Nil'den, Ertaş'a özür mektubu

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, “Neşet Ertaş, Gönül Dağı dediği zaman her birimizin tüyleri ürperiyor” dediği usta ozan için Nil Karaibrahimgil, önce “Tanımıyorum” sonra da “Sayemde reklamı oldu” demişti. Genç sanatçıya, onu kırmadan, üzmeden olgun cevaplar veren Ertaş 'gönül adamı' olduğunu bir kez daha gösterdi.

Nil'den, Ertaş'a özür mektubu

Gazete Habertürk'ün haberine göre, Nil “Sayemde reklamı oldu” şeklindeki ikinci çıkışıyla herkesten tepki gördü. Halk müziğinin büyük ozanı Neşet Ertaş, ilkinde “Tanımak zorunda değil, gözlerinden

öperim” dediği Nil'in ikinci salvosunu da aynı olgunlukla savuşturdu. Ancak bu kez iğneli bir mesaj gönderdi: “Olmadan oldum sanan birinin çocukça lafları. Olgun insan düşünerek konuşur. Olgun olmayan ham meyve gibidir, aklına geleni konuşur. Kendini bilmeyenin kusuruna bakmam.” Bu olgun ve manidar cevaplar aslında tam onun kişiliğini ortaya koyan net cümlelerdi.

Nil Karaibrahimgil, usta sanatçı Neşet Ertaş'a yazdığı duygusal mektupla özür diledi.

İşte o özürmektubu: Kusurum varsa affola

Çok Saygıdeğer Neşet Ertaş, Bugün yüzümü solgun gören babam sordu: “Neyin var kızım?..” “Sorma baba” dedim, “Neşet Ertaş'ı üzmüş olabilirim. Sözlerim yanlış anlaşıldı, o gerçek sanabilir. Kelimeleri sevmiyorum, çok kayganlar...” Babam, “Neşet Ertaş'ı babaannen çok dinlerdi. Çok severdi. Evde bir dolu plakları vardı” dedi. Son zamanlarda kendi kendime söylediğim şeyleri herkese aktaramaz oldum. Bu halime şaşırıyorum. Çünkü demek istediğini söyleyebilen biri sanırdım kendimi. En iyisi yazmak yine dedim. Size sesleniyorum: Her şeyden önce şunu

bilmenizi isterim ki, ben, Nil Karaibrahimgil, sizin binlerce gönülle, kuşaklar boyu kurmuş olduğunuz o dostluk bağını, kendi adına kurmaya çalışan besteciden fazlası değilim. Hayat yolunda, bir nevi yan yana yürüyen bu iki insanı karşı karşıya getirmeyi üç beş başlık beceremez. Ben, sizin gibi büyük bir âşığın

türküleriyle henüz tanışmamış olsam da, o mirasın bir küçük taşıyıcısıyım. Size saygıda kusur etmem söz konusu olamaz. Sizinle ilk karşılaşmam, bir radyo programında oldu. O programın kaydını bugün dinleme fırsatım oldu. Ününüzü tabii ki duyduğumu, fakat türkülerinizi henüz dinleme fırsatım olmadığını söylemişim. Bunun üzerine, “Dinleyelim mi o halde tanışmış olursun” denilince, “Evet, çok isterim dinlemeyi” demişim. Kucak açmaktan başka, öğrenmeyi istemekten başka bir şey yapmamışım. Sonra her şey nasıl bu hale geldi bilmiyorum. İnsan bazen, kelimelere basıp yuvarlanabilir. O “sayemde” kelimesini de “Vesile olabildiysem ne mutlu”yla değiştirmek isterim. Babaannem Saliha Anıl'ı, ne yazık ki hiç tanımadım. Şairdi. Şimdi bütün bu olayları, onun bana bir selamı olarak görüyorum. Belki de babaannem, Neşet Ertaş türküleriyle gönlüne girip bakmamı istedi çok uzaklardan. Ne güzel köprüler bunlar, gözleri dolduran. Eminim siz bunlardan pek çoğunu inşa ettiniz. Darısı başıma. Bir kusurum olduysa affola.

Kim bilir belki bir gün siz sazınızla, ben de gitarımla beraber bir şarkı yazar, o şarkıda tüm bunlara güler, dalga geçeriz. Hayata “âşık” olmak, onu her haliyle

bağrına basmak değil midir?)

KAYGUSUZ ABDAL'IN TORUNU

Kimdi bu Neşet Ertaş? Sadece türkü sevenlerin bildiği bir türkücü mü yoksa kökenleri Anadolu'nun 13. yüzyıl aydınlanmasına dayanan abdal geleneğinin son temsilcisi bir halk bilgesi mi? Çoğunluğun fikrine göre hepsi birden. Kırşehir'in bozkırından çıkan mahalli sanatçı Karadeniz'den Güneydoğu Anadolu'ya kadar her kesimin sahiplendiği bir halk ozanı. Abdal aşiretinden Kaygusuz Abdal'ın sekizinci

kuşak torunu olan Neşet Ertaş, Orta Anadolu'nun Abdal kültüründe çalgıcılık/müzisyenlik geleneğinin çağdaş temsilcilerinden. Muharrem Ertaş, Hacı Taşan ve Çekiç Ali gibi isimlerin günümüzdeki uzantısı konumundaki Ertaş aynı zamanda “Garip” mahlasını kullanan bir âşık. O genelde bozlak ustası olarak tanımlansa da halk müziğinin türkü, deyiş, oyun havası, semah gibi türlerini

kültürümüze kazandıran bir ustadır. Doğduğunda sazı göbeğine koymuşlar, türkü ustası Muharrem Ertaş'a haber salmışlar: “Bir oğlun oldu, gel ona saz çal.' Ertaş,

önce keman sonra saz çalmayı öğreniyor. Çocukluğu ve gençliği babası büyük ozan Muharrem Ertaş'la köy köy gezip düğünlerde çalarak ve oynayarak geçiyor. Neşet Ertaş'ın okulu, ustası babası. “Dünyaya geldiğim günden itibaren sazı kulağımdan kalbime girmiştir' diyor. Ertaş okulunun özelliği saz ile sözün “aşkla'

çalınıp söylenmesi. “Aşk biterse saz çalmayın” diyor. Babası, türkülerini adını vermeden söyleyen küçük Neşet'e mahlas kullanmasını söyler ve “Bizlere

Garip” derler diyerek “garip” takma adını verir. Kendini neden garip hissettiğini,

“Bizler itilmiş, horlanmış, dışlanmış, içine kapanmak zorunda kalmış insanlarız.

Abdal denip kız verilmeyenler, insan yerine konulmayanlar. Acı çeken, içine attığı için yüreği yananlar” diye anlatır.

GERÇEKTEN MUTLU OLMADI

Verdiği bir röportajda şunları söyler: “Altı yaşında babamla köy köy dolaşıp düğünlerde çalmaya başladık. Abdallara iyi gözle bakmaz, kız vermezlerdi. Bir kıza tutuldum, vermediler. Kerem de oldum, Mecnun da oldum. Daha sonra sevdiğimi düşündüğüm biriyle evlendim. İçimdeki ilk aşk sönmediği için

evlilik yürümedi. Bu nedenle, kendim ettim kendim buldum, dedim. Mutluluk aşkına kavuşmaktır, kavuşan mutlu olur sadece. Para, şan, şöhret mutluluk getirmez. Ben gerçek mutluluğu daha görmedim.” 'Hapishanelere Güneş

Doğmuyor'dan 'Neredesin Sen'e kadar yüzlerce türkünün yaratıcısı Neşet Ertaş. Her biri acı dolu feryat olan bozlaklarını 25 yıldır Almanya'da söylüyordu. İki yıl önce Türkiye'ye gelip yerleşen sanatçı şimdi sağlığı elverdiği ölçüde konserlere çıkıyor.