğerlerine nazaran çok daha estetik ve fonksiyonel çözümleri başarılı. Bunun içinde daha çok talep görüyor.
Akşam yemeklerimiz tören gibiydi
Eski İstanbullusunuz...
Kuzguncuk'ta büyüdüm. Yaşıtım insanların hiç kahve alışkanlığı yoktur. İki kahve vardı. Birinde dedelerimiz oturduğu kıraathane diğeri ise hammal kahvesi. Biz ikisine de gitmezdik, ana caddede uzun uzun yürüyüp sohbet ederdik. Yirmili yaşlarımıza geldikten sonra kültür derneği kurduk, orada eğitimimize devam ettik.
PİJAMAYLA MASAYA OTURMAM
Büyüdüğünüz evin mimarisi nasıldı?
Büyük dedemin yaptığı bir evdi. Bir bahçenin içinde iki, büyük, çift bölüklü, iki katlı güzel bir ahşap evdi. Alt katında mutfak, üst katında ise herkese ait bir oda vardı.
Maddi durumunuz iyi miydi?
Çok iyi değildi. Çünkü ailemin büyüklerinin hepsi imparatorluğun ihsan ve bağışlarıyla geçinen gerek askeri gerekse mülki idarede görev yapmış kişilerdi. Başkent Ankara'ya transfer olunca imparatorluğun ihsanlarından mahrum kalmışlar. Çoğunlukla eskiden edindikleri gayrimenkülleri satıp, emekli maaşlarını üstüne ekleyerek, alıştıkları yaşantılarını sürdürmeye çalışıyorlardı.
Evi anneniz mi yönetirdi yoksa babanız mı?
Fiiliyatta annem yönetirdi tabii.
Evinizin kuralları var mıydı?
Tabii. Herşeyden önce gerek büyük gerekse küçüklere saygılı olmak vazgeçilemesi mümkün olmayan bir kuraldı. Hayatımın hiçbir döneminde pijama ile masaya oturmadım. Sabah kalktığımda, gece yattığın kıyafeti değiştirip, ev kıyafeti giyersin. Eğer dışarı çıkmanız gerekiyorsa ev kıyafetinizi çıkarıp, günlük kıyafetinizi giyerdiniz. Yemek yemek nerede ise bir törendi, hep birlikte, ailece yerdik. Büyükler sofraya oturmadan oturulmaz, onlar kalkmadan kalkılmazdı.
MAHALLE ÇOCUĞUYUM
Evinizde çok misafir ağırlar mıydınız?
Babamın ailesi genişti. Babannem, halalarım bize gece yatısına kalmaya gelirlerdi. Benim akraba ilişkilerim abim ve kardeşime göre daha zayıftır. Çok çalıştığım için, aileyle iletişimim eksik kaldı. Hala da öyledir. Proje çalışmalarının yanı sıra makale ve kitap yazma gibi uğraşlarım var. Çok okurum. Pek insani değil ama, akraba ziyaretlerine iştirak etmekte zorlanıyorum.
Kendinizi İstanbul Beyefendisi olarak görüyor musunuz?
Nerede, ben bir mahalle çocuğuyum. Kuzguncuk'ta oturanlar, argo konuşur ve bazı davranışlarım beyefendilikle pek mütenasip değildir. Ama ne yapalım, ben de bir insanım ve insanca zaaflarım vardır. Tabii herkese karşı saygı gösteririm o ayrı. Benim için zengin, fakir, din ve kültür insan olmasından sonra gelir.