Öcülerin dertleri evvela kendileriyle

Bir süredir “Güzel olamayacak kadar gerçek” sloganıyla ilginç bir webdizisi büyük ilgi görüyor. Absürd komedi tadında olan ve iki başörtülü kadının başrolünü paylaştığı “Öcüler TV” adlı dizinin yönetmeni Elif Eda Karagöz, “Öcülerin dertleri evvela kendileriyle” diyor ve dizinin hikayesini anlatıyor.

Yeni Şafak Merve Akbaş

Bir süre önce “Güzel olamayacak kadar gerçek” sloganıyla ilginç bir webdizisi çekilmeye başladı: Öcüler TV. İlginç diyoruz çünkü bu dizinin başrollerinde alışılagelmişin dışında iki başörtülü kadın var. Absürt bir komedi olarak tanımlanabilecek dizinin yönetmeni Elif Eda Karagöz. Karagöz sosyoloji ve psikoloji üzerine çalışmış, daha sonra ABD'de sinema üzerine eğitim görmüş. Dizinin başrolündeki Esma ve Aslı karakterlerini sosyoloji üzerine doktora yapan Esma Özel ile şair ve psikoterapist Melek Arslanbenzer canlandırıyor. Ortalama 5 dakikalık dizinin üçüncü bölümü yayınlandı. Tahmin edilebileceği üzere sayısız da eleştiri aldı. Elif Eda Karagöz, Esma Özel ve Melek Arslanbenzer ile Öcüler TV'nin hikayesini konuştuk....

Öcüler TV, başörtülü iki kadının rol aldığı, başörtülü bir yönetmen tarafından çekilen bir webdizisi. Ancak 'öcüler' denildiğinde, çoğumuzun aklına bazı eski siyasi söylemler ve bunları sloganlaştıran insanlar geliyor. Neden Öcüler? Kendimizi mi rahatsız ediyoruz, başkalarını mı?

E.Eda Karagöz: Elbette her ikisi de. Zaten toplum ve birey ikiliğinde düşündüğümüzde mümkün mü her ikisinin birden olmaması... Öcüler'in dertleri evvela kendileriyle. Önlerinde içine girmeleri istenen, uyum sağlamaları gereken bir sistem var. Fakat olmuyor, olamıyor. İnsan böyle bir durumda şu iki uç arasında gidip gelir: ''Neden yapamıyorum? Ben de biraz şöyle olsam... Azıcık kafam rahatlasa, huzur bulsam...'' ve ''Niçin böyle bir sisteme uyacakmışım ki? Her yerinden riya akıyor. Nesi yanlış içimden geçtiği gibi davranmamın?''. Bireyin bu iki uç nokta arasındaki salınımı bana göre tam da dramanın ilgilenebileceği türden bir hareket, gerilim. Esma ile Aslı - ve nasib olursa diğer bölümlerde tanışacağımız yeni öcüler- bu salınımı içlerinde yaşayan karakterler. Şunun altını çizmek istiyorum Esma ve Aslı birer tip değil, birer karakter. Dolayısıyla kendi bağlamları, kendi dertleri var.

Melek Arslanbenzer: Bana kalırsa da ikisi birden. İlk bölümün isminden de anlaşıldığı üzere karakterlerin kendilerini zaman zaman rahatsız ettikleri bir taraf var ama esas itibariyle başkalarını rahatsız etmenin de ötesinde bir yapıbozumu ifade ediyor bence Öcüler. Yapının bozulmasının kurulu yapıda kendine yer bulmuş kişiler için tehditkar bir tarafı her zaman vardır ve bu doğaldır. Göndermeli bir taraf da vardır elbette. Öcüler ve başörtüsü bir arada düşünüldüğünde pek çok kişinin aklına gelecek ortak toplumsal imgeler var.

ELEŞTİRİLER ŞAŞIRTICI DEĞİL

Aldığınız olumlu eleştiri kadar olumsuz eleştiri de var. Küfür meselesinden tutun da takınılan tavra, repliklere kadar. İşin temelinde tabi yine 'başörtüsü' var. Bu eleştirilere neresinden tutup bakıyorsunuz?

E. E. K.: Açıkçası beni şaşırtan bir eleştiri henüz almadım. Olumsuzlardan bahsediyorum tabii. Öte yandan samimiyetle anlamaya çalışıp kendi algılarına oturtamadıkları noktada gelen eleştiriler, sorular var. O kadar kıymetli buluyorum ki o eleştirileri, soruları. Reflekslerini aşıp konfor alanlarının dışına çıkma cesaretini gösteren insanlar var. Onların eleştirileri daha ziyade bir soru niteliği taşıdığından sohbet başlamış oluyor. Ne güzel... Bundan ala şey mi olur?

HER AÇIDAN ÖNCÜ BİR İŞ

M. A.: Benim açımdan bu eleştiriler biraz sabun köpüğü çünkü Öcüler her açıdan öncü bir iş. İlk kez gerçek başörtülüler oyuncu olarak kullanılıyor. Bu bile kendi başına cesaret isteyen ve geleceğe yönelik pek çok fırsatın doğmasına sebep olacak bir şey. Bu sebeple profesyonel olmayan olumsuz eleştirilere odaklanmak bana çok makul gelmiyor. Bu demek değil ki olumsuz eleştiriye kapalıyız ama en azından kişiselliğin ötesine geçebilmeyi başaran eleştiri gibi bir beklentimiz var.

Web dizisi olayı, örnekleri olsa da, bizim için oldukça yeni. Biraz riskli değil mi?

E. E. K.: Maddi anlamda bir risk almam mümkün değil zira sıfıra yakın bir bütçe ile tamamen gönüllü çabalarıyla çekiyoruz bölümleri. Hamdolsun aldığımız geribildirimler ulaşabildiğimizin ve nasib olursa buna devam edebileceğimizi hissettiriyor bana. Evet mükemmel bir iş yapmadık, teknik aksaklıklı, çoğu amatörlerden oluşan bir kadro ile bizi heyecanlandıran bir projenin peşine düştük. Ben samimiyetin, sahiciliğin birçok insan tarafından hissedilebilir bir şey olduğuna inanıyorum. Zaten bence bu sebepten görüntü yönetmeniz Ayşe Nur Gençalp gibi, yardımcı yönetmenimiz Belkıs Bayrak gibi, yapımcımız Hasan Ali Arıcan gibi birçok kıymetli insan da hiç ama hiç bir artı değer beklemeksizin benimle birlikte bu proje girdiler. Allah samimiyete sahip çıkar. Bekleyelim görelim...

Esma Özel : Bence web dizisi formatı bu iş için çok mantıklı bir karar. 2016'da insanların en kolay ulaşıma sahip olduğu ve en çok kullandığı medya aracı internet. Twitter, Facebook, Instagram ve youtube'un beraber kullanılması halinde işlerin duyurulması çok kolaylaşıyor. Youtube ve Vine üzerinden bireysel yayın yaparak çok kısa sürede ünlenen insanlar var. Ama Öcüler TV'nin farkı gerçekten bir sinema filmi gibi çekilmesi. İstisnai kalitede kanallar dışında Youtube'lar genellikle tek bir odada tek bir kamera açısıyla çekim yapıyorlar bu yüzden seri üretimle çok kısa sürede çizgilerini oluşturup devamlı bir izleyici kitlesi edinebiliyorlar. Öcüler TV'nin şu an ki problemi büyük bir prodüksiyon olduğu ve ekibimiz amatör olduğu için haftalık değil aylık bölümler çekmesi. Bu da insanların projeye olan hevesini yeterince besleyememesi demek. Ama ne yapalım, kaliteden taviz mi verelim?

Oyunculardan biri psikolog biri sosyolog. Profesyonel değiller. Buna rağmen baya da iyi bir performans sergiledikleri söylenebilir.

http://image.piri.net/resim/imagecrop/2016/03/19/10/21/resized_713f0-56174ff2_mg_7459copy.jpg

Beraber çalışmaya nasıl karar verdiniz?

E. E. K. : Öcüler'i tasarlamaya başladığımda karakterlerin başörtülü olacağı belliydi, çünkü bu ''o öcüler''in hikayesi. Bu karakterleri de gerçekten başörtülü olan oyuncular canlandırsın istedim ama doğrusu başörtülü oyuncu pek tanımıyordum. Sonra aklıma Melek geldi. Melek'le arkadaşlığımız on yılı geçiyor. Profesyonel olarak oyuncu değil fakat benim aradığım bir şey onda ziyadesiyle mevcut: sahici biri. Zaten Melek'e karar verdikten sonra biraz da onun daha rahat içine girebileceği bir hale getirdim karakteri. Aynı şey Esma için de geçerli. Onu tabi Melek'e kıyasla daha kısa bir süredir tanıyorum. Fakat uzaktan kesiyordum kendisini. Bir potansiyeli olduğunu biliyordum. Gene Aslı karakterini de onun daha rahat oynayabileceği bir hale getirdim. Mesela herkeslerin aklına takılan şu örgü örme meselesi var ya... Ben Esma'ya ne zaman baksam örgü örüyor. Dedim tamam! Aslı da olur olmadık uygunlu uygunsuz her yerden örgü örsün. Karakter için bir ''yangın çıkışı'' ama aynı zamanda profesyonel olmayan bir oyuncu için de kamera karşısında kendini doğal akışa bırakmakta yardımcı.

Kendimiz olmaktan vazgeçmeyeceğiz

Projeye bir 'web dizisi' olarak değil, 'başörtülü kızların çektiği bir web dizisi' olarak bakılması da aslında her şeyi değiştiriyor, etkiliyor. Eleştiriler de buna göre belirleniyor. Siz bundan rahatsız mısınız? Gülüp geçiyor musunuz veya bunu aşmak mümkün mü?

E.E. K. : İnsanlar ilk başta ''başörtülü kızların çektiği bir web dizisi'' diye algılasa da sonrasında daha başka görmeye başlayacaktır diye güçlü bir inanca sahibim. Bunu aşmak ancak başörtülü kadınları daha farklı alanlarda görünür kılmakla mümkün. Bilhassa medyadaki temsiliyetlerini çeşitlendirmek gerek bence. Çünkü maalesef temsiliyetinizi insanların size baktıklarında gördüklerini belirliyor. Hakikatiniz temsil edildiğiniz şekilden çok daha fazlasını barındırsa da...

M. A. : Toplum tanımlama ve etiketleme eğilimindedir çünkü kendini güvende hissetmek ister, varlığını sürdürmek ister. Tek tek insanlar ise farklılaşma eğilimindedir çünkü var olduğunu hissetmek ister. Allah bizi bu ikisinin dengesini kuracak şekilde yaratmıştır. Kendimiz olmak ve başkalarının hayatlarına ve değerlerine saygılı olmak. Toplumun bana biçtiği rolde kalmak zorunda değilim ama bunu yaparken başkaları yokmuş gibi de davranamam.

Örgü örmenin altında protest bir tavır var

Meyve yiyen, örgü ören kız… Bize sonuç olarak ne anlatmaya çalışıyor bu ikili?

E. Ö. : Meyve ve örgü sorusunun bu kadar sıklıkla dile getirilmesi bence çok ilginç. Örgü için konuşayım, ben kuzenimin düğününde de, toplu taşımada da, konferanslarda da örgü örüyorum, aynı şeyi yapan yaşıtım pek çok da kadın tanıyorum. Çok absürt bir şey değil yani. Biz çok idealist, okumaya, çalışmaya çok kıymet veren, domestik görevleri aşmaya çabalayan ve hatta onları biraz da küçük gören kadınların kızları olarak yetiştik. Belki de örgüye, nakışa rağbetimiz bundan. Benim oynadığım karakter de zaten modernist ailesine karşı protest bir tavır almış birisi. Bir de monoton, ritmik, elleri çalıştıran ve sonucunda somut bir meyve veren bir hobi olarak örgü zihni gerçekten dinlendiriyor.

M. A. : En temelde samimiyet ve sorgulamayı anlatmaya çalışıyorlarmış gibi geliyor bana.