Müzik dersinden ikmale kalırdım

Kanuni ve ressam profesör Erol Deran, ilk müzik derslerini subay ve bestekar babası Burhanettin Deran’dan alarak kanunda kendi ekolünü oluşturuyor. Öğrencilik yıllarında müzik dersinden ikmale kaldığını söyleyen Deran, “İçimdeki hocayla rabıtayı kurduk” diyor.

Yeni Şafak Harun Karaburç
Kanuni ve ressam profesör Erol Deran

Profesör Erol Deran, icrada zirveye ulaştığı kanun kadar İstanbul’u resmettiği yağlı boya tablolarıyla da gönlümüzü fethediyor. 1937 doğumlu. İlk müzik derslerini pek tabi subay ve müzisyen olan babası Burhanettin Deran’dan alıyor. Hiç hocası olmuyor ama resimde de müzikte de kendi başına olgunlaşıyor. O, “Her insanın içinde bir hoca vardır. İçimdeki, hocayla rabıtayı kurduk” diyor. Okul sıralarına jiletleri saplayarak kanun sazını iptidai olarak keşfeden Deran, bu sazın sesini radyoda ilk duyduğunda kendi deyimiyle gönül telleri titriyor. Çok disiplinli ama bir o kadar da anlayışlı olduğunu söylediği babası bir gün eve elinde bir kanunla geliyor ve meşk başlıyor. 1957- 61 yılları arasında İstanbul Radyosu’na devam eden Deran, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda farklı alanlarda hocalık yapıyor. Deran şimdi ise Haliç Üniversitesi Konservatuvarı’nda öğretim üyeliğini sürdürüyor. “Babam sanat hayatımın kilometre taşıdır. Bana bir gün ‘Sen maden yüklü bir dağsın işlemesini bil’ demişti. Biz sazımıza kara sevdalıydık şimdiki nesil öyle değil” diyen Deran ile bir araya geldik.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2018/04/01/07/14/resized_fbae7-cef54fcberolderan14.jpg

* Biraz nostaljik bir yolculuğa çıkalım mı? Babanız askerdi. Nasıl bir disiplinle yetiştiniz?

Benim sanat hayatımın kilometre taşıdır babam. Başka türlü bir insandı. Aile terbiyesi vardır ya insanın. Çok az konuşurdu bizimle. Uykuda öpen babalardan. ‘Siz’ diye hitap ederdik. Babam çok disiplinli askerdi. Hakiki anlamda da müzisyendi.

MÜZİKTEN İKMALE KALDIM

* Sizin de müziğe resme yönelmenizde ne kadar etkili oldu?

Babamın altmışa yakın eseri vardır. Ben küçüklüğümden beri babamın keman, tanbur, ud sesleriyle büyüdüm. Fakat kardeşlerimin de benim de aklımızdan geçmiyordu sanatla uğraşmak. Babam zorlamasa...

* Müziğe alakanız yok muydu?

Ben müzikten ikmale kalırdım.

* Müzikten ikmale kalınca babanız ne yaptı?

İkmale kaldığım zaman ortaokul birdeyim. Öğretmen dedi ki “Yahu senin baban müzisyen, sen ne biçim adamsın” dedi. Gücüme gitti bu. Babama söyledim, bana bir mandolin aldı. Bir sene filan çaldık ama hiç sevmediğim bir enstrüman. Nota öğrenince babam bana ud verdi. Abime de keman. Korkudan bir şey diyemiyorum ama ud da hoşuma gitmiyor.

* Ne derdi size? Nasihat verir miydi?

Bana bir gün, zannediyorum 11, 12 yaşlarındayım “Sen maden yüklü bir dağsın. İşlemesini bil” dedi. O bana öyle bir kıymetli gelmişti ki. Orada bende açılma başladı. Ben daha çok çalışmaya başladım. Biz sazımıza kara sevdalıydık. Şimdiki öğrenciler öyle değil. Bazıları istisna. Sosyal ahayatın bir yansıması. Kolay yoldan gideyim. Sanat affetmez, kolay yoldan gidilmez. Hastalandığım zaman en büyük ilacım yatağıma kanunumu alıp sarılmaktı.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2018/04/01/07/12/resized_00673-44b23ac8fotoalti.jpg

JİLETLE KANUN ÇALDIM

* Kanun çalmak istediğinizi nasıl keşfettiniz?

Ortaokulda Erzurum’dayız şark hizmeti dedikleri. Seksen kişilik sınıf. Eski ağaç sıralar var. Ben hep birinciydim ama en arkada otururdum. Ders filan dinlemezdim. Eski jiletler vardı, onları sıraya saplardım. Hoca ders anlatırken ben tın tın sesler çıkarırdım. Ben kanun manun görmedim. Kanunun ibtidai halini keşfetmiş haldeyim. Birkaç çivi ve tahta bulup o çivileri tahtaya çakardım. Sonra tel arardım. Tel bulamayınca iç lastikler vardı. Onların içlerindeki lastikleri çıkarıp gerer, parmaklarımla ses çıkarırdım. Babaannemden de dayak yiyordum bu yüzden.

* Babanıza kanun çalmak istediğinizi nasıl söylediniz?

Günün birinde eve Lorenz marka bir radyo alındı. Derken bir ses... Taksim yapıyor. Babama bu ne sesi diye sordum. Kanun dedi. Baba ben bunu öğrenirim dedim. Oğlum Erzurum’dayız bunun hocası yok. Olsun. Oğlum mandalları vardır. Olsun. 72 tellidir. Olsun. Zordur. Olsun.

* Aldı mı peki size kanun?

Yedi nüfuslu bir aileyiz. Anne baba üç çocuk, hala, babaanne... İki gün sonra o memur adam asker maaşıyla koltuğunda bir kanunla geldi. “Akşama kadar ferah feza peşrevinin birinci hanesini çıkaracaksın. Madem istedin hadi köftehor yap bakalım” dedi.

* Çıkarabildiniz mi peki?

Nasıl bir aşk var bende biliyor musun? Hiç unutmam İsmail Hakkı Beyefendi’nin Ferah Feza peşrevinin birinci hanesiydi. İstersen çalma, emir demiri keser. Asker adam. Çaldım. “Daha iyisi olur. Daha iyisini yap” dedi. Hiç iltifat filan yok.

ASIL HOCA İÇİMİZDE

* Kanunu kendi başınıza öğrendiğinizi biliyorum.

Bende bir kanun aşkı başlamıştı. Aslında içinde hoca var insanın. İçimdeki hocayla rabıtayı kurduk. Allah’ın bir lütfu bu. Sen ben yaptım meselesi değil. Bu Hakk’ın insana verdiği manevi bir hediye.

* Resim aşkı nasıl başladı peki. Kanundan evvel mi?

Evvel. Nerede bir kağıt parçası bulsam resim yapıyordum. Resim derslerinde arkadaşlarımın da resimlerini yapardım. Resimde de kilometre taşım babam.

* Burhanettin Bey de resim yapar mıydı?

Babam düz çizgi çizmesini bilmezdi. Ama bir yere gittiğimizde deniz kenarında. “Guruba bak. Orada sarı renkle pembe renk var ya. Nasıl bulursun onu” diye sorardı.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2018/04/01/07/12/resized_32145-d10d13bcfotoalti3.jpg

CAHİL CESARETİ VARDI BENDE

* Konservatuvara girmeden evvel nasıl resim yapıyordunuz?

1951- 52 filan. Cahil cesaretim o kadar yüksek ki kendimi ressamlarla bir tutuyorum. O zamanlar Fatih’te oturuyorduk. Apartmanların girişindeki kartonpiyerlere resim yapılıyordu. O yapar ben yapamaz mıyım diyorum. Hemen kart bastırdım. Kartonpiyer ‘dekaratörü’. ‘A’ ile yazdırmışım bir de. Evlere dağıtıyorum bunu. Şimdi yap deseler yapamam. Biri çıktı hadi yap bakalım dedi. Ama duvarsa nasıl resim yapılır bilmiyorum. Evde sadece yağlıboya yapıyorum. Kafayı çalıştırıp yöntemini buldum, resmi yaptım.

* Nasıl bir resimdi, hatırlıyor musunuz?

Hiç unutmuyorum. Gökyüzü, dağlar, yeşillik ve bir ev ve bahçe çitleri var. Ön tarafta da kırmızı çiçekler...

* 1952’de. İlk serginizi nasıl ve ne zaman açtınız?

Hamit Kınaytürk vardı. Akademide sanat çevresini hazırlardı. “Yahu sen neden resim sergisi açmıyorsun” dedi. Nerede açacağız dedim. Yahşi Baraz vardı Kurtuluş’ta. Derken orada ilk sergiyi açtım 1982. Sonra 1984- 86 sergileri oldu. Sergi açılışına bütün artistler geldi. Ajda Pekkan, Sadri Alışık... O devir sanatla ilgili böyle güzellikler vardı. Yarısı satıldı resimlerin. Şimdiye kadar aşağı yukarı yirmi sergi açtım, 600 resmim satıldı.

SESLERİN DE RENGİ VAR

* Resim ve musiki birbirini nasıl besledi?

İkisi de güzel sanat. İkisinde de aynı ortak noktalar var. Kompozisyon anlayışı. Türk müziğinde koma sesler vardır. Bir tam ses dokuz komaya ayrılır. Resimde de renkler arasında koma renkler vardır. Cemil Bey’in taksiminde bir nota çıkarıp bir nota koyamazsınız. Rembrandt’ın Gece Devriyesi’nde bir rengi çıkarıp yerine bir renk koyamazsınız. Kompozisyonu güzel sanatların anasını kabul ediyorum.

 Seslerin de bir rengi var mı?

Bir gözle görünen renkler bir de işitilen renkler var. Şevkefza taksimde öyle bir saba vardır ki. Bizim bildiğimiz renk değil ama onun kendine göre bir rengi var. Hatta öyle bir ilim var ki seslerin rengi çıkıyor ortaya. Renkle ses arasında fark yok. Sesin de bir rengi var. Ayrıca şunu söylemem de icap ediyor özellikle sanatta çok samimi olmak lazım.

ASLI VARKEN TAKLİDİ DİNLEMEM

* Resimde ve kanunda etkilendiğiniz kimler vardı? Bir yerde taklitçi olduğunu düşündüğünüz insanları dinlemediğinizi okumuştum.

Aslı varken taklitçiyi dinlemezsin ki... Benim nazarımda kutuplar vardır. Mesela bir Vecihe Daryal, Hakkı Derman, Şükrü Tunar, Yorgo Bacanos, Ahmet Yatman, Ferit Alnar. Ahmet Yatman gibi çalsan işe yaramaz. O zaten var çünkü ben seni dinlemem. Bunları yazarsan kanuniler alınırlar. Ben yalnız kanun değil udu da iyi çalanları dinledim. Mesut Cemil’le beraber çaldık. Bundan daha iyi bir üniversite olur mu?

* Şimdi yeni ekoller çıkmıyor. Ondan mı acaba?

Şimdi marifetlere çok önem veriliyor. Her türlü mevzuda marifetler ön planda. Müzikte de başladı. Öyle bir teknik aldı yürüdü ki çok güzel. Ama teknik müziğin önüne geçti. Halbuki özne müzik. Teknik müziğin hizmetçisi, müziğe hizmet eden bir durum. Cemil Bey’e bakıyorsunuz tekniği ileride ama müziğin önüne geçmemiş. Hala bize hocalık yapıyor. Bir sanatçı onuruyla karakteriyle en iyi şekilde yaşamalıdır. Öyleysen sen iyi sanatçı olursun. Ruşen Kam dedi ki bir gün: “Beyler aile terbiyesi olmayan sanatçı olamaz.”

* Babanız büyük bir bestekar. Besteleriyle ilgili hikayeler anlatır mıydı?

Mesela Eminem diye bir şarkısı var. İkinci anemin adı Nazire’dir aslında o hanım yapmıştır ama Nazire dilden dile dolaşmasın diye Eminem demiştir. Mesela Elif şarkısını İslahiye’de görev yaptığı sırada şahit olduğu, evleneceği gün kaza kurşunuyla ölen Elif adlı bir genç kızın trajedisi üzerine bestelemişti.

  • Çok sevdiğiniz, akşamları sohbetler ettiğiniz yalıdan niçin taşındınız? Yalıda ilk zamanlar sabahleyin ilk iş denize girip biraz jimnastik yapıyordum. Bir de kendime göre bir teknem vardı. Açılıyordum. Cervantes’in Don Kişot’una ‘Kara Don Kişot’u’ diyordum. Ben deniz Kişot’uydum. Don Kişot sıska zayıf atına binerdi, ben de tekneme binerdim. Oğlum o zaman dört beş yaşlarındaydı. Onunla denizden geçen Rus gemileri dahil hepsine meydan okurdum. Sonra denizler kirlenmeye başladı. Yalnız kendi zevkime mani oldu diye değil bu güzelim şehrin kıymeti neden bilinmiyor diye içim yanıyor, her kesilen ağaçta her tarihi yerin yok edilmesinde... Türk müziğinde makamdan makama geçki örneklerini yazdığınız kitabı da burada mı yazdınız? Evet, üstelik sadece kitabı değil. Kamera, ses kayıt cihazını kurup evi stüdyo gibi kullandık. Bütün eserleri burada icra ettik. İçlerinden iki geçkiyi beğenmedik. Onlar için stüdyoya gittik ama buradaki kalite yoktu. Sanatla iç içe yaşayan bir insan için mükemmel bir yer. Bütün mesele ne biliyor musun? Hayatından memnun musun? Memnunum. Daha ne olsun!