27 Aralık, Mehmed Akif'in vefât yıldönümü. Vefât ettiği Mısır Apartmanı'nda ise hâlâ M. Akif Müzesi yok. Hem Evliyâ Çelebi, hem de Mehmed Akif Yılı olan bu 2011 yılında Evliyâ Çelebi için 3-5 yerde cılız bir anma ve Dolmabahçe'de bir sergi dışında ciddî bir şey yapıldığına şâhit olmadım. M. Akif için de hâkezâ. Kültür Bakanı taa 2010 yılında M. Akif'in vefât ettiği Mısır Apartmanı'nda bir Mehmed Akif Müzesi açılacağını müjdelese de 2011 bitmek üzere iken böyle bir müzeden eser olmadığına esefle şâhit olduk.
MISIR APARTMANI
Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunu Abbas Halim Paşa, M. Akif'in samîmî dostlarından biri olması hasebiyle Onu, hem Mısır'da hem de İstanbul'da misâfir etmişti. Mısır'da Kasr-ı Gülşen'de, İstanbul'da da Heybeliada'daki köşkünde ve Taksim'deki Mısır Apartmanı'nda ağırlamıştı. Akif'in vefât ettiği yer de işte bu Mısır Apartmanı'ydı.
Gelelim Mısır Apartmanı'na. Bilmeyenler için bildirelim: Mısır Apartmanı, Taksim İstiklâl Caddesi'nde, Saint Antuan Kilisesi'nin yanında, bir prens gibi heybetli ve prenses gibi süslü apartman. İstiklâl Caddesi'nin en görkemli ve en süslü binâsı olan Mısır Apartmanı, Mısırlı Prens Abbas Halim Paşa tarafından 1905 yılında Mîmar Hovsep Aznavur'a yaptırılmıştı. Şimdilerde tepesine bir ur gibi yapışmış bar dışında, tüm detaylarını saatlerce seyretmek isteyeceğiniz muhteşem bir binâ. Bir dönem, Ziraat Bankası'na âit olan binânın diğer katları boş.
ABBAS HALİM PAŞA
1866 da Kâhire'de doğan Abbas Halim Paşa, Abdülhalim Paşa'nın ve Prenses Vicdan Hanım'ın ikinci oğlu, Said Halim Paşa'nın da kardeşidir. Abbas Halim Paşa, M. Akif'in yakın dostuydu. M. Akif 1926'da gittiği Mısır'da, 1936'da hastalanıp İstanbul'a dönünceye kadar, Abbas Halim Paşa'nın Hilvan'daki köşkünde (Kasr-ı Gülşen) kalmıştı. 1935 yılında da Abbas Halim Paşa bu köşkte vefât etti.
Abbas Halim Paşa'nın bir de Heybeliada'da köşkü vardı. Bu ahşap köşk, şimdilerde harâbeye dönmek üzere. Köşkte Mehmed Akif'in, Abbas Halim Paşa'nın misâfiri olarak kaldığını kaç kişi biliyor acabâ? Ama bu sevimli köşk, sâdece misâfirhâne kısmı. Biraz aşağısında kırmızı renkli bendegân köşkü var. Şu an mevcut olmayan, büyük köşk ise harem kısmıydı. Hâlen mevcut olan Selâmlık Köşkü'nde hafta sonları meşhur ediplerin toplanarak oluşturdukları edebiyat meclisleri, köşkü uzun süre edebiyatçılar mahfili hâline getirmişti.
Prens Abbas Halim, M. Akif için düşündüklerini Fuat Şemsi'ye şöyle özetlemişti: "Akif ne zaman olsa bir Abbas Halim bulur. Fakat ben bir Akif bulamam. O benim için bir tâlihtir." Ayrıca, "Rûhumun senden ilâhî şudur ancak emeli / Değmesin mâbedimin göğsüne nâmahrem eli" beytini okuyarak: "Akif, işte bu beyittir" derdi. M. Akif de, Abbas Halim Paşa hastalanınca, günler geceler boyu uyumamış, başucunda Kur'an okumuştu. Kadere bakın ki Kur'an'ın son sayfasını da okuyup hatmi tamamladığı gün, Prens Abbas Halim'in de hayatının son günüydü.
M. Akif ve Abbas Halim, birbirlerini işte böylesine severlerdi. Bu muhabbet sâdece ikisi arasında değil, âile boyuydu. Abbas Halim Paşa'nın vefâtından kısa bir süre sonra M. Akif de hastalandı. O sırâlar hâlâ Mısır'daki Kasr-ı Gülşen'de kalıyordu. Paşa'nın kızı Prenses Emine Hanım, Mısır havasının kendisine dokunduğunu görünce (Zîrâ Akif, sıcağı hiç sevmez, hemen hastalanırdı) M. Akif'e: "İstanbul'un en iyi hastânelerinde bakılabileceğini" söyleyince Akif: "İstanbul'a gidersem hastâneye hâcet kalmaz. Orada 3 kızım var. Bana bakarlar." diye cevap verdi. Prensesin cevâbı tam bir aralarındaki muhabbeti gösteriyordu: "Yanlış söylüyorsunuz Efendim. Sizin 4 kızınız var."
Abbas Halim Paşa, kışları da Kâhire'ye bağlı Hilvan'daki "Kasr-ı Gülşen" isimli köşkünde geçirirdi. Akif, 1923 yılında Mısır'a ilk gidişinde bir yıl kadar bu köşkte misafir olarak kalmıştı. Akif, her kış giderdi Mısır'a. Hilvan'daki köşkte halvete çekilir gibi, Prens'le edîbâne sohbetler yapar, prenseslere edebiyat öğretirdi. Altın yaldızlı tavanlar altında kâh şöminenin yanında, kâh köşkün balkonunda, ehramların heybetini ve Nil'in büyülü güzelliğini seyrederek geceler boyu süren sohbetler yapılırdı. Kur'an tercemesine de Mısır'da başlamıştı Akif. Bazen bütün Ramazan, hatimle terâvih kıldırırdı Mısır'da. Fakat bu terâvih namazlarına her zaman cemaat bulamaz, sâdece oğlu Tâhir'den oluşan tek kişilik cemaate hatimle terâvih kıldırırdı.
Bir zaman sonra Mısır'da sıtma ve siroza yakalanan Akif zayıflamış, âdetâ bir deri bir kemik kalmıştı. Tedâvi olmak maksadıyla tekrar İstanbul'a döndü. Evvelâ Şişli'de husûsî bir hastânede tedâvî, arkasından Mısır Apartmanı'nda istirahat. İstanbul'dayken dahi Mısırlı paşanın misâfiriydi.
Ve 27 Aralık 1936 Pazar Akşamı Millî Şâirimiz Mehmed Akif'in rûhu artık bu dünyada değildi. Cenazesi, Beyazıt Camii'ne getirildi. Vefât haberi duyurulduğu halde resmî kurum ve kuruluşlar, en ufak bir girişimde bulunmadılar. Haberi duyan birkaç üniversiteli genç, cami avlusunda beklemeye başladılar. Fakat cenâzeye neredeyse hiç kimse gelmemişti.
KİMSESİZ CENAZE
Bir süre sonra bir cenaze arabası yanaştı. O birkaç üniversite öğrencisi, arabadaki tabutun fakir ve örtüsüz hâline acıyıp yardım etmek istediler. Yanına yaklaşıp sordular: kim bu zavallı garip? Tabutu omuzlayan şahıs: Mehmed Akif, dedi. İnanamadılar. Gözleri dolu dolu oldu birden. Birisi koşa koşa gitti ve bir bayrak kapıp getirerek vatan şairinin üzerine örttü. Duyurabildikleri herkese duyurup, tüm arkadaşlarını Millî şâirin cenazesine topladılar.
Az zaman sonra yüzlerce üniversiteli vatanperver öğrenci, Akif'in cenazesi için toplandı. Cenazede, tek bir resmî şahıs dahi yoktu. Türk bayrağının ardından Kâbe örtüsüne sarılan tabut, üniversiteli gençlerin omzunda İstiklâl Marşı okunarak Edirnekapı'ya kadar götürüldü. Ve İstiklâl Marşı okunarak defnedildi.