Türk modernleşmesinde milat olarak belirtilen Tanzimat Fermanı'nın, 1850'li yıllardan itibaren net etkisi görülmeye başlamıştır. Genç Osmanlılar ile başlayan süreci Jön Türk hareketi, İttihat ve Terakki, nihayetinde Cumhuriyet modernleşmesi izlemiştir. Bu bakımdan 1960'lı yılların başına kadar süren ve kimi zaman yavaş kimi zamansa radikal bir seyir izleyen modernleşme süreci belli dönemlere ayrılarak ele alınabilir. Zira II.Abdülhamid öncesi ve sonrası dönem, II. Meşrutiyet dönemi şeklinde Tek Parti dönemine uzanan modernleşme hareketi, bu dönemlerde farklı ivmeler yakalamıştır
EDEBİYATTAKİ İKİ DÜNYA
Tanzimat sonrası başlayan modernleşmeyi edebiyat üzerinden okumak bizi net yargılara, somut örneklerle, ulaştıracaktır. Edebiyat metinlerindeki iki dünyalı hal, kültür karşılaşmaları, eski-yeni çatışması, toplumsal aktörlerdeki değişiklikler, kadının daha görünür olması gibi olay ve durumlar bize edebiyatın da araçsallaşması ile gerçekleşen -aynı zamanda bir edebiyat modernleşmesinin ve- makro modernşleşmenin bir izdüşümünü de gösterir. Yine Tanzimat sonrası yoğunlaşan ve özellikle eğitim amacı taşıyan Avrupa seyahatleri, Avrupa'nın etkisinin Osmanlı toplumuna taşınmasına aracılık etmiştir. Avrupa kültürü ile karşılaşmak geleneksel kodlarla örülü Osmanlı belleği için yeni bir tecrübe, keşfedilmesi gereken ileri bir yaşam tarzı ve son olarak ise anlaşılması ve ülkeye getirilmesi gereken önemli bir muasırlaşma lokomotifidir. Bu yeni kuşak Osmanlılar'ın Avrupa'da gördükleri ve yaşadıklarının anlatılarının yazılma ve yayımlanmasının yanında, Avrupa'nın edebi tür ve temalarını Osmanlı ülkesinde yaygınlaştırdıkları da görülmüştür.
Ahmet Koçak'ın 'Türk Romanında Avrupa (1872-1900)' başlıklı akademik çalışması Batılılaşmanın, Avrupa etkisinin özellikle aydınlar arasında en kontrolsüz bir şekilde yaşandığı bir zaman dilimine mercek tutuyor. Akademisyenlerin edebi metinler üzerine yaptıkları çalışmalar çoğu kez statik ve kalıpçı bir yaklaşım sergilemektedir. Ancak bunlara rağmen bir konu çerçevesinde derinlemesine inceleme ve bağlar kurma çabası da yine çoğunlukla bu tür çalışmalarda görülmektedir. Dolayısıyla akademik çalışmalar olumlu yanları kadar olumsuz yanları ile de dikkati çeker. Yine bütünselliği sağlamak adına çoğu zaman gereksiz ayrıntılara, gereksiz detaylara yer verilmesi dikkatten kaçmaz. Koçak'ın Türk romanında Avrupa'yı anlatmayı amaçlarken Avrupa'nın tarihine girmesi (s. 17 vd) akademik dilin sorunlu mantık işleyişinden kaynaklanır. 'Avrupa; sınırları, kültürel değerleri ve felsefesi bakımından Grek-Latin medeniyetine mensup olup, bu dünyanın dili, felsefesi, edebiyatı, mitolojisi ile yoğrulmuştur.' Bu ve buna benzer çok sayıda, akademik dilin gerçeği yeniden, sıfırdan anlatma ve öğretme çabasına rastlamaktayız. Avrupa Kültür ve Sanatının Türk Romanına Yansıması başlığı altında kültür tanımlarına başvurulması (s. 145 vd) çok da anlamlı görünmemektedir. Bütün bunlara rağmen akademik çalışmaların taşıdığı imkan ve araçların önemli olduğunu belirterek hakkı da teslim etmek gerek. Zira edebiyat inceleme, araştırma veya eleştirmecilerinin dağınıklığı, sığlığı ve kaynaklarla olan ilişkisizliği çoğu kez bu metinleri denemeden öteye taşıyamamaktadır.
BATI'YI ROMANLA OKUMAK
Bu anlamda Koçak'ın çalışmasının dikkat çeken bir çap ve muhtevada olduğunu belirtmek gerekiyor. Kaynakça ve dizinle birlikle 772 sayfalık bir hacme sahip olan kitap dört bölümden oluşuyor. Birinci bölüm «Mekan ve Medeniyet İlişkisi Açısından Avrupa'nın Türk Romanına Yansıması' başlığı altında ülkeler, mekanlar, mimari eserler gibi konular ele alınmış. İkinci bölümde ise 'Avrupa Kültür ve Sanatının Türk Romanına Yansıması' başlığı altında basın, yayın, edebiyat, sanat vb konulara Avrupa etkisi ele alınmış. Üçüncü bölümde ise 'Avrupa Sosyal Hayatının Türk Romanına Yansıması' başlığı altında dini hayattan ahlaka, aileden kadına, ulaşımdan günlük hayata pekçok konu incelenmiş. Son bölümde ise 'Türklerin Avrupa Algısı' başlığı altında Avrupa'ya gitme sebepleri, dönüş, Avrupa-Osmanlı mukayesesi, Avrupalılaşmanın Türk toplumundaki olumsuz etkkisi, dil-edebiyat, giyim-kuşam ve gündelik hayat gibi konulara değinilmiş. Türk okurunun romanla karşılaşması 1860'lı yıllardan itibaren Avrupa'dan yapılan tercümelerle olmuştur (s. 13). Bu noktada Koçak'ın Türk edebiyatında dikkat çektiği önde gelen isim Ahmet Mithat Efendi'dir. Mithat Efendi'den başlayarak Hüseyin Rahmi ve Halit Ziya gibi isimler 19 yy. Avrupa'sına ilgi duyarken bu ilgilerini, yazdıkları romanların kahramanları üzerinden sergilemişlerdir (s. 179). Böylelikle Avrupa'yı biliyor olmak, oraya meftun olmak olağan bir hal almıştır. Kahramanlarla özdeşlik kurulması bir anlamada Avrupa kültürünün de içselleştirilmesinin de yolunu açmıştır. Bir diğer önemli tespit de Türk romanına etki sıralamasında Fransa ilk sırada olmasıdır. Fransa'yı İngiltere ve Almanya izlemiştir (s 714). Türk modernleşmesinin kültür ayağında tartışması Fransa modeli yer tutarken, askeri yapılanma ayağında ise yine tartışması bir Alman modelinin etkili olduğunu biliyoruz. İngiliz modeli ise daha çok dış politikada hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Yazarın sonuç bölümünde belirttiği gibi, askeri ve siyasi alanlardakine benzer şekilde, 19 yy. Osmanlı-Türk romanı Avrupa-Batı medeniyeti karşısında Osmanlı'nın medeniyet anlamında geri çekilmesinin de bir göstergesidir. Bir etkileşim zemini doğmuştur. Romanla-edebiyatla gerçekleşen bir modernleşme, bu araçlar ile modernleşen bir toplum. Toplum kendi aydınları eliyle Avrupalılaştırılıyordu, bu aydınların karşısında ise büyük oranda okuma-yazma bilmeyen bir kitle vardır, yine de en büyük modernleşme aracı gazete, mecmua ve kitaptır. Bu durum 1960'lı yıllara kadar bu araçlarla devam etmiştir. Müzik üzerindeki Avrupa, alafranga etkisi ile modernleşmenin kitselleştiğini kayda geçmek gerekiyor. Türk modernleşmesinin önemli bir merhalesinde yazılanlar ve yapılanlar konusunda özellikle roman alanındaki hareketliliği görmek için Ahmet Koçak önemli bir çalışma ortaya koymuş. Günümüz kültürel hareketliliğini anlamak, siyasal pozisyon değişikliklerini yorumlamak için özellikle Tanzimattan I. Dünya Savaşına kadar ki sürece az çok bakmak gerekiyor. Bu nedenle Koçak'ın çalışması bu tür araştırmalar için önemli bir kaynak, meraklıları için önemli bir başvuru metni olacaktır.
Kitabın Künyesi:
Türk Romanında Avrupa
(1872-1900)
Ahmet Koçak
Kitabevi
Şubat 2013
772 Sayfa