Nasreddin Hoca'dan ilham alıyorum

Kübra&Büşra
Nasreddin Hoca'dan ilham alıyorum

Ramazan Kubat Belçika'da doğar, sonra ne olur?

Üç yaşında şarkı söylemeye başlar. Rahmetli babam da besteleri olan, şarkı söyleyen bir insandı. Ben de “Koyun gelir yata yata, çamur gelir bata bata” diyerek türküye başladım. Sekiz yaşıma geldiğimde elime mikrofonu aldım. Hafta sonları program yapmaya başladım.

Sekiz yaşında!

Evet. Her yerden beni izlemeye geliyorlardı. 9 yaşımdayken solfejin yanında klasik gitar dersi aldım. Aslında piyano eğitimi de almak istiyordum. Babam kandırdı beni. "Sen zaten bağlama çalıyorsun, gitar daha avantajlı olur" dedi.

Fotoğraflarda gitar ile poz veriyorsunuz...

Hem çok hoş duruyor, hem de albümün içinde gitar solo var. Sahnede de gitar çalacağım. Normalde şimdiye kadar hiç enstruman çalmadım. Artık bir-iki atraksiyon gerekiyor.

Gurbetçi çocuğusunuz...

64 yılında, babam on dokuz yaşlarındayken gurbetçi furyası varmış. Herkes göçüyor ve ne olduğunu da bilmeyen çok. Geri dönmek üzere gidilmiş ama oraya gittikten sonra iş, çoluk, çocuk da eklenince kalmışlar.

Sizin hayatınızı nasıl etkiledi?

Avantajı ve dezavantajları oldu tabii. Avrupa'nın merkezinde doğup, kendi kültürünü sonuna kadar yaşamak istiyorsun.

Hangi kültür daha ağır bastı?

Kolejdeyken bir kaç yabancıydık. Gittiğim okul disiplinli bir okuldu. Oradan çıkanlar ya doktor ya da avukat oluyordu. O yüzden babam o okula gitmemi istedi. Kolejde çok az Türk vardı. Sadece Hıristiyanlar için din dersi veriliyordu. Bu yüzden akşam okulunda ayrıca din dersine gidiyordum. İki yıl boyunca o okula gittim sonra da kilise korosuna katıldım.

Kilise korusuna katılmak nereden aklınıza geldi?

Ayda iki defa pazar günleri ayin oluyordu ama ben katılmıyordum. Dördüncü sınıfta hocam bana "Sesin güzel, bize kilisede solistlik yapar mısın" diye sordu. Babam da "Orası da Allah'ın evi hatta Müslüman çocuğu olarak gidip örnek ol" dedi. İki yıl kilisede solist olarak arialar söyledim.

Kilise müzik anlamında size ne verdi?

Orada var olmam bana güzel şeyler kattı. Vizyonumu çok geliştirdi. Tasavvuf dinlediğinizde de müthiş etkilenirsiniz. Dinlerin müziği beni büyülüyor ve hepsinden bir şeyler var.

Sonra...

On iki yaşıma geldiğimde orkestra büyüdü. Çok ciddi bir orkestraydı. Düğünler yapılıyordu. Evlenen çiftlere tarih veriyordum. Çünkü orada düğünlerde çalan çok az insan vardı. Benim verdiğim tarihte evleniyorlardı.

Ne kadar sürdü?

Yirmi yaşıma kadar sürdü.

Düğünlerde çalmanın artısı oldu mu?

Muhteşem şeyler kattı. Gurbetçi aile olmanın verdiği şeyler var. Evde "Aman çocuklar kültüründen sapmasın" diye bir endişe vardı. Görgü, gelenek, görenek Anadolu'da neyse orda daha çok vardı. Bizde ozanlık geleneği de var tabii… Böyle bir anne ve babadan doğduğum için çok şanslıyım. Ailemin vizyonu çok genişti. İnsanlık adına çok önemli şeyler gördüm.

Kültür şoku yaşadınız mı?

Tabii ki. Sonuçta okuduğum okulda tek Türk bendim. Bin kişilik kolejde yabancı olarak sadece on kişiydik. Kültür farklarını rahatlıkla görebiliyordum. Müzik okulunda Belçikalı arkadaşlarımla müzik grubu kurmuştuk. Hem onlarla bir şeyler yapıyordum, hem de bütün eğlence sektöründe ben vardım. Evden aldığım terbiye de "Aman laf gelmesin" şeklindeydi. Orada Alevi, Sünni, Kürt, Laz birbirinden ayrılmıyor. Bir blokta hepsini görebiliyorsunuz. O açıdan çok avantajım oldu.

Nasıl?

Türküler ile ilgili. Mesela; Laz bir ailenin düğününü yapmam gerekiyorsa onun bütün repertuarını öğreniyordum. Karslı, Egeli biri hangi türkülerle eğlenir? Bunları öğreniyordum. Bu müthiş bir avantaj. İstanbul'da olsaydım bu kadar iyi bilemeyebilirdim.

Belçika'da değil de, burada doğsaydınız yine türkücü olur muydunuz?

Bilmiyorum. Yine çok severdim, arşivim olurdu ama türkü söyler miydim bilmiyorum. Orada doğmamın etkileri oldu. Hasret, özlem ve sevgi yoğunluğu beni türkücü yapmış olabilir.

Gurbetçiler nasıl olur?

Duygusal. Acayip duygusallar ama çok duygularıyla yaşamıyorlar.

Nasıl yani?

Duygularıyla yaşayan bir insan bazı şeyleri ıskalamaz. 'Toplum ne der' diye düşünmekten duygularını yaşayamıyorlar. Kıskaçtalar. Farklı kültürlerin arasında sıkışmışlıktan oluyor.

Peki siz?

Bizim jenerasyon kayıp bir jenerasyondur çünkü arada derede kalmışlardır. Avrupa kültürü ayrı, ev kültürü ayrı. Her yerden bir şey almaya çalışıyor. Kendisini yabancı gibi görüyor.

YENİ TÜRKÜLER ÇOK ZOR ÇIKIYOR

Yasmin Levy ile konser verdiniz. Türküyle ne alakası var?

Yasmin'in hayranıyım. Ezikliği ve duygusu hicaz makamındaki bozlaklara benziyor. İç Anadolulu olduğum için bozlak hastasıyım. Aslında flamenkoya da çok yakın. Diğer taraftan batı müziğini de takip ediyorum. Klasik gitar eğitimi aldım. O yüzden söylemek çok zor olmuyor. Bu konserde ben onun albümünden üç şarkı söyledim o benim iki şarkımı söyledi. Ben biraz daha şanslıydım çünkü Fransızcam var ama Yasmin için daha zor oldu.

Siz neden diğer türkü söyleyenler gibi olmadınız? Bunun bir formülü var mı?

Ben sadece türkü yaptığımı düşünmüyorum. Sadece türkü dinleyicilerine de seslenmiyorum. Türkü yapanların çoğu "Beni dinleyenler türküyü sever" diye bakar. Benim dinleyici kitlemin sadece türkü sevmesini istemiyorum. Türküyü müzikseverlere sunmak istiyorum. Ben sadece türkü yaptığımı da düşünmüyorum. Yenilikler katıyorum.

Ama sonuçta anonim söylüyorsunuz...

Anonimleri de şöyle değerlendiriyorum; eski dış cepheyi orijinaline sadık kalarak restore ediyoruz ama çok hassas restore ediyoruz. O restorasyonda da iddialıyız. İçine de olabildiğince modern odalar yapmaya çalışıyoruz.

Türküleri şivesine göre de okuyorsunuz...

Bazen bir iki kelime onu da espri olsun diye yapıyorum. Çünkü bütün şiveyi zaten yapamayacaksın. Bir iki yerde söyleyerek “Sizin şivenizi biliyoruz” demiş oluyoruz.

Artık herşey daha hızlı... Herşeyin bu kadar hızlı tüketildiği bugünden nasıl türkü çıkıyor?

Çok zor. Çünkü belirli bir standardı olması lazım. Mesela ben bu albümünde bir türkü yaptım ama Trakya yöresine ait oldu. Türkü ama ne türküsü? Hadi 'Mihriban' herkese seslendi. Eski bir eser değil, anonim gibi herkes kabullenmiş. Urfa'da daha çok hicaz makamı kullanılıyor. O kadar zor ve renkli ki… Çok az çıkıyor. Beş yüz tane beste geliyor çünkü ben albümlerimde sadece anonim türkülere yer vermiyorum. Genelde beş anonim beş yeni etnik besteler oluyor.

Amaç burada Türkü üretmek mi yoksa hit parça üretmek mi?

Şöyle; bana popüler besteler de geliyor. Bana uygun olmadığı için diğer arkadaşlarıma yönlendiriyorum. “Ah keşke söylesem” dediğim ama bana uymayacak çok beste var. Sürekli anonim kullanarak albüm çıkarmak hiç bana göre değil. Onun için 35 türküden oluşan sırf anonimlerin yer aldığı bir arşivlik albüm çıkardım. Şimdi yaptığım Kubat albümleri hem yeni bir şey katacak, hem de Türk Halk Müziği'ni tanıtacak. Çünkü çok sevdiğim bir alan. En çok bu alanda kendimi buluyorum. Yeni eserler arasında da elemeler yapıyorum. Hiç olmuyorsa anonime yer veriyorum.

Yeni eser çıkıyor mu?

Biz limonu sıkıyoruz, zorluyoruz illa ki bir şey çıkıyor. Yöresel olarak söylenenlerin hepsi söylendi. Muhteşem yapıda bir camii düşünün yanına ancak modern bir yapı kurabilirsiniz. Aynı malzemeyi bulmanız mümkün değil.

Türkülerin yorum olarak formunun dışına taşması sizi memnun ediyor mu?

Solistin yüzde seksen o melodiye bağlı kalması taraftarıyım. Kendi sesinden ve yorumundan bahsetmiyorum. Herkesin kendine ait bir yorumu vardır. Rockta dinlediğinizde o türkü çok sert oluyor. Ben bundan haz alıyorum. Ne kadar çok söylenilirse o kadar iyi. Özlem Tekin en son albümünde 'Ey onbeşli' türküsünü söylemiş, bayıldım.

Sizde caz olarak yorumluyorsunuz...

Aynı şey caz için de geçerli. Çok özgür bir alan. Caz alt yapıda verilirse, yorumcu yüzde seksen dokuya sadık kalırsa eyvallah… Yakışan eserler var yakışmayan eserler var. Uşak makamında çeyrek sesler vardır. Piyano da sekiz nota var beş tane de yarım var. Uşak makamı cazda yok ama ben kullanıyorum. Senfoni ile konserler veriyorum. Oradaki düzenlemeleri de çeyrek seslerin çakışmayacağı şeklinde yapıyoruz. Bunu yapmak için müziği çok iyi bilmek gerekiyor.

Peki türküler deforme edilirse?

İnsanlar iyi niyetle bunları yapıyorlar. Onların karşısına çıkıp da “Siz yapmayın siz türküyü bozuyorsunuz” diyenleri esefle kınıyorum. Bu bizim mirasımız. Müzik yapıyoruz. Sanata gem vurulmaz ki… Kaş yaparken göz çıkarmış olsa da sonuçta kaş yapmak istemiş. Benim türkücülerden en büyük farkım da budur.

Türkücüler arasındaki iletişim nasıl?

İyi ama daha iyi olmalı. Diğer sanatçılardan bir farkı yok. Türkücüyseniz otantik bir tarafınızın olması bekleniyor.

Rekabet var mı?

Sanat zaten çatlak iş. (gülüşmeler) Tatlı bir rekabet var ama bu alan biraz daha kritik. Şaheserleri ele aldığı için... Şu arada üç türkücü olsak, “Uzun havayı kim daha iyi çekecek” diye bir rekabet oluşur. Eğer bir kişi iyiyse iki kişi diyecek ki sen bu dalda iyisin.(gülüşmeler) Yöre yöre değişiyor. Her yörenin de bir horozu olmalı. Kimse yiğidi öldürüp hakkını yiyemiyor.

Her türküyü söylüyor musunuz?

Bu albümde on dört şarkı vardı. Dört şarkı diğerleriyle yakışmadı ama bu kadar mı yakışmaz? (gülüşmeler). O dört eser benim üç ayımı aldı. “Hangileriydi?” deseniz söylemem. (gülüşmeler) Bir bütün olmadı, istediğim tınıyı duymadım, o dört şarkıyı koymadım.

Siz hiç yazmayı denediniz mi?

Ufak tefek yazıyorum ama pek iyi değilim. Müzik konusunda biraz doluyum. Her albümde bir bestem oluyor. Fazla yapınca beğenmiyorum. Kendimi çok eleştiriyorum. Mesela; "Tamamen benim bestelerimin olduğu bir albüm yapmak istiyorum" derler. Ben öyle görmüyorum. Yorumcu olduğum için insanlarla öncelikli olarak yorumumu paylaşmak istiyorum.

YÜZDE OTUZLA DOĞDUM, BU GÜZEL

Amcanızın halk ozanı olması nasıl bir şey?

Müzikal yaşamıma bir katkısı olmadı ama kişiliğime çok etkisi oldu. Arkadaşlarımı seçerken bir şey alabileceğim birileri olmasına çok dikkat ederim. İnsan arayışımdaki çıta çok yüksek. Benden bilgisi daha fazla olan insanlara yöneliyorum. Böyle bir babadan doğmamış olsaydım başka bir iş yapacaktım. Şansa da o anlamda inanıyorum. Normalde ben şansa inanmam. Ama şanssızlığa inanırım. (Gülüşmeler)

O nasıl oluyor?

Yolda gidiyorsun kafana tuğla düşüyor ölüyorsun. Şanssızlığa inandığım için, "Şansızlık varsa, şans da var" deyip nerede bunun zıddı diye aramaya başladım.

Buldunuz mu?

Buldum.

Neredeymiş?

Ben doğmadan önceymiş. Nasıl, nerede ve kimden doğdum... Şanslı ya da şanssız doğuyorsun. İyi bir anne babadan doğduysan şansın yüzdesi artıyor.

Buna bir hayli kafa yormuşsunuz...

Yordum. Nerede olduğumu görmek için, kendime şans çizelgesi çıkardım. Aldım kalemi elime, diğer elimi de vicdanıma koydum ve çevreme bakmaya başladım.

Peki şanslı bir insanla şansız bir insanın yüzdesini neye göre ayarlıyorsunuz?

Bu eksi otuz da olabilir, artı otuz da, sıfır da olabilir. Sağlıklı bir birey olarak doğduysa nötr. Kötü bir ortamda doğduysa eksi otuz.

Siz kaçla doğmuşsunuz?

Yüzde otuzla doğdum. Bu güzeldi.

ÇOCUKKEN ARKADAŞIM EŞŞEK'İ ÇOK SÖYLERDİM

Çocukluk türkünüz neydi?

Ben çok çeşitli müzik dinliyordum. Barış Manço, Cem Karaca, Orhan Gencebay, Neşet Ertaş çok dinliyordum. Herkesin çocukluğunda olduğu gibi ben de "Arkadaşım Eşşek'i" söyledim. Türkü değil ama ağzımda o şarkı vardı. Hem bir çocuğun ağzında var olan şarkı türkü değil midir?

Türkü yabancıların kulağına nasıl geliyor?

Muhteşem geliyor. Gitar dersi alırken Mark diye bir hocamız vardı. Bir gün derse giderken bağlamamı da yanımda götürdüm. Adam çeyrek sesleri daha önce duymamış, şok oldu. Elli yaşındaki adam o seslerle daha yeni tanışıyor. Tepkisi beni çok etkiledi. Bizim aksak ritmlerimizi takip edemiyorlar. Mesela dokuz sekizlik bizde çok meşhur. Okur yazar olmayan bir adam dokuz sekizlik oynar. Bu genetik bir şey. Biz bunların farkında değiliz.

Farkında olunca ne oluyor?

Kadir kıymet biliyorsun. Birisi diyor ki; “Ne kadar güzel kaşın” var. “Ne olacak benim kaşım” diyorsun. Gidip bir bakıyorsun aynaya fark ediyorsun hakikaten çok değişik bir kaş. Bu durum beni Türküye teşvik etti.

Doğu batı arasında misyoner olarak tanımlamışsınız kendinizi...

Güzel bir algılama. Öyle denemelerimiz oluyor. Neden durup dururken senfoni ile türkü söyleyeyim? Amacım sadece müzikal tatmin değil. Hadsizlik edip “Ben bu yükü alıyorum” da demiyorum. On beş yıldır hakikaten türküyü sevdirme adına bir şeyler yaptım. Ne güzel sentez devam etsin derken, kendini birden büyük bir yükün altında görüyorsunuz. İnsanlık adına kaygıları olan biriyim aynı zamanda. Derdim var ve bir şeyler bırakmak istiyorum. Göçüp gitsem bu dünyadan çok şükür bir şeyler bırakmışım.” derim. Şükrederek değerini iyi bilerek hareket ediyorum.

Lisanınızda da bir rahatlık var…

Neden olmasın ki… Bir diskoya gidip, sıçrayarak dans edebilirim. İnsanız sonuçta. Kendimi kısıtlamam kasmam. Kasvetli yapım hiç yok.

Kubat'ın elinde elektro gitar var daha modern sanki...

Geldiğimden beri öyle… Modern dünyayı çok seviyorum. Estetiğe önem veriyorum. Gençliğe de hitap ediyorsunuz ve demode durmuyorsunuz. Gençler demodeleri adamdan saymıyor. On yaşındaki bir çocuk seni yüz yaşında görebiliyor. Ama yetmiş yaşındaki sportif bir adam daha genç görünebiliyor. Tavır da demode olmayacak. Herkes biraz Nasreddin Hoca gibi olsa kimse garipsenmeyecek. Bugün Nasreddin Hoca gelsin, tavrıyla kimseye garip gelmez.

Modayı takip ediyor musunuz?

Etmeye çalışıyorum. Türkücüler de vardır ya "Türkü söylüyorum etnik bir entari atayım" diye. Mesela rahmetli Barış Manço enteresan giyiniyordu. İkisinin karışımını yapıyordu. Saçları uzundu, takılar takıyordu, altına şalvar giyiyordu.