“Müslüman iş adamı” olmak ne demek? Ömer Bolat'ın buna cevabı 'Dini değerleri muhafaza ederek ticaret yapmak” Üstelik bunun ölçüsünü kaçırmamak için disiplin kurulu denetiminde tutuyor... Müslüman iş adamı” tabirini duyduğunuzda aklınıza “diğer iş adamları ne oluyor o zaman?” gibi bir soru gelebilir. Ötekileştirme maksadı taşımayan, dünyada da birçok örneği bulanan bir kavram onun tabiriyle... Peki dini duyarlılık olmazsa ne olur? Makamı, ticaret ahlakını, medyayı,
siyasi karmaşaların toplum üzerindeki yansımasını konuştuğumuz iş dünyasının önemli ismi Ömer Bolat ne diyor?...
Büşra
Ömer Bolat MÜSiAD Genel Başkanı ve Albayrak Şirketler Grubu'nun CEO'su. Onunla ilgili sadece bunları biliyoruz. Ama onun bir de 'mahremim' dediği özel hayatı var. İki çocuk babası ve günde onaltı saatten fazla çalışıyor. Neden bu kadar çalışır insan? Makam için mi, servet biriktirmek için mi, ne için... O “ülkeme hizmet için çalışıyorum” diyor. Merak etmeyin ben sordum. Ne bunalıma girmiş ne de olumsuz br ruh haline. Üstelik hiç sinirlenmeyeceğini düşündüren mimikleri ve sakin bir konuşması var. Belki de insanı zirveye taşıyan çalışmak ve aynı ölçüde o sakinliği korumaktır.
Kim bilir?
Kübra
MÜSİAD Genel Başkanı olmanızın dışında başka bir Ömer Bolat profili yok mu?
Benim için aile babası, akademisyen, gönüllü teşekküller uzmanı diyebilirsiniz. Ama dört yıldan bu yana taşıdığım ünvan MÜSİAD Genel Başkanı. Yedi yıldır Albayrak Genel Koordinatörlüğünü üstleniyorum. İlişkilerimde ünvan ve makamları öne çıkarmayı sevmem. Dostlarım arasında en üst makamdan en alt makama kadar olan kesimler vardır.
Ama bu özelliklerin içerisinde sizin derininize inen bir tanım göremiyoruz.
Özelimi çok göz önünde tutmak istemem. Ailemden bana gelen öyle bir mahremiyet var.
Şimdi mahremiyet bozulmadı mı?
Bu sorulara bağlı birşey. Soranların niyetiyle ilgili. Konuşurum ama sınırları olur. Gizlimiz saklımız yok.
Basınla aranız nasıl?
Basında herkesimden tanıdıklarım, dostlarım var. Bu bazen başkan-gazeteci ilişkisi, bazen de arkadaş gibi.
Peki ailede 'başkanlık' yapıyor musunuz?
Son derece paylaşımcıyım. Evde eşim ve iki kızımla uyum içinde yaşıyoruz. Yaptığım işte vaktinizden, ailenizden fedakarlıklar yapmak zorundasınız. En büyük fedakarlığı aile ve eş yapıyor. Ben de onların hayatına renk katacak faaliyetlerde bulunmaya çalışıyorum.
Mesela?
Seyahate çıkmak, mümkün olduğunca ortak zaman geçirmek.
HASTALANSAM DA EVDE TELEVİZYON İZLESEM
Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Ofiste ondört saat çalışıyorum. Evde de her gün iki saat mutlaka çalışıyorum. Çok yoğun bir faaliyet içindeyiz. Sadece Ömer Bolat'ın sorumluluğunu taşımıyorsunuz, MÜSİAD'ın, büyük bir camianın ve markanın sorumluluğunu taşıyorsunuz.
Hiç boş zamanınız olmuyor mu?
Çok az…
Peki ne yapıyorsunuz o zamanlarda? Sinema, müzik…
Sinemaya bazen gidiyorum. Müziği de araba kullanırken dinliyorum.
Stres atmak için yaptığınız bir şey var mı?
Eğer bir toplantım yoksa futbol maçlarına giderim. Bazen hastalansam da evde televizyon izlesem diyorum. Biraz çocuklarımla kalmayı, onlarla bir şey yapmayı özlüyorum.
Tatil yapıyor musunuz peki?
Evet. Ama tatil bize yaramıyor. Vücut alışkın değil, 51 hafta çalışınca tepki gösteriyor. Ya ben hastalanıyorum ya da çocuklar. Ağız tadıyla bir tatil yapamıyoruz.
Bu sorumluluk sizi bunaltmıyor mu?
Hayır. Adeta bir görev disiplini içinde çalışıp görev inşa etmek gibi algılanabilir. Ben bu işi gönüllü olarak kabul ettim. Bunu en iyi şekilde yapmak önemli.
Bu kadar yoğunluk arasında çok sakinsiniz…
Toplum önünde genellikle sakinimdir. Ama bir iş istediğim gibi gitmediğinde o zaman bu halimden eser kalmaz…
Hayat size istediğinizi verdi mi?
Kırkdört yıllık hayatıma dönüp baktığımda 'çok şükür dolu dolu bir hayat geçirdim' diyorum. Çalışarak, görerek ve dünyayı tanıyarak. Ama buna rağmen kırk dört yıl bana iki saatlik bir film gibi geliyor. Ve şunu anlıyorum her dönemin, makamın sonu var. Hayatın da bir sonu var ve o sona çok iyi hazırlanmak gerekiyor. Bu hayat için çalışırken, manevi olarak da hazırlıklı olmak gerekiyor.
Mevki ve para için değilse ne için çalışıyorsunuz?
Ülkeme hizmet etmek için çalışıyorum. Bu konuma gelme hayalim yoktu, çalışıp basamakları çıkmanın bir sonucu oldu. Makam için değil, bu camiaya faydalı olabilecek bir işim olması niyetiyle yola çıkmıştım. Bundan önceki süreçlerde bulunduğum konumlarda da hep aynı niyeti gözettim.
“Hiçbir yere kolay gelinmiyor.”Sizde bu sözün karşılığı nedir?
Iyi bir aileye sahip olmanız için de çok ciddi emek harcamanız gerekiyor. İyi bir işte, eğitimde de emek sarf etmelisiniz. MÜSİAD olarak Türkiye'de ve dünyada önemli bir konuma ulaşmanın arkasında çok büyük bir alınteri, akıl ve ekip çalışması var.
MÜSİAD Genel Başkanlığı'ndan sonra kendiniz için ne yapmak istersiniz?
Başkanlık görevim bittikten sonra, kişisel gelişimle ilgili faaliyetler yapmak istiyorum. Aileme daha fazla zaman ayırmayı isterim. Öğretmeyi seviyorum. Bilgimi ve tecrübelerimi aktarmak isterim.
Peki başkan olmasaydınız ne olurdunuz?
İslami bilimlere ağırlık vermek isterdim. Daha fazla dil öğrenmeyi isterdim.
Bulunduğunuz ticaret mahallini siyaset alanı olarak görüyor musunuz?
Burada hassasiyet gösterilmesi gereken nokta bu makam ve ilişkilerin siyaset, medya ve ticaret üçgenine dönüşmemesidir. Türkiye'de 1997 ve 2002 yılları arası yaşanan siyasi, toplumsal ve ekonomik kaos döneminde bu ölçü kaçırıldığı için büyük bir yanlışlıklar zinciri oluştu. Medyada da aynı yanlışlıklar oluyor. Ne kadar abartılı ve spekülatif haber verirsem o kadar okunuyorum ve izleniyorum, bu durum yanlışlıkları da beraberinde getirebiliyor.
LAİKLİKTE DAYATMAYA KARŞIYIM
Siz medyaya ne kadar güveniyorsunuz?
Çizgisine ve tutarlılığına bağlı. Buna göre güvenirim veya güvenmem. Medyanın ürküten bir tarafı var. Özellikle belli kurumların başındaki kişiler, ticari hayatta ve siyasi hayatta belli noktalara gelmiş insanlarda bu endişe hep var.
AK Parti hükümeti, önceki hükümetlere oranla MÜSİAD'la daha yakın bir iletişim için de mi?
Evet yakın çalışma ve diyalog içindeyiz. MÜSİAD 1990'da kuruldu. Bu zamana kadar 13 hükümet değişti, dolayısıyla Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı olduğu, Anavatan Partisi'nin iktidarda olduğu dönemde de MÜSİAD'a olumlu bir bakışları vardı. Refah Partisi döneminde de vardı ve AK Parti döneminde de devam ediyor…
Bu olumlu bakışın tam tersi olduğunda ne olur?
Siyasetçilerin iyi yönetim göstermeleri, halkın refahı ve mutluluğu için uygun politikalar üretmeleri gerekiyor. Bu noktada da geniş bir tabana sahip olan ve raporlarıyla, görüşleriyle, tutarlı, doğruları ortaya koyan bir kuruluş olarak MÜSİAD'ı dinlemek, görüşlerine itibar etmek hükümetler için her zaman avantajdır. Bundan faydalanmayan hükümetler zarar görmüşlerdir. Bugün siyaset sahnesinde yokturlar.
MÜSİAD'a kendini 'laik' olarak tanımlayan isimler de katılıyor mı?
İnsanlar laik olmaz… Laikliği yönetim biçimi olarak görüyoruz. Müslüman olabilir, daha başka bir dine inanıyor olabilir. Dolayısıyla bizim teşkilata üye olanlar Müslüman kişilerdir. Bizim laiklikle ilgili bir sorunumuz yok. Ama laikliği kendi fikirlerine, kendi hayat tarzlarına, çağdaşlık adına başkalarına dayatmaya çalışmalarına karşıyız.
'Müslüman işadamı' kimliğiyle anılıyorsunuz. Müslüman bir ülkede 'Müslüman işadamı'belirtecine ne gerek var?
Ötekileştirmek niyetiyle söylenmiş bir cümle değil bu. Ama insanların etnik kökenleri, inandığı din ve değerler nitelik kazandırıyor. Dünyada Hindu, Yahudi İş Adamları Konseyi de vardır, Hıristiyan iş adamları toplulukları da... Ve dünyada Müslüman iş adamları dernekleri var...
Dini hassasiyetleri olan bir işadamı ile bu hassasiyetlere sahip olmayanın farkı ne?
İşe bakışı, işi yürütmesi ve faaliyet yaparken dikkat etmesi gereken ya da dikkat etmediği hususlar anlamında ortaya çıkıyor. İslami hassasiyetleri güçlü olmayan bazıları açısından ticaret kâr demektir, bu kârı elde etmek için her yol mübahtır. Bunun içinde uyuşturucu ticaretinden tutun her türlü yolun olabileceği bir tutum olur. Dini hassasiyetleri yüksek olan işadamı açısından ise kâr dinimizde benimsenmiştir ama haramdan kaçınarak, helal yollardan elde edilerek.
MÜSİAD bu hassasiyetleri nasıl bir mekanızmayla kontrol ediyor?
Üye yaparken çok dikkat ediyoruz. Hakkında sıkı bir inceleme yapıyoruz.. Sonrasında da uygulamada bir yalnışlık görürsek de disiplin kurulumuz var. Gerekli gördüğü kişilerin üyeliklerine son veriyor…
Muhafazakarlaşmayı statükoculuk bağlamında algılayanlar var?
Türkiye'de muhafazakarlaşmayı ön plana alanlar, bunu manevi değerlerin güçlenmesi ve dindarlaşmak olarak ortaya atıyorlar. Türkiye'de muhafazakar denilen partiler, 1980'den bu yana olan gelişmeye, ekonomide ilerlemeye ve rekabetin artmasına çaba gösterdiler. Bunun yanında fakirliğin ve işsizliğin sorunlarını aşabilmede en aktif olanlar bu “muhafazakar” olarak tanımlananlar oldu. MÜSİAD'ın ortaya koyduğu tezlere ve görüşlere bakın o partilerin katkılarına bakın, aslında ilerleme, gelişme yönünde olduklarını göreceksiniz. Statükoculuk ya da bir devletcilik anlamında muhafazakarlaşma değildir.
Kavram kargaşası doğurmuyor mu?
Türkiye'de son yıllarda devlete, partilerin duruşlarına baktığınızda o kavram kargaşası gözüküyor. Kendisini muhafazakar olarak adlandıran bir partinin uygulamalarında son derece ilerici ve sosyal demokrat bir tutum varken, kendisini sosyal demokrat olarak algılayanlar ise son derce tutucu, seçkinci ve içine kapanık yaklaşımlar sergiliyorlar.
Bunalım nedir bilmem...
Gençliğiniz ekonomik krizlerin yoğun olduğu döneme denk geliyor.
Bu nedenle ticaret lisesini seçtim…
Çok çalışmanın nedeni bu olabilir mi?
Belki bir etken olabilir ama başarı ölçütü değil. Yaradılışım böyle. Bill Gates, Michael Dell bunların hayatına baktığınızda uçuk fikirleri olan, okullarını terketmiş başarılı kişilerdir. Disiplinli olmak, çalışkan olmak, başarıya giden yolda önemli bir faktördür ama kesin bir başarı formülü değildir. Farklılıklar, çeşitlilikler hayata zenginlik getirir. Düz yaşam bir süre sonra monotonluk getirebilir… Bazen de bunalım getirebilir.
Bunalıma girdiniz mi?
Çok şükür bunalıma girmedim. İnanan insanın her zaman sığındığı yüce yaratıcı var… Bunun yanında da insan aile hayatında mutlu, iş hayatında da huzurlu ise bunalıma girmesi için bir sebep yok.
Hayatınız dörtdörtlük mü gidiyor, herşey yolunda nasıl diyebiliyorsunuz?
Hayata bakış açımda kötü görmeme, iyiye yöneltme anlayışı hep hakim olmuştur. Görüştüğümüz insanlar olumlu enerji aldıklarını dile getirirler hep. Olumlu ve iyi bakmak saflığa düşmek anlamında da olmamalı. Bizim vazifemiz iyiliğe sevketmek ama kötülükleri de önlemek.
Batı emperyalizminde tek düzelik var
Devlet Bahçeli “Türban artık siyasi alandan kalkmalı” dedi. Siyasetle ilişkilendiriyor musunuz türbanı?
Doğru. Ama burada siyasetçilerin ve ülkeyi yönetenlerin amacı vatandaşların sorunların çözüp, ülkeyi daha iyi yönetmek. Bir takım hak ve hürriyetlere keyfi ve cebri yasaklamalar getirilmişse, bunların ortadan kaldırılması lazım. Türbanın siyasi alana taşınması başörtüsü takanların eylemi değildir. Başörtüsü takanların eğitim, kamu haklarından faydalanma hakları ellerinden alındığı için başörtüsü yasağı bir soruna dönüşmüştür. Siyasetçilerin zaman zaman bu sorunu çözme konusundaki davranışları da bu yasağı getirenler başörtüsünü bir siyasi sorun olarak vitrine taşımışlardır.
Ya türban?
Türkiye'nin yüzde yetmiş beşi başörtüsü yasağının kalkmasını istiyor. Vatandaşın talabiyle karşı karşıya gelmemek için, turban kelimesini ortaya atıyorlar ve bunu yaparkende bir ayrımcı unsur gibi gösteriyorlar. Ama vatandaş artık uyandı, yasak kalkacak bu dönemde. Başörtüsü sanki bir sorunmuş gibi bunu istismar edenler, başörtüsü yasağının mimarlarıdır. Başörtüsü yasağı dünyaya Türkiye'yi kötü tanıtmıştır. Başka ülkelerde de başörtüsü yasağının oluşmasına vesile olmuştur.
Peki neden “sorun”?
Başörtüsü inancın bir gereğidir. Salt müslümanlığın ve islamiyetin de tek ölçüsü değildir ama burada aslında batılı yaşama ayak uydurmak adına batılı kültür emperyalizimin ortaya koymaya çalıştığı tek düze insan kalıbı olma dayatması var..