Kayıt dışı ekonominin ana aktörlerinden olan 'temizlikçi kadınların' hikâyelerini yazmaya karar verince ilk önce zihinlerdeki 'temizlikçi kadın' algısını sorgulama ihtiyacı hissettim. Birkaç kadının evine gittim, genelde temizlikçi kadınların fazla para istediklerinden, işlerini sonradan özensiz yapmaya başladıklarından yakınıyorlar. Temizlikçi kadınların tarafından bakınca ise durum daha trajik. Çoğu mecburiyetten bu işe başlıyor ve yıllarını veriyor. Yüzde sekseninin tek isteği sigortalı çalışan olmak. Emeklilik istiyorlar. Hayat sigortaları olmadığı için yaralandıklarında günlük kazançlarının tümünü hastaneye vermek zorunda kalabiliyorlar. İşlerini günlük temizlikçi, iki günlük temizlikçi, üç günlük temizlikçi, dört günlük temizlikçi olarak ayırıyorlar. Aylık çalışmak istemiyorlar. Çünkü iş çok para az. Gündelikçi olarak gidip günde 80-100 TL arasında kazanıyorlar. Çalıştıkları evlerde Kurban etini zam yerine saydıran da var, evlerinde besledikleri köpeklerin kabıyla temizlikçi kadına yemek sunanlar da… Bu yüzden iyi davranışın okumuşlukla değil insan olmak alakalı olduğunu vurguluyorlar. Potansiyel hırsız muamelesi görmek onları çok üzüyor. Polise şikâyet edilmekten değil, çevre baskısından çekiniyorlar ve birçok hakarete, iftiraya göz yumuyorlar. Çünkü bir anda kapı önünde koyulma ihtimalleri var.
BİZE YARDIMCI DEYİN
Kendilerine temizlikçi yerine yardımcı bayan diye hitap edilmesini doğru buluyorlar. Konuştuğumuz temizlikçi kadınlardan Gülay Hanım, 'Güzel bir kıyafet alsak, 'Aman şuna bak milletin pisliğini temizlemekten aldığı parayla giyiniyor' diyerek bizi aşağılanıyorlar' diyor. Çalıştıkları evlerdeki zenginliğe hiç özenmiyorlar. Çok fazla kimyasala maruz kaldıkları için çoğu astım hastası oluyor Gürcü kadınların ise daha iyi şartlarda çalıştıkları iddia edilse de, kaçak olduklarından için her an tedirginler. Yabancılarla konuşmak dahi istemiyorlar.
Hindi alıp pişirdim
Gülay Hanım'ın eltisi, Müesser Hanım 9 yıldır temizlikçilik yapıyor. 45 yaşında ve dört çocuğu var. Konuşmayı pek sevmiyor, bir hayli de utangaç. Okusaydım avukat olmak isterdim diyor. İlk girdiği evde dört yıl çalışmış. Eve şoför alıp götürürmüş. Evin kadını vefat edince, işi bırakmış. Sonra başka bir yerde işe girmiş ve orada da iki yıl çalışmış. Fakat eve yatılı kadın alınınca yine işten çıkarılmış. Evin büyüklüğünün sorun olmadığını, evdeki fazla eşyanın temizliği zorlaştırdığını ifade eden Müesser Hanım, evdeki eşyalar çok değerli olduğu için temizlik yaparken stres olduklarını söylüyor. Müesser Hanım, 'Çalıştığım bir evde yanlışlıkla avize kırdım. Çok pahalıydı. Evin kadını kocasına kendisinin yanlışlıkla kırdığını söyledi. Adam da canın sağ olsun karıcım, ben onun yedeğini Amerika'dan getirmiştim' dedi. Zor kurtardım' diyor. Şimdi gündelikçi olarak gidiyor. Şuan ayda 500TL kazanıyor.
ÜTÜ YAPMAYI SEVMEM
Müesser Hanım ev işlerinden ütü yapmayı hiç sevmiyor. 'Bir de cam silemem çünkü yükseklik korkum var' diye ekliyor. Çalıştığı evlerde hep hayalini kurduğu şey kendi evinde hindi alıp pişirmekmiş. Ev sahipleri özellikle yılbaşı gecelerinde yerlerken çok özenirmiş: 'Ben de bir gün kasaba gittim, bir hindi aldım. Fişte 10TL yazıyordu, içimden de ne kadar ucuzmuş dedim. Kredi kartıyla ödediğim için de bakmadım. Eve geldim, kızım fişi kontrol ederken, 'anne bir hindiye 60TL mi verdin' deyince jeton düştü. Meğer kilosu 10TL imiş. Bütçemi aşmıştım ama hayatımda ilk defa öyle bir ziyafet yaptım' diyor. Peçetenin, kaşığın, çatalın her gün farklı konulduğu masaları düzenlemeyi hiç öğrenemediğini söyleyen Müesser Hanım, en az üç tabakta yemenin anlamını bir türlü çözemediğini ekliyor.
Paralı kölelik yapıyoruz
Gülay Hanım 10 senedir temizlikçi olarak çalışıyor. İlk Pınar Hanım diye birisinin yanında aylık 450 TL ile haftanın beş günü işe başlamış ve bir buçuk yıl çalışmış. Sonra zam alınca aylığı 600 TL olmuş ama bu sefer de haftanın altı günü gelmesini istemiş.Gülay Hanım, ''Bana çok yardım ederlerdi, çocuklarıma kıyafet alırlardı. Evde yiyecek, içecek serbestti. Sonrasında yaptığım işi beğenmemeye başladı. Temizliğin yanında ütü ve yemek de yapmamı istedi. Çok iş verilince biz stres oluyoruz ve içimizden o işi düzgün yapmak gelmiyor. Oradan ayrılınca yine lüks bir sitede işe başladım ve orada da üç yıl çalıştım. Oradaki sorun da aylığımın hep geç verilmesiydi. Bir de hep iki kişilik işi bana verirdi. Ben çıktıktan sonra, o evde 3 kişi çalışmaya başladı. Evin kadını yemek yememi, suyundan içmemi bile istemezdi. İçtiğimi görünce cinnet geçiriyordu. Musluktan su içerdim. Yemeğimi de kendim götürüyordum. Deterjanlarını tutumlu kullanmamı emrederdi. Bu eve ilk 600 TL aylık alarak başladım. Bir buçuk sene sonra zam yapacağım dedi. Kurban Bayramı geldi ve bana 2,5 kg et verdi. Onu zam diye saymamı istedi'' diyor. Çalıştığı evdeki her şeye şahit olduklarını belirten Gülay Hanım, her zaman temizlikçi kadın vurgusunun yapıldığını belirtiyor. Şimdiki gittiği yerde de yedi yıldır çalışıyor. Ev sahibinin küçük kızı köpeğine: ''Gülay'ı sakın sevme. O sadece temizlikçi bir kadın'' diyormuş. ''Gülay Abla ya da Gülay Hanım'' demezler diyor ve bunu ailenin çocuğa verdiği ahlaka bağlıyor.
RESSAM OLMAK İSTERDİM
Gülay Hanım gündelikçi gittiği zaman 90 TL alıyor. En yüksek 120TL'ye, en düşük 50TL'ye gidildiğini belirtiyor. Aylık haftada 5 gün gidenlerin de yaklaşık 1500 TL aldıklarını söylüyor. ''Ama sınırı yok tabii, mesela bir kadın var iki evde çalışıyor. Aylık 2800 TL alıyor.'' diyor ve ekliyor: ''Bizi robot gibi görüyorlar. Biz resmen paralı kölelik yapıyoruz. Sigorta olmadığı için hiçbir hakkın yok. Yarın bir sorun olursa seni kapının önüne koyuyorlar. Hasta olsan gündelik kazandığının hepsini hastaneye veriyorsun. Kazandığım parayla hiçbir birikim yapamadım'' Gittiği evlerde hiç aklının kalmadığını söyleyen Gülay Hanım tek keyfinin, iş yapmaktan çok çatlayan elleri ve ayakları için kendine krem almak olduğunu belirtiyor. Gülay Hanım şöyle devam ediyor: ''Gittiğimiz evlerde başımızda durup, odayı temizledikten sonra kapıları kilitleyenler bile var. Yemeklerini biz yapıyoruz, kocalarına ben yaptım diyorlar. Evin kedisi köpeği koltuklarda oturur, yataklarına yatar ama sen o koltuğu oturup dinlenemezsin. Masalarına oturup yemek yiyemezsin. Köpeklerin su içtiği kaplarda yemek veriyorlar. İş görüşmesine gittiğimizde ayağımıza galoş veriyorlar. Ayakkabımızı çıkarsak bile…'' İlkokul mezunu olan Gülay Hanım temizlikçi olmasaydım ressam ya da kaptan olmak isterdim diyor.
Gürcistan'da villa yaptırdı
Yabancı uyruklu evde çalışan kadınlar geldikleri ülkenin isimleriyle anılıyorlar. Gürcistan'dan gelenler için Gürcü deniliyor. Ya da en genel ifadeyle yabancı kadın olarak isimlendiriliyorlar. Dil bildikleri için tercih ediliyorlar. Evin küçük çocuklarına Rusça, İngilizce öğretiyorlar. Genelde evinde yabancı kadın çalıştıranlar, temizlik için de ayrı bir kadın alıyorlar. Çünkü yabancı kadın sadece çocukla ilgileniyor. Genellikle Özbekistan, Türkmenistan, Gürcistan'dan geliyorlar. Türkiye'de üç-beş yıl çalışıp kendi memleketlerinde ev alanlar var. Kendi ülkelerinde günlük 15 TL alıyorlarmış. Bu yüzden Türkiye'de kazandıkları para kendi ülkelerinde çok değerli. Ailelerine bakıyorlar. Gürcistan'da aylık 100 dolar alanlar, burada 800 dolar kazanıyor. Çoğu üniversite mezunu ama ülkelerinde iş yok. İçinde gerçekten çok mazlum olanı da var. Ama genellikle gözleri açık. Kimisi biraz da acımasız görülüyor. Özellikle çocuklara olan davranışları konusunda. Çok keyiflerine düşkünler. Türk kadınlarla aynı evde çalışmak istemiyorlar. Kontrol edilmek istemiyorlar. Tutunacak dalları olmadığı için çok çabuk yalan da söyleyebiliyorlar.
ÇALIŞMA İZNİ ALIYORLAR
Gülay Hanım, 'Çalıştığım bir evde, baba kızına kulaklık almıştı. Yabancı çalışan da kutuyu açtı, baktı. Ben de gördüm. Evin sahibi kutuyu açılmış görünce sinirlendi. 'Kim açtı' diye sorunca, yabancı kadın 'ben açtım' demedi. Benim üstüme kaldı. Ben açmadım desem de inanmadılar. İşten kovuldum' diyor. 'Çoğu kaçak çalışıyor ama artık 1 yıllık çalışma izni alabilenler de var. Eşlerini çocuklarını da buraya getiriyorlar. Ev tutuyorlar ve gündelikçi gidiyorlar.' diyen Özgül Hanım: 'Artık daha fazla kazanıyorlar. Beş arkadaş 300-400 TL'ye ev tutup tasarruf ediyorlar. Türkçe bilmeyenler daha ucuza çalışıyorlar. Bir evde beraber çalıştığımız Gürcistanlı kadın vardı. Her yerin fotoğrafını çekerdi. 3 yıl çalıştı burada. Gürcistan'a gittiğinde o çalıştığı evin aynısını yaptırdı. Bize de fotoğraflarını yolladı. Şok olmuştuk'
ÇALIŞTIĞIM HER EV DİYETTEYDİ
On bir yıl muhasebecilik yapan Özgül Hanım, çocuğu çok küçük olduğu ve bırakacak bir yer bulamadığı için işini bırakmak zorunda kalır. Eşi de zamansız bir şekilde işi bırakınca hayatları tepe taklak olur ve Özgül Hanım temizlikçi olarak evlere gitmeye başlar. İlk zamanlar haftanın iki günü çalışır. 'Tırnakları ojeli, yüzü makyajlı, giyimi kuşamı her gün farklı olan biri için temizlikçi işine alışmam hiç kolay olmadı. Gittiğim evlerde de bunu kabullenemediler. Onlara göre temizlikçi böyle düzgün giyimli olamazdı' diyen Özgül Hanım, herkesin ev düzeni ve kurallarının farklı olmasının, ciddi iş gücü gerektirdiğini vurguluyor. Evine yeni yardımcı almaya başlamış kadınların çok kuralcı olduğunu, buna rağmen uzun yıllardır evinde kadın çalıştıranların daha anlayışlı olduğunu söylüyor. 'İşten kaytaracağımız düşüncesi kadınların çoban gibi başımızda beklemelerine sebep oluyor' diyor.
OTOBÜSLER KİMYASAL KOKUYOR
Hiçbir can güvenlikleri yok. Sigortalı çalışmıyorlar. Zaten yaptıkları iş küçük görüldüğü için, sigorta isteme taleplerine ev kadınları dalga geçerek yanıt veriyor. Bu işe 30-40 yılını vermiş insanlar var ve birçoğu da meslek hastalığına yakalanmış. Kimyasal kullanmaktan kaynaklı astım, bel fıtığı, ellerde ve kollarda sinir sıkışması, lif kopması vs. Çalıştığı evlerde rahatsızlanırlarsa ev sahipleri hastaneye gittiklerinde 'Misafirlikte oldu deyin' diye tembihliyorlarmış. Kemerburgaz'da oturan Özgül Hanım, 'Akşam bindiğimiz otobüsler resmen çamaşır suyu kokuyor' diyor. Astım olduğu için mesleği bırakan Özgül Hanım, şuan bir Amerikan firmasının distribütörlüğünü yapıyor. Evlere gidip doğal ürünler satıyor. Evlerine gittiği kadınlar 'Temizliği biz yapmıyoruz ki, böyle doğal ürünlere gerek yok' diyorlarmış. Özgül Hanım, 'Eğer bir eve günlükçü olarak gittiyseniz, buzdolabını açma hakkınız yok. İki gün önce pişmiş olan yemeği önünüze koyuyorlar. Kimyasallar insanı çok acıktırıyor, aç kalmamak için mecbur yiyorsunuz. Yemek saati de ev kadınının istediğine göre değişiyor. Şimdiye kadar gittiğim evlerin yüzde sekseni diyetteydi. Bir soğan kırıp yenildiğini görmedim. Hiç kuru fasulye pişen eve denk gelmedim. Hep kara ekmek yedim. O evlerdeki masa düzenine özendim, kendi evimde de öyle sofralar kurdum. Evde giydiğiniz kıyafet de önemli, eve misafir geliyorsa üstümüzü daha düzgün giyinmemiz isteniyor. Üstünüz kötüyse mutfakta kalmanız, servis yapmamanız isteniyor. Çalışmayan kadınlar genelde evlerde gün yapıyorlar. Her hafta bir arkadaşında toplanıyorlar. Yaptıkları tek şey de magazin konuşmak, dedikodu yapmak ve de arkadaşı ne almış ne yapmış nereye gitmiş onu konuşmak. Bazen okey oynuyorlar, kahve içiyorlar. Bunun yanında başörtülü kadınlar dedikodu yapmaktan günah olduğu için kaçınıyorlar. Gün yaptıkları zaman muhakkak Kur'an okuyorlar, sohbet yapıyorlar. Kimi kadın başörtülü temizlikçiyi evinde çalıştırmak istemiyor. Çocuğun psikolojisini bozar, ayıp günah olayıyla zihni kirlenmesinden korkuyorlar. Evimde yardımcı var demek çok havalı bir şey… Sırf hava atmak için yedikleri yemekten kesip evine yardımcı alanlar var' diyor
GÖMLEĞİ YÜZÜME FIRLATTI
Özgül Hanım aylık en fazla 1100 TL kazanmış. İlk kazandığı parayla hiç bir şey yapmak içinden gelmemiş. Bu kadar sene çalışmasına rağmen, eşinin de yardımıyla, 20 bin TL'lik bir araba alabilmiş. Özgül Hanım, 'Hayatımdan çok şeyler alan bu meslek, çok fazla insan tanımama da sebep oldu. Hiç kapısına gidemeyeceğim evlerde çalıştım. Sıkıntılı bir ailenin en çok azar işiteni oldum. Bir keresinde bir evde gömleğin düğmesi kopmuş, evin erkeği ütü yaparken yanıma geldi ve 'Para veriyorum sana, bunu nasıl görmezsin' diyerek gömleği suratıma fırlattı. Başıma hırsızlık suçlaması gelmedi ama çalıştığım bir evde yabancı bir çalışanın yaptığı hırsızlığa şahit oldum. Evden kolye çaldı. Ev sahibi de işten çıkardı ama giderken de kolyeyi istedi. Yabancı kadın da 'Siz beni böyle zamansız işten çıkartırsanız ben de sizden böyle öç alırım' dedi' şeklinde konuşurken yüz kişiden sekseninin çalıştığı yerden memnun olduğunu da ekliyor.
BAKICI GİRDİM TEMİZLİKÇİ ÇIKTIM
Zeynep Hanım 33 yaşında. İki tane çocuğu var. 11 yıldır evli. İlkokul terk ama şimdi ortaokulu dışarıdan veriyor. Üniversiteye girip, anaokulu öğretmeni olmak istiyor. Çalışırken çocuklarına yengesi ve annesi bakıyor. Kastamonulu Zeynep Hanım mecbur kaldığı için evlere temizlikçi olarak gitmeye başlamış. Zeynep Hanım, ''İlk girdiğim yere çocuk bakıcısı olarak aldılar. Ama temizlikçi olarak ayrıldım. Bir buçuk yıl çalıştım. Yemeği de ben yapıyordum. Çok fazla ütü yapıyordum. Bıkmıştım. Sonradan kadının babası da eve yerleşti. Alzheimer hastasıydı. Bana zararı yoktu ama onun bakımını da üstlenmiştim. Akşam saat altı iş çıkış saatimdi ama eve gelmeleri yediyi buluyordu. En küçük çocuğum 2,5 yaşındaydı ve evde beni hep ağlayarak bekliyordu. Çocuğum hasta olunca işe gidemiyordum. Evin kadını 'Benim işimi geciktirme. Gerisi beni ilgilendirmez' diyordu. Sonunda dayanamadım ve ayrıldım'' diyor.
Temizlikçinin tabağı ayrı
2006 yılında çekilen 'Gündelikçi' belgeselinde rol alan Yıldız Ay 1997'den beri mesleğin içinde. Bir bankada garson olarak çalışırken, genel müdürün evinde yardımcı olarak çalışmasını isteyince eve transfer olur. 'Şu an çalıştığım ev de o genel müdürün kızının evi' diyen Yıldız Hanım genel müdür İstanbul'dan taşınınca 2003'de Robert Kolej'in müdürünün evinde yardımcı olarak çalışmaya başlamış ve üç yıl orada maaşlı olarak çalışmış. Kolejden ayrıldıktan sonra gündeliğe gitmeye başlamış. Şimdi haftada 3 ayrı eve gidiyor. Günde 100 TL cebine giriyor. 'Bana göre maaşlı çalışmak ve her gün aynı eve gitmek daha güzel. Düzenin oturuyor, ağır işin olmuyor' diyen Yıldız Hanım kendisine genelde ismiyle değil, kadın diye hitap edildiğini söylüyor.
MESAFE KONULMALI
İmece Kadın Dayanışma Derneği olarak kendilerini işçi olarak tanımladıklarını anlatan Yıldız Hanım, 'Gündelikçi' belgeseli çekilmeden önce çalıştıkları evlerde abla kardeş ilişkisi aradıklarına şimdi ise işçi ve işveren ilişkisini aşmamaya özen gösterdiklerine, mesafeyi korumanın gerekliliğine dikkat çekiyor. Yıldız Hanım 25 yıl Erzurum'da yaşamış, toplum baskısından bunalınca İstanbul'a yerleşmiş. Kocasından ayrı ve iki erkek çocuğuna bakıyor, evini geçindiriyor. Hala kirada oturuyor. Gittiği evlerde çok nadir yemek yediğini söyleyen Yıldız Hanım, 'Emekli bir öğretmenin evine temizliğe gitmiştim. İlk gittiğim zaman 'Ben her gelen temizlikçiye ayrı terlik mi vereceğim' diye beni azarladı. Öğlen yemek vakti gelince mutfaktaki fırının içinden bir poşet çıkardı. İçinde tabak, eski bir tava, kaşık, çatal, bir tane de plastik tabak vardı. Eve gelen temizlikçinin yiyip içeceği tabağı ayırmış. Bir de gözümün önünde yaptı. Bırakıp gitmek istedim ama öğlene kadar çalıştığımın parasını vermez diye yapamadım. Hala o evin önünden geçerken gözlerim dolar. Çıkarken dedim ki 'Eğitimci olmuşsunuz ama insan olamamışsınız' diyor.
Yıldız Hanım şöyle devam ediyor: 'Robert Koleji'nde çalışırken de çok değerli bir vazo kırdım. Kadın da Amerikalı olduğundan dilimden anlamıyordu. Okulun müdürünü çağırdı, beni bir güzel haşladı. İnsanlık hali bu kırılabilir. Özür dilememi, o şekilde affedeceğini söyledi. Ben de özür diledim. Sonra aksilik ya kadının aldığı aynı vazoyu tekrar kırdım. Bu sefer kırıkları toplayıp, vazoyu aldığı mağazaya gittim, aldım. Bir keresinde de pahalı bir elektrik süpürgesiyle merdivenden inerken yuvarlandım. Makinaya bir şey olmasın diye kendimi heba ettim, sol kolumun lifleri koptu'. Etiler ve Ataköy'deki evlerde genelde başörtülü çalışan istenmiyormuş. Etiler, Ataköy ve Emirgan civarında günlük 120 TL veriliyor. Yıldız Hanım'ın eline şu an ayda 900 TL geçiyor. Dünyada fabrika işçisi kadar, milyonlarca temizlikçi kadın olduğunu ama işçi olarak değil eve katkıda bulunanlar olarak değerlendirildiklerini söyleyen Yıldız Hanım, yasal olarak işçi statüsünde çalışmak için ilgili makamlara başvuruda bulunduklarını ifade ediyor.
Evin anahtarını veriyorlar
Zehra Hanım 36 yaşında ve üç tane çocuğu var. Çok uzun zamandır çalışmıyor. Hafta iki kere yarım gün bir eve gidiyor. Evin sahipleri çok seyahat ettikleri için anahtarlarının Zeynep Hanım'a vermişler. Evi toparlıyor, evdeki kediye yemeğini veriyor, işini bitirip çıkıyor. Ayda 400TL kazanıyor ve kendini diğer arkadaşlarına göre şanslı görüyor.