'Ölü tiyatro yerine tempolu tiyatro şart'

Günümüzde seyircinin televizyondan kaynaklı hızlı bir dünyaya alışık olduğuna işaret eden İstanbul Şehir Tiyatroları'nın yeni sanat yönetmeni Ayşe Nil Şamlıoğlu, “Bu kadar süratli yaşanan değişim ve dönüşüm çağında hareketin, temponun ve görselliğin önde olduğu oyunlar üretmek gerekiyor” diyor

Hatice Saka
'Ölü tiyatro yerine tempolu tiyatro şart'

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sular bir türlü durulmuyor. Birbuçuk yıl önce büyük gürültüler ve tartışmalar eşliğinde Genel Sanat Yönetmenliği'ne getirilen Orhan Alkaya aniden görevden alındı. Alkaya, son dönemde Yedi Tepeli Aşk ve Kendi Gök Kubbemiz oyunlarına sansür uygulandığı iddialarıyla sıkıntılı günler yaşamıştı. Alkaya'nın yerine göreve getirilen sanatçı Ayşe Nil Şamlıoğlu, Ferhunde Hanımlar ve Yol Arkadaşım dizileriyle tanınıyor. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu Şamlıoğlu, 'Gayrı Resmi Hürrem' adlı oyunla 2000 yılında Afife Jale Ödülleri'nde en iyi yönetmen seçilmişti. Yönetmenlikle oyunculuğu bir arada yürüten Ayşe Nil Şamlıoğlu, Şehir Tiyatroları'nda yeni bir dönemi başlatmayı amaçlıyor.

Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği'ne getirilmeniz sizin için sürpriz oldu mu?

Hayır, sürpriz değildi. 'Ah Tanrım! Bana nasıl geldi bu teklif' diyeceğim bir durum olmadı. Şüphesiz aklımdan çok geçen bir şey de değildi. Daha önceleri bana idarecilik teklifi gelmişti ancak kabul etmiyordum.

Bir kurumun başına geçmenin ve resmi bir işi üstlenmenin sanatınızı etkileyeceğine dair bir kaygınız var mı?

Zaten yıllardır böyle düşündüğüm için idarecilik yapma tekliflerini reddettim. Tabii ki bir sanatçı kolay kolay bu koltuğa oturmak istemez.

Hedefte olmamak için mi?

Hayır, hedefte olmak önemli değil. Sanatçıyım sahneye çıktığım anda bütün bedenimle hedef tahtası gibiyim, buna alışığım, hazırım, hiç korkum yok. Ama sanatımı yapmaktan geri kalma korkusu çok büyük. Ben başkalarının rahat sanat icra etmeleri için çok çalışacağım ve kendim bir şey yapamayacağım diye çok korkuyorum. Nitekim de öyle olacak.

İdareciler hiç mi üretemezler?

Burada üretim var ama bu üretim diğerlerinin daha sağlıklı sanat yapmasını sağlayan bir üretim. Zamanı gelince hepimizin idarecilik görevini devralması gerekecek. O an geldiğinde kaçamazsınız. Artık sıra benim, bu görevi yapmak zorundayım dersiniz ve yaparsınız. Aslında sanatçı yanınız sahnede olup oynamak ister. Diğer yanınız der ki benim sağlıklı perde açmak için idareci de olmam gerekiyor, yönetmen yanınız ben yönetmenlik yapmak istiyorum der. Netice itibariyle evet yeterince üretemeyeceğim, sanatçı arkadaşlarımın üretmesi için çok çalışacağım. Bu fedakârlığı da zamanı gelince yapmak lazım.

Ayşe Nil Şamlıoğlu ile nasıl bir dönem başlıyor?

Varolan bir takım projeler mevcut. 25 yıldır süregelen çocuk festivali, gençlik günleri devam edecek. Genç günler etkinlikleri sadece on güne sıkışan bir yapı olarak değil, daha geniş zamana yayılan, bir sezon boyunca gençlerin desteklendiği bir çalışma olacak. Çünkü yerlerimizi genç kadrolara devredeceğiz.

Tiyatro Araştırma Laboratuvarı'nın (TAL) kapanması büyük tepkilere yol açmıştı. Siz bu konuda bir şey yapacak mısınız?

TAL'ın kapatıldığını duyduğum zaman oyuncu olarak çok üzülmüştüm. Madem böyle bir görev bana veriliyor. İlk yapacağım hareket onu tekrar açmak dedim. Orhan Alkaya'nın da böyle bir planı varmış. Bunun duyduğum da çok sevindim.

ESKİ BİNAYI YIKIP GÖKDELEN DİKMEYE MERAKLIYIZ

Geleneksel tiyatro konusunda çalışmalarımız olacak mı, bu alan biraz ihmal edildi sanırım.

Bizde şöyle bir mantık var. Eski binaya yıkayım yerine gökdelen dikeyim. Eski bina dursun gökdeleni de az öteye dikelim diyebilsek her şey güzel olacak. Batılı anlamda tiyatro geldi, geleneksel tiyatroyu yok sayalım. Böyle bir şey olmamalı. Şehir Tiyatroları, 1914'ten beri var olan bir kuruluş, bu nedenle Şehir Tiyatroları'nın geleneksel olanı koruması önemlidir. Şimdi ona sahip çıkma zamanı. Çünkü batıda kukla ve gölge tiyatrosu çok yetkindir, hatta apayrı bir kuruluştur. Ayrı bir genel müdürlük, ayrı bir sanat yönetmenliği halinde faaliyet görür. Benzeri yapıya gidip kukla ve kukla oyuncuları eşliğinde Shakespeare fırtınasının nasıl oynandığını bizim seyircimiz de görmeyi hak ediyor.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti için ne gibi çalışmalar yapacaksınız?

Şu anda 2010'a bütün enerjimizle hazırlanıyoruz. Ben geleli iki hafta oldu ve hemen 2010 çalışmalarına başladık. İstanbul'u anlatan çok iyi oyunlar hazırlamayı düşünüyoruz.

Yönetmenliğini yaptığınız çok başarılı uyarlamalar oldu. Şehir Tiyatroları'nda da uyarlama oyunlara ağırlık verilecek mi?

Yönetmenlerin özgür seçimleri var. Sanatta özgürlük ve özerklik ilkesi önde gelir. Bir metne yaklaşımda nasıl bir yol seçecekleri onların işidir. Ben de yönetmen olarak işime kimseyi karıştırtmam onlar da istemeyeceklerdir. Olması gereken de budur. Bize göre bu durum da sona erdi. Dünyaya göre demek daha doğru olur. 21. yüzyıl standardını yakalamamız gerekiyor.

Sizin yönetmen olarak seçiminiz ne olurdu?

Ben evrensel metni seçerim, Batılıyım diye bağıran metinleri sevmiyorum. Bu yönetmen Ayşe Nil'in yaklaşımı, başka bir yönetmen farklı bir dille yaklaşacaktır. Zaten sanat bütün bu farklı dillerin sunacağı yelpazede hareket etmek durumdadır. Kaldı ki biz bir repertuvar tiyatrosuyuz.

TİYATROYA DİNAMİZM GEREK

Tiyatroyu sevdirmek adına neler yapılabilir, nasıl bir tiyatro hayal ediyorsunuz?

Ölü tiyatro dediğimiz bir kavram var. Ben bunu bir kanepe, bir koltuk rejisi olarak tanımlıyorum. Hareketten uzak, daha çok diyalogun önde durduğu tiyatro biçimi, çağımızda ölü tiyatro olarak isimlendiriliyor. Bu kadar süratli değişim ve dönüşüm çağında yaşarken hareketin, temponun ve görselliğin önde olduğu oyunlar üretmek gerekiyor. Çünkü seyirci televizyon dünyasına alışık ve çabuk sıkılıyor.

Uzun yıllar Ankara seyircisiyle birlikteydiniz. Ankara seyircisinin farklı olduğunu söylerler doğru mu?

Farklı tabi ki.

Ankara seyircisi daha ağır sanırım.

Kesinlikle öyle.

İstanbul'daki seyirciye alışmanız zor olacak mı?

Şaka bir yana ne şehir, ne devlet, ne özel tiyatro olur, sadece tiyatro vardır. Ne Anadolu, ne Ankara, ne İstanbul seyircisi olur, seyirci vardır. Küçük sahnede küçük oyun mantığını da karşıyım.

Sinema filmi yönetmeyi düşündünüz mü?

Hangi yönetmen bunu hayal etmez. Sinemanın olanakları o kadar fazla ki. Açıkça söylüyorum sinema yönetmenlerini kıskanıyorum. Ne kadar özgürce çalışıyorlar. Çünkü benim sahnede yönetmen olarak kameranın olanaklarıyla hareket etme şansım yok. Sinema alabildiğince özgür alan açıyor size.

O zaman film projeleri ötelenecek mi?

Tabi ki her şey ötelenmek durumunda, öncelik hep tiyatroda olacak. Hatta özel yaşam, her şey ötelenir yeter ki tiyatro sağlıklı bir biçimde perdesini açsın.

Yol Arkadaşım dizisine devam edebilecek misiniz?

Diziyi bitiriyoruz. Bundan sonra diziler olacak mı derseniz buradaki işimi aksatmadığı ve yalnızca haftada bir günümü aldığı sürece yaparım. Çünkü ben profesyonel oyuncuyum. Televizyonun lezzeti farklı bunu da solumak isterim. Dediğim gibi öncelik tiyatro olacak.

Şehirler kraliçesi İstanbul

İstanbul'da doğup büyüyen biri olarak bu kenti nasıl tanımlarsınız? Kraliçe, şahane bir kadın. Osmanlı'da da İstanbul'a şehirler kraliçesi derlermiş. Sizin çocukluğunuzun İstanbul'u nasıldı? Çocukluğumun İstanbul'unda uzak düşülen alanlar arttı. Mesela şu andaki Ortaköy'den hoşlanmıyorum. Ortaköy'ün bina yığınına dönüşmemiş halini özlüyorum. Böyle bir yapılaşma yoktu. Denizi görebiliyordunuz. Tango orkestraları çalardı. Annem ve babam dans ederdi. Tabi ki çağın gereği doğrultusunda bir şeyler olacak. Bu tarz alanları korumamız söz konusu değil. Ama kent profilinin değişkenliği belleksizliği yaratır. İstanbul'un tarihi dokusunu ölmesi sinema için de büyük kayıp. 1880'lerdeki film yapmak isteyin bu filmi Berlin, Londra, Paris'te çekersiniz. Aynı filmi İstanbul'da çekemezsiniz. İstiklal caddesinde bir çekim yapmaya kalktığınızda 1960'ı bile çekemezsiniz. Tabela kirliliği alıp başını gitmiş, zemin değişiyor, cephe değişiyor. Kendi geçmişimizi parçalıyoruz. Bu beni çok üzüyor. Ankara'da yaşadığınız yıllarda İstanbul'da en çok neyi özlediniz? En çok denizle olan görsel temasımı özledim. Bir de İstanbul'dan ayrıldığım ilk yıllarda iki kent arasında kültürel anlamda büyük bir farklılık yoktu. İstanbul kozmopolit bir yapıya ulaşıp, sanat etkinliklerinin çok daha yüksek seviyede olduğu bir yer değildi. Tiyatro sanatı dediğimiz zaman Ankara ağırlıklıydı. Fakat son yıllarda İstanbul epey öne geçti. Sanatsal anlamda da dünyayı takip etmek adına İstanbul'u özler hale geliyorsunuz.