Arap Edebiyatı deyince aklıma ilk gelen isim Necip Mahfuz'tur. “Dünya edebiyatı ölçülerinde kusursuz romanlarıyla hikâyeleri klasik Arap geleneğinin, Avrupa edebiyatının ve kişisel yeteneğinin göz kamaştırıcı sentezini yansıtır.”Aynalar çağrışımları olan bir sözcük. Kitabı okurken hep Tarkovski'nin “Zerkalo” (Ayna) filmini düşündüm. Ayna adlı filmi, yönetmenin çocukluğundan ve yetişkinliğinden kırıntılara odaklanan, parçalanmış görüntüler dizisi sunar bize. Necip Mahfuz'un bir portreler galerisi olan “Aynalar”ında ise kurgusal bir eser olmasına rağmen karakterlerin tasviri öyle canlı, öyle sahici ki, her biri gerçek kişiler olarak algılanıyor ilk başta. Aslında Mahfuz'un eseri Tarkovski'nin tekniğiyle bir film olarak çekilmiş olsaydı herhalde muhteşem bir şey olurdu. Mahfuz'a çok benzeyen bir yazarın çocukluğundan itibaren yaşamı boyunca tanıdığı, ilişkide bulunduğu elli beş farklı kişinin anlatıldığı Aynalar'da aynı zamanda Mısır'ın yakın tarihi içindeki olaylarla birlikte aydınları, sanatçıları anlatılıyor. Aslında yazar kendisini anlatıyor. Bu muhteşem tasvirlerden yola çıkan Mısır'ın tanınmış ressamlarından Seif Vanlı her karakteri resimleyerek Mahfuz'un yarattıklarını adeta ete kemiğe büründürüyor. Mahfuz'un tasvir ettiği karakterler resim olarak da sayfalarda görülünce kurgu ve gerçek iyice iç içe geçiyor. Tekrar büyülü bir dünyanın kapıları aralanıyor böylece..
HALAVANİ KOCA BİR DÜNYA
Kitabın içinde geçen karakterler hakkında da birkaç söz söyleyecek olursak. İbrahim Akıl'ı yazar ucuz bir iftiraya maruz kalmamış olsa, Mısır kültüründe devrim yaratabilecek, olağanüstü bir entelektüel olarak tanımlıyordu. Ahmet Kadri, adı ballı çörekler gibi sinema ve unutulmaz bir olayı çağrıştırır. Amani Muhammet ise sanatla ilgilenen bir bayandır. Enver Halavani adı, koca bir dünyayı çağrıştırıyor; Cemaliye, Han Gaffar ve Nahhasin arasındaki Bait Kadı Meydanı'nı, dalları serçe yuvalarıyla yüklü ceviz ağaçlarını, polis karakolunu ve daha birçok şeyi anımsatıyor. Halavani, sıra dışı bir gençtir. Hukuk fakültesinde okuyan, yani mahallede yüksek eğitim gören az sayıdaki gençten biridir. Anlatıcının sınıf arkadaşı olan şişko Bedri Ziyadi, yemek yemeyi, oyunu, kızları ve ülkesini seven kıpır kıpır bir çocuktur. Basyuni ile anlatıcı Gad Ebu Ela'nın villasında tesadüfen tanışırlar ve dost olurlar. Basyuni için “Aslında bir daha birbirimizi görmedik bile ama bende silinmez izler bıraktı.” diye ayrıca bir not düşülmüştür. Süreyya Hanım eğitim yüksekokulundan mezun bir bayan olarak karşımıza çıkıyor. Mükemmel vücut hatları, zekâ fışkıran pırıl pırıl gözleri ve kişilikli tavrıyla epey güzel bir kızdır. Gad Ebu Ala hem var hem de sanki yok olan bir karakterdir. Anlatıcı onunla edebiyat dünyasındaki ünü nedeniyle tanışmıştır. Beş, belki daha fazla romanı vardır. Gaffar Halil Mısır film sanayini geliştirmeye niyetlenen bir tip. Hanan, altmış yaşlarında, masmavi gülen gözlere sahip, anıları içinde çiçek kokusu gibi bir tad bırakır. Halil Zeki, anlatıcının Abbasiye'deki arkadaş grubu içinde saldırganlığın ve belanın ta kendisidir. Düriye Salim, dul veya boşanmış özel bir kadındır. Reda Hamada, değer ve ilkelere, yaşamın vahşi dalgalarına, mücadeleye soyunan insan iradesinin, umutsuzluk ile ıstırabın üstesinden gelişine aittir. Reda'da kendi adıma bir özgürlük duygusunu yaşadığımı söyleyebilirim. Zahran, bizimde zaman zaman iştirak ettiğimiz “kafe” arkadaşlığını ifade eder. Böyle arkadaşlarla kafelerde karşılaşıp sohbet ederiz ama sonra herkes kendi yoluna gider. Züheyr Bey köylü bir deha olarak karşımıza çıkar. Saba Remzi atletizm ve futbolda çok iyidir. Anlatıcı Salim Gabr'ı, 1926'da Kavkab el Şark'da yazdığı makalelerinden tanır. Surur Bey'in babası ünlü ve zengin bir avukattır; annesi ise aileyi demir ellerle yöneten güçlü, dediğim dedik bir kadındır. Suat Vehbi, tanıdığı en güzel kadındır. Bunlardan başka; Vidad Rüşd, Haccar Minyavi ve İsam Hamalavi, Naci Markos, Macide Abdulrezzak daha birçok hayali kişinin küçük yaşamlarına dair estanteneler roman boyunca büyük bir şevkle anlatılıyor. Bunlar benim ifademle kadim Mısır uygarlığının eski tadını almamızı sağlayacak şekilde bolca tasvirlerle zenginleştiriliyor. Bu küçük insanlar üzerinden yazar büyük olayları anlatıyor. Resmin bütününe baktığımızda toplumsal bir eleştiri de yapıldığını görebiliyoruz. Bu tipler bütün eski Osmanlı Coğrafyası'nda ve hatta günümüz Türkiye'sinde bile zaman zaman sokakta rastladığımız bizim insanlarımız. Ve hepsi bir garip modernizm deneyiminden geçmiş nesiller içinden özenle seçilerek Necip Mahfuz'un Aynalar'ında boy endam ediyor. Aynaları okuduğunuzda Mısır'daki o insanlarla soluk alıp verirken aynı sokaklarda ve bahçelerde dolaşabiliyorsunuz. Kitabı bitirdiğinizde hüzünlü bir tat kalıyor zihnimizde. Mahfuz'un Yüsriya'sı “Beni eğlendirmek için elimi eline alıp avucumu açtı. 'El falına bakayım' dedi. Avucumdaki çizgileri inceleyerek bilinmeyeni okudu; ama ben onun o güzel yüzüne dalıp gitmiştim.”