Müzikte istihdamda iyi yerdeyiz: Geleceğe sözü olan gençler yetişiyor

Türkiye’de bir ilk olarak açılan ve beş yılı geride bırakan Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Erhan Özden, “İstihdamda bugün Türkiye iyi bir noktada. Sanat eğitimi alan öğrencilerin en çok tercih ettikleri yön, büyük bir kontenjana sahip olan Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen atamaları” diyor.

Latife Beyza Turgut Yeni Şafak
Prof. Dr. Erhan Özden

2017 yılında bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kurulan Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2022 yılında ilk mezunlarını verdi. Lisansüstü eğitimin de verildiği Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi; 4 fakülte, 1 meslek yüksekokulu ve 1 enstitü ile gerek teorik gerek uygulamalı dersleriyle öğrencilerin en iyi şekilde yeteneklerini geliştirmelerine öncülük ediyor.

Türkiye’de bir ilk olarak açılan ve beş yılı geride bırakan Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Erhan Özden ile üniversiteye dair konuştuk. Ailelerin çocuklarını dört veya altı yıllık sanat eğitimlerine yönlendirmelerindeki en önemli ölçütün istihdam olduğuna dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Özden, “Türkiye’nin istihdamda iyi bir konumda olduğunu düşünüyorum. Sanat eğitimi alan öğrenciler de büyük bir kontenjana sahip olan Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen atamalarında tercih yapabiliyor” diyor.

MÜZİĞİ TÜM BOYUTLARIYLA ELE ALIYORUZ

-Türkiye’nin ilk tematik müzik üniversitesinde nasıl bir müfredat üzerinde ilerleniyor, bir konservatuvardan farkı nedir?

Konservatuvarlardaki ana hedef icra eğitimidir. Çalgı ve ses icrası. Ama bizim üniversitemizde farklı disiplinlere ait fakülteler var. Mesela Eğitim Fakültesi’nin temel gayesi müzik öğretmeni ve görsel sanatlar öğretmeni yetiştirmektir. Burada müziğin eğitim boyutu ele alınır. İcra Sanatları Fakültemizde tamamen icraya yönelik bir eğitim verilir. Gelişmiş icracı yetiştirmek, özellikle de geleneksel Türk çalgılarını günümüz koşullarında geliştirilerek uygulanmasını sağlamak üzere bir eğitim. Öğrencilerimize bir ney, bir bağlama, bir keman veya klarnet icrasında üstün niteliklerde temsil kabiliyeti kazandırma açısından bu kurum ileri seviyede öğretim merkezi olarak eğitim veriyor. Bu bölümler dışında Müzik Bilimleri ve Teknolojileri Fakültemiz de albüm yapımlarında, klip yapımlarında veya sahne icralarında işin arka planındaki isimleri yetiştirmek üzere bir eğitim sunar.

Elbette ki diğer konservatuvarlarda veya müzik ve sahne sanatları fakültelerinde bu başlıklara ait çok çeşitli dersler vardır. Ama burada bu dersler kolektif olarak veriliyor. Bir öğrenci bu derslerin tamamını dört yıl içerisinde paket olarak alırken, bu derslere ek olarak diğer disiplinlerle ilgili de dersler alır. Bu nedenle branşlaşma biraz daha fakülteden sonra başlar. Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde ise bir branşı odağa alarak dört yıllık eğitim veriyoruz. Biraz daha özel bir eğitim olarak düşünebiliriz. Öğrenci istediği eğitimi daha yoğun bir müfredatla daha yoğun bir programla alabiliyor.

ÖĞRETMENLİK BİRİNCİ TERCİH

-Mezunların arasında akademik hayata devam edenler, müzisyenliği meslek edinenler arasında nasıl bir dağılım gözlemlediniz?

Öğrencilerimizin ailelerinin çocuklarını dört veya altı yıllık sanat eğitimlerine yönlendirmelerindeki en önemli ölçütleri istihdam. “Çocuğum ne olacak, ne kadar maaş alacak? Atanacak mı?” düşüncesi tabii ki eğitimin ve hayatın realitesindeki en önemli yerlerden birini teşkil ediyor.

Üniversitemizde, Eğitim Fakültesi’nin yanı sıra diğer fakültelerden mezun olan öğrencilerimizin de pedagojik formasyon alma koşuluyla yurdun çeşitli yerlerinde müzik öğretmeni ile resim ve görsel sanatlar öğretmeni olarak istihdam edilmeleri mümkün. İstihdamda bugün Türkiye iyi bir noktada. Sanat eğitimi alan öğrencilerin de en çok tercih ettikleri alan, büyük bir kontenjana sahip olan Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen atamaları. Bunun yanı sıra Müzik Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi’nden mezun olan gençlerimiz çeşitli alanlarda; özellikle sahne sanatlarında, uygulama aşamalarında, stüdyoda ses ustası ve tonmayster gibi ses kayıt teknolojileri, sahne düzenlemeleri gibi bizzat müziğin icra fonksiyonunda altyapı oluşturmada söz sahibi oluyorlar. Kendi stüdyolarını kurabilmekle beraber yine devlete bağlı Kültür Bakanlığı, TRT, Devlet Tiyatroları gibi çok çeşitli sanat müesseselerinde yer alabiliyorlar.

NADİR RASTLANAN BİR EĞİTİM

-Farklı coğrafyalarda bu tematik üniversitenin bir benzeri var mı?

Tematik müzik üniversitesi, aslına bakarsanız her ülkede olan yaygın bir kurum değil. Özellikle, Orta Doğu ve Asya bölgelerinde benzerlerine rastlayamıyoruz. Pek çok coğrafyada konservatuvarlar, güzel sanat fakülteleri var. Avrupa’da daha çok yaygın olan “Akademi” başlığındaki sanat kurumları var. Ama böyle, geniş kapsamlı büyük bir çatı altında müzik ve güzel sanatlar üniversitesi açmak için gerçekten ciddi bir birikim ve devlet desteği gerekiyor. Çünkü bir üniversite açmak için çok farklı disiplinlerde kurumlar gerekiyor. Biz aynı disiplini müzik ve sanatla alakalı birden farklı birimi bir üniversite çatısı altında açıyoruz. Bu da aslında dikkate ve takdire değer bir şey. Avrupa’nın da pek çok ülkesinde böyle bir üniversite yok. Buradan da yetkililerin müzik ve sanata verdiği destek için teşekkür ediyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanımızın adını da çok kez zikretmemiz gerekiyor. Çünkü kendisinin bizzat talimatıyla açılmış bir üniversitedir. Burada yetişecek gençlerimiz, özellikle bu bölgede kendi kültürüyle kendi aydınlanmasıyla geleceğe söz söyleyecek. Bu mirası geleceğe taşıyıp, daha güzel ve nitelikli işler yapacak gençlerimizin yetişmesinde de önemli bir kurum olarak vazifesine devam edecek. Özellikle İcra Sanatları Fakültesi’nin kurulma amaçlarından biri geleneksel Türk müziğinin, gelişen dünya sanat aydınlanmasıyla beraber dönemdeki yerini alması. Bu bakımdan da kurumumuz önemli.

-Üniversitenin bir ilki de Âşıklık Geleneği Araştırma ve Uygulama Merkezi. Bu merkezden biraz bahsedebilir misiniz?

Âşıklık Geleneği Araştırma ve Uygulama Merkezimiz hakikaten çok önemli bir merkez ve bir ilk. Malumunuz Türkiye’de âşıklık, ozanlık gelenekleri var. Zaman zaman birbirleriyle karıştırılsa da farklı şeylerdir ve farklı misyonlar üstlenirler. Söz söyleme kabiliyeti olan, daha çok irfani boyutlu şiir yazabilen âşıklığın geçmişten bugüne kadar uzanan hem tarihi fonksiyonu hem günümüzdeki durumunu ele alan Âşıklık Geleneği Araştırma ve Uygulama Merkezi ile hem öğrencilerimize hem de müzik ve sanat camiasına katkı sağlamaktayız.

Festivalde MGÜ dinletileri

  • -Başkent Kültür Yolu Festivali etkinliklerinde öğrencileriniz sahne aldı. Bu, hem öğrenciler hem de sizin için nasıldı?
  • Başkent Kültür Yolu Festivali’nde bu yıl biz de Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi olarak yerimizi aldık. Festivaller aracılığıyla sanat dostu insanlar ile halk bir araya getirilerek müziğin veya diğer sanatların birleştirici gücü sayesinde insanlarda bir motivasyon oluşması sağlanır. Bu festivaller aynı zamanda eğiticidir. Müziğin herhangi bir alanında insanlara bir bakış açısı, bir yön kazandırmak için hayata geçirilen etkinliklerdir. Festival kapsamında çeşitli ülkelerden grupları Ankara’da ağırladık. Bu konserler her ne kadar sıradan bir konser gibi dursa da farklı ülkeden bir müzik grubunu dinlediğiniz zaman aslında o ülkenin sosyo-kültürel yaşantısına dair de bir birikim elde edersiniz. Bu birikimler neticesinde, etkilenmeler olabilir.
  • Festival kapsamında biz de Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi olarak bir Klasik Türk Müziği Konseri verdik. Bunun yanında absolut kulağa sahip bir otizmli öğrencimizin konseri gerçekleşti. Absolut kulak yani “mutlak kulak”; doğadaki tüm sesleri duyup aynı anda o seslerin notasını ayırt ederek veren, nadir müzikal kulağa sahip insanlar olarak değerlendirilir. Doğuştan otizm tanısıyla hayata gözlerini açan Buğra Çankır, bugün 26-27 yaşlarında ve bizim doktora-sanatta yeterlilik öğrencimiz. Kendisi de festival kapsamında üniversitemizin bir üyesi olarak, CSO Ada Ankara Yerleşkesi’nde sahne aldı. Beethoven’ın bir eserini seslendirdi. Bu dinleti de yine seyircide çok güzel bir karşılık buldu.
  • KONSER SALONLARIMIZ DÜNYAYLA YARIŞIR
  • Festival programında aynı zamanda Klasik Türk Müziği, Halk Müziği, Senfonik Müzik alanında çok çeşitli konserler yer aldı. Gerçekleşen tüm bu konserlerde dikkatimizi çeken şey, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO)’nun adının verildiği konser salonları başta olmak üzere etkinlik yapılan tüm salonların teknolojik olarak çok üst düzey salonlar olmasıydı. Ben Avrupa’da pek çok ülkede, birçok konser salonunda konser vermiş bir müzisyen, bir sanatçı olarak söyleyebilirim ki özellikle İstanbul’da yeni binasındaki AKM ve CSO olmak üzere Anadolu’nun pek çok yerinde yer alan yeni konser salonları, kültür merkezleri hakikaten çok nitelikli salonlara, teknolojik imkânlara, ses kayıt cihazlarına, mikserlere ve daha adını sayamayacağım dünyayla yarışır ölçüde pek çok ciddi teknik altyapıya sahip yerler.

HAYAT
Doğu ve Batı seste buluştu: Müzikle tabii bir bağımız var