Kütüphanenin doğum yeri camidir

Süleymaniye Kütüphanesi'nde 12 yıl müdür yardımcısı, 12 yıl da müdür olarak görev yapan Dr. Nevzat Kaya Osmanlı'da caminin müesseseleri kanatları altına alıp, büyütüp sonra azad ettiğini, kütüphanelerin de camide doğduğunu söylüyor.

Emeti Saruhan
Kütüphanenin doğum yeri camidir

Süleymaniye Kütüphanesi ile özdeşleşen bir isim Dr. Nevzat Kaya. Yıllarını kitaplara ve kütüphanesine vermiş ama bir memur gibi mesai doldurmayıp daha fazla nasıl faydalı olurum diye çalışmış. Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek bilgisayarın yeni geldiği yıllarda yazma eserleri bilgisayara geçirmiş. Kütüphaneler haftası vesilesiyle Nevzat Kaya ile kütüphane kültürünü konuştuk.

Süleymaniye Kütüphanesi denilince akla siz geliyorsunuz. Kaç sene çalıştınız?

24 sene. İlk 12 senesi müdür muavini, geri kalanında da müdür olarak.

Kimler gelirdi kütüphaneye? Nasıl bir okuyucu profili vardı?

Süleymaniye Kütüphanesi'nin bir yerli, bir de yabancı okuyucuları vardır. Benim başladığım sene yabancı okuyucular daha çoktu. Avrupa ve Amerikalılar daha çok gelirdi. Son zamanlarda ise Japonlar daha çok gelmeye başladı. Kütüphaneye gelmeden bir iki ay önce Kültür Bakanlığı'na müracaat eder izin alırlar. Bakanlık bize haber yollar. Biz biliriz kimlerin geleceği ona göre hazırlanırız.

OKUYUCUMUZ BİRDEN ARTTI

Yabancı araştırmacılar hangi konularda çalışıyorlardı?

İslami konularda, sosyal konularda ama daha ziyade tasavvuf, tarih, coğrafya. Türk okurlar daha azdı. Doğramacı bir gecede 27 üniversite kurunca yerli okuyucu arttı. Çünkü doktora ve master talebeleri arttı. Üniversiteler açılınca ihtiyaç çoğaldı. Böylelikle doktoraya girmek, sosyal yaşantı bakımından da mümkün oldu.

Sosyal yaşantı bakımından derken neyi kastediyorsunuz?

Daha önceleri İslami bir yaşam içinde olanı doktoraya almazlardı. Onu söylemek istiyorum.

YAŞAM MERKEZİ CAMİYDİ

Süleymaniye Kütüphanesi'nde ne tür kitaplar var?

Süleymaniye Kütüphanesini anlatmak için önce Osmanlı'da kütüphanenin doğuşunu anlatmak lazım. Kütüphane, Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı külliyenin bir ve ikinci medreseleridir. Osmanlılarda kütüphaneler medrese içinde, camide, tekkede, dergahta, hangahta, muaalimhanede parça parça kurulurdu. Bunların hepsi vakıftı. Kütüphaneler caminin içinde doğdu. İslam'da yerleşimlerin merkezinin orta noktası camidir. Camilerin içinde de müesseseler olur. Cami müesseseleri kanatları altına alır, büyütür sonra azad eder uzaklara gönderirdi.

Ne gibi müesseseler olurdu?

Belirgin iki müessese var. Biri medrese, biri kütüphane. Kütüphane caminin içinde doğdu. İstanbul'da fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet, Fatih külliyesinin içinde medreseler yaptı ki ilk üniversite nüvesidir o. Her medresede birer kütüphane kurdu. Fakat 2. Beyazıd bunun kullanım zorluğu nedeniyle verimli olmadığını gördüğü için, caminin içinde topladı kitapları. Orada hizmet etmeye başladılar.

Ne zaman bağımsız oldu kütüphaneler?

1666 yılında Köprülü Kütüphanesi ilk defa müstakil kütüphane haline geldi. Sonra bu şekilde kurulan kütüphanelerin Süleymaniye'de bir araya getirilmesi kararlaştırıldı. Çünkü harplerden dolayı devlet zayıfladı, vakıfların akarlarının bir kısmı yurt dışında kaldı ve kendilerini koruyamaz hale geldiler. Yurt içindeki vakıflara da devletin zayıf iradesinden dolayı sahip çıkılamadı. Devrin ileri gelenleri İstanbul'da kendi kitaplarını koruyamayacak durumda olan kütüphanelerdeki kitapları bir araya toplamaya karar verdi. Şimdi Süleymaniye Kütüphanesi'nde 114 tane Osmanlı döneminden kalma kütüphane vardır. Daha sonra eklenen koleksiyonlarla 130'u geçmiştir. Toplanan koleksiyonlar vakıf olduğu için karıştırılmamış ve bozulmamıştır.

VAKIFLAR BOZULMADI

Olduğu gibi mi kaldılar?

Evet çünkü vakıflar bozulmaz. Bütün vakfiyelerin sonunda, tek kitap bağışlayan vakfın bile bağış kaydının sonunda, 'Benim vakfım bozulmasın, değiştirilmesin. Kim bozup değiştirirse Allah da onu bozsun değiştirsin. Unutmayın Allah işitici ve görücüdür' diye dua vardır. Bu bakımdan bozulmaz. Böylelikle kütüphanede 130 tane 1 numara vardır. Bütün yazma eserler kütüphanesindeki özellikler aşağı yukarı aynıdır. Ağırlığı İslami kaynaklar; fıkıh, tefsir, hadis, kelamdır. Ama bunun dışında o devrin ilimlerine ait bütün kitaplar; tarih, coğrafya, matematik, geometri, musiki, tıp gibi kitaplar da bulunur.

KİTAPLAR YURT DIŞINA GİTTİ

Cumhuriyetle birlikte kütüphanelerde bir değişiklik oldu mu?

Aynı sistem devam etti. Vakıfların elinde bulunan, demirbaşa kayıt olan kitaplarda herhangi bir değişiklik yok. Halkın elinde olan kitaplar bir takım erezyona uğramış. Osmanlı zamanında başlayan bir akışla yurt dışına gitmişler. İngiltere'den bir okuyucumuz geldi. İngiltere British Museum'da yaptığı bir araştırmada o dönem İngilizlerin deniz ticareti yapabilmeleri için verdikleri ticari belgede şarktan kitap getirme şartı koyulmuş. Bir kısmı da yurt içinde çeşitli sebeplerle ihmal edilmiş, bakımsız hale gelmiş.

Yazma eserleri bilgisayara geçirdik

Emekli olduktan sonra ne yaptınız?

Evyap'ın Süleymaniye Kütüphanesi'ne çok hizmetleri olmuştu. Bu vesileyle tanışıyorduk. Emekli olunca beni birlikte çalışmak için çağırdılar.

Ne gibi hizmetleri olmuştu Evyap'ın?

Bizim birkaç çeşit okuyucumuz vardır. Bir kısmını hiç görmeyiz. Mektup yazar 'Fatih kütüphanesindeki falan kitabın mikrofilmini istiyorum' der. Biz de 'Şu kadar para göndermen lazım' deriz. Mikrofilmini çeker göndeririz. Bu şekilde Japonya'dan biri İbn-i Kemal'in bir kitabını istedi. 4-5 sene sonra bir mektup geldi. Doktor olmuş teşekkür ediyor. İkinci tür okuyucu bizzat kütüphaneye gelir, okur gider. Bir başka okuyucu orada okur bir kısmının da mikrofilmini alıp gider. Yazma kitaplar fotokopiye konmaz. Mikrofilmler forte denilen kağıtlara tab edilirdi. Fakat çok pahalıydı ve zaman alıyordu. Bir gün Vatan caddesinde bir komiser arkadaşımın bir filmi bilgisayara aktardığını gördüm. Mikrofilmleri bilgisayara aktarmak aklıma geldi. Araştırdım. Mikrofilme çekmeyi biliyoruz ama fotoğraf çekmeyi bilmiyoruz bilgisayarı bilmiyoruz. Yok bir zamanda bir işe giriştik. Olabileceğini anlayınca biraz para bulduk fakat fotoğraf makinasını bilgisayara tanıtamadık. Bilgisayarın Türkiye'ye ilk girdiği zamanlar. Uğraşıyoruz uğraşıyoruz olmuyor. Sonra işten anlayan birini bulduk. O bize yardım etti problemi kısmen hallettik. Işıkları ayarlamaya çalışıyoruz. Sağa sola kağıt bağlıyoruz. Nihayet çalışmaya başladık. Evyap'ın da babalarının yazma eser kitaplarını göndermişlerdi. Tanışıyorduk. Kütüphaneye temizlik malzemesi de yollarlardı. Silgiyi kalemi bile zimmetle aldığımız zamanlar… Evyap'tan 'Bir kızımız var okuttuk. Yardım etmemiz lazım. Gelse kütüphanede çalışsa ücretini biz versek' dediler. Hay hay dedik. Kız geldi bilgisayar okumuş zaten. Maaşını almaya gidince durumu anlattı sanırım. Beni aradılar. 20- 30 bilgisayar geldi. Makinalar geldi. Karınca hızıyla gidiyorduk, bizi Mercedes'e bindirdiler. Kitapları bilgisayara aktarmaya başladık. Bu da Türkiye'de bir ilk. Emekli olduğumda 80 bin kitabın 60- 70 binini bilgisayara geçirmiştik. Sonra Anadolu'ya da yaydık bu olayı. Emekli olunca Evyap'a çağırdılar beni. Fakat emekli olmadan önce İlim İrşad Vakfı'nın kütüphanesine bir kere gelmiştim. İçler acısıydı hali. O yüzden buraya geldim. Bu kütüphaneyi ayağa kaldırdım.

Gölpınarlı not tutmayanı istemezdi

Süleymaniye Kütüphanesi'ne gelen ünlü simalar var mıydı?

Abdülbaki Gölpınarlı, Süheyl Ünver, Nuri Arlasez gelirdi. Sohbet ederdik. Hocam Prof. Nihat Çetin'in vasiyeti var. O da kapısını kimseye kapatmazdı. Benim kapım da herkese açıktır. Bu millete kapı kapanmaz. Biz bu milletin okullarında okuduk. Bize hizmet ettiler. Biz onlara hizmet için kapıyı kapatamayız.

Nasıl çalışmaları vardı? Neler yaparlardı kütüphanede?

Abdülbaki Gölpınarlı kitaplarının bibliyografik künyelerini hazırlardı. Büyük bir kütüphanesi vardı. Konya Mevlana Müzesi'ne bağışlamıştı. Kitapları Süleymaniye Kütüphanesi'ne gelir, orada katalog çalışması yapar, belirli bir sayıya geldiğinde Konya'ya haber verilirdi. Müze müdürü kalkar gelir onları Konya'ya götürürdü. 3-4 ciltlik kataloğu vardır. Süheyl Ünver gelir, ya bir oda vardı orada oturur, ya da müdür beyin odasına gelir orada otururdu. Etrafında 3-5 kişi toplanırdı. Birkaç tane kitap gelirdi. O kitap hakkında bilgi verirdi onlara. Kendisi de okurdu. Yanına gelenlerin kalem kağıdı yoksa hemen kağıt kalem aldırırdı. Yazmadan kimseyi bırakmazdı. Pazartesi ve Çarşamba günleri gelirdi. Hatta gene bir gün geldi. 'Dün evde Pazar günü boş oturuyorken Azrail girdi kapıdan. Bana doğru geliyordu. Hemen elime bir kağıt kalem aldım. Geri döndü' dedi.

Garipname ve Muhammediye Türkçe'nin namusunu kurtardı

Kütüphaneler ve kitaba ilgi var mı?

Yazma eserler kütüphaneleri ile halk kütüphanelerini ayırmak lazım. Yazma eser kütüphanelerindeki insanlar araştırmak için geliyorlar. Akademik kariyer yapanlar mecburen gelecek. Araştırmacı ise bir kitap ya da makale için yine kütüphaneye gelecek. Bunların sayıları da fazla değil. Halk kütüphanesindeki okuma oranları ise çok az. Henüz halkımız okur duruma getiremedik.

Neden sizce?

Osmanlı'nın tarihi derinliklerine bakıyorum, sanki o zaman insanlar okuyordu. Kitap az olmasına rağmen, imkanları şimdiki gibi olmasına rağmen, bu oranlamayı yaparak söylüyorum, daha çok okuyorlardı. 14. Yüzyılda Aşık Paşa'nın Garipname kitabı vardır. 14. Yüzyılda meydana gelmiş bir eserdir. Süleymaniye'de 20'nin üstünde nüshası vardır. Birisi hariç, 19 nüsha da iyice okunmaktan yıpranmıştır. Demek ki bu kitaplar okunuyordu. Yazıcızade'nin Muhammediye diye bir kitabı vardır. Muhammediye İstanbul'un fethinden birkaç sene önce yazılmış bir kitaptır. Baya da kalındır. Yazıcızade ilk defa Arapça yazdı, Peygamber Efendimizi rüyasında gördükten sonra Türkçeleştirdi ve manzum hale getirdi. Süleymaniye'de 70'in üzerinde nüshası var. Aynı Muhammediye'den Makedonya'da 28 nüsha var. Balkanlardaki kütüphanelerde de 10- 20 nüsha var. Bu kitaplar okunmuştur. Hep söylerim, Garipname ve Muhammediye Türkçe'nin namusunu kurtarmışlardır. Kaldı ki Muhammediye Mevlût gibi okunan bir kitap. Kahvehanelerin kıraathane diye anılmasına sebep olan kitapların başında gelir. Çok nüshalıdır. Halkın elinde hala vardır. Demek ki o zaman insanlar nüfusa göre okuyorlardı. Sonradan devlet zayıfladı, sıkıntılara girildi, harf devrimi oldu, okuma yazma bilenler azaldı. Bir anda bir milleti sıfırladık. Belki bundan dolayı. Sonra kendimizi bir türlü düzeltemedik.

Kahvehanelerde kitap mı okunuyordu Osmanlı'da?

Evet bizim kitap kültürümüz öyle. Bir müellif kitabı yazardı. Her kitabın arkasında 'kıraat kaydı', 'sema kaydı' diye kayıtlar vardır. Kitabı yazan okurdu, her oturumda kıraat kaydına işaretler konurdu. Sema kaydı da dinleyenlerin kaydıydı. Kitabı dinleyen insanlar yazılır ve tarih konurdu. Eğer ki yazma kitabın tarihini bilemiyorsak kıraat kaydından onun tarihini öğrenirdik.