Murat Ülker, “Yeni bilgi üretmeden yüksek öğrenim başarılı olur mu?” başlıklı yazısında, John Pollaers’ın görüşleri eşliğinde farklı ülkelerdeki uygulamaları ele aldı.
Ülker, THE 2026 sonuçlarına göre 2 bin 191 üniversite arasında 109 Türk üniversitesinin yer aldığını, Türkiye’den 4 üniversitenin ilk 500’e, 15 üniversitenin ise ilk 1000’e girdiğini belirterek sıralamaların önemli olduğunu ancak üniversitelerin başarısının yalnızca dereceler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Ülker, "Times Higher Education, World University Rankings 2026 sonuçlarına göre, 2191 üniversite arasında 109 Türk üniversitesi yer aldı. İlk 500’de 4, ilk 1000’de 15 üniversitemiz bulunuyor. Bunlar güzel sonuçlar, rakamlar tabii ki önemlidir. Dereceye giren tüm üniversitelerimizi de, hocalarımızı da kutlarım" dedi.
( https://www.timeshighereducation.com/world-university-rankings/latest/world-ranking )
Üniversitelerin yeni bilgi üretip üretmediğinin, üretilen bilginin dünyada karşılık bulup bulmadığının ve bilim, toplum ile sanayi arasındaki bağın da sorgulanması gerektiğini belirten Ülker, “Üniversite; bir ülkenin düşünmek cesareti, sorgulamak kültürü ve geleceğe yönelik umududur” değerlendirmesinde bulundu.
Yazısında Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı’nın beslenme, metabolik sağlık ve yaşam kalitesi alanlarındaki uluslararası araştırmalara, genç bilim insanlarına ve bilimsel araştırma ödüllerine verdiği desteğe de değinen Ülker, bilginin yerel sınırları aşarak küresel bilime katkı sağlamasının önemine dikkat çekti.
Pollaers’in “toplum yararına liderlik” yaklaşımını ele aldı
Ülker, yazısının devamında Avustralya’dan iki örnek üzerinden toplum yararına liderlik ve sorumlu yönetişim konularını ele aldı. Daha önce pladis Yönetim Kurulu üyesi olan, Avustralya Nişanı sahibi ve Swinburne Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. John Pollaers’in liderlik üzerine kaleme aldığı iki makalesini değerlendiren Ülker, Pollaers’in yaklaşımını “Paylaşılan Sistemler” kavramı üzerinden aktardı.
Pollaers’in 20. yüzyıla ait geleneksel liderlik anlayışının değişmesi gerektiğini savunduğunu belirten Ülker; kaynakların sınırlılığı, kararların bileşik etkileri ve “dışsallık” kavramının ortadan kalkması gibi üç temel noktaya dikkat çekti.
Pollaers’e göre liderlerin yalnızca daha fazla veri ve rapor üretmek yerine uzun vadeli sistem istikrarını gözetmesi gerekiyor. Liderliğin görevinin yalnızca talebi karşılamak değil, hangi taleplerin toplum ve sistem açısından gerçekten gerekli olduğunu sorgulamak olduğunu aktaran Ülker, bu yaklaşımın enerji, konut ve sağlık gibi alanlarda da uygulanabileceğini belirtti.
Ülker, toplum yararına liderliğin performans veya rekabetçilikten vazgeçmek anlamına gelmediğini; kısa vadeli başarının uzun vadeli meşruiyeti zedeleyebileceğini, zor kararlardan kaçınmanın da bir tercih olduğunu ve bunun bedelinin başkaları tarafından ödenebileceğini ifade etti.
“Dünya sınırlı ve paylaşılan bir sistem”
Pollaers’in ikinci makalesindeki “sorumluluk sahibi yönetişim” yaklaşımını da inceleyen Ülker, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kaynak tükenmesinin birbirinden bağımsız sorunlar olmadığını belirtti.
Ülker, ekonominin toplumun, toplumun da dünyanın bir alt sistemi olduğu fikrini öne çıkararak doğanın yalnızca yararlanılacak bir kaynak olarak değil, korunması gereken ortak miras olarak görülmesi gerektiğini aktardı.
Bu çerçevede Fransa’daki tamir edilebilirlik endeksi, Yeni Zelanda’nın Refah Bütçesi, Galler’in Gelecek Nesiller Yasası, Singapur’un araç sahipliği politikaları, Avrupa Birliği’nin eko-tasarım düzenlemeleri, Kosta Rika’nın Ekosistem Hizmetleri Ödemeleri, Japonya’nın Top Runner programı ve Avustralya’daki NABERS sistemi gibi farklı ülkelerdeki uygulamalara yer verdi.