Önce camide namaz sonra Western zamanı

Bir reklam profesyoneli olan Ebubekir Kalkan Pazarlara sabah namazını camide kılarak başlamanın yapabilmeyi arzu ettiği bir Pazar rutini olduğunu söylerken, diğer rutinini ise şöyle ilan ediyor: 'Pazarları Western günüdür.'

Halil İbrahim İzgi
Önce camide namaz sonra Western zamanı

Ebubekir Kalkan bir reklam profesyoneli. Bankacılık eğitiminin ardından yazıyı rakamlardan daha çok sevdiğine karar vererek reklam dünyasına adım atıyor. Eldeki tüm veriler onun sayılardan çok harflerle ilgili olduğunu gösterince işi bir adım daha ileri taşıyor ve dünyanın ünlü reklam okullarından birinde eğitim almak üzere ABD'ye gidiyor. Dönüşünde kendini bir daha çıkmamak üzere reklam sektöründe buluyor.

Ebubekir Kalkan, pazarları kalkabildiği kadar erken kalkmaya çalışıyor ve 'Erken kalkmanın avantajı saat 10'a kadar tüm şehrin size ait olmasıdır' diyor. Pazarlara sabah namazını camide kılarak başlamak yapabilmeyi arzu ettiği bir Pazar rutini. Pazar gününü bir insan olarak tarif etmesini istediğimizde ise ortaya ilginç bir profil çıkıyor: '7 kişilik bir okul sırasının en arkasındaki en uzun boylu çocuk olurdu. Pek sosyal olmayan, popüler olmayan, Cumartesi gibi şımarık, Cuma gibi kendini beğenmiş olmayan, tanıdıkça seveceğiniz birisi.'

Pazar günü Ebubekir için aile günü: 'Ailemle kahvaltı, ailemle evde ya da dışarıda geçirilen bir gün. Hatta geniş aile olarak, abim, ablam ve onların aileleri ile birlikte bir ikindi çayı annemin evine de uğradığımız harika bir Pazar günüdür benim için. Evimde olduğumuz Pazar günlerinde öğle ile ikindi arası yarım saatlik bir uyku da iyidir. '

'Pazarları western günüdür' diyor Ebubekir: 'Kahvaltı ederken, bir şeyler okurken izlemesek bile Pazar sabahlarının değişmez fonudur TRT westernleri. O hafif yankılı dublaj sadece TRT westernlerinde vardır, sanki bütün karakterler boş bir odada konuşuyormuş hissi verir. O saatlerde daha iyi bir şey olmadığından mıdır bilmem, bu kalsın denilir, ama hiç de tam olarak ve ilgiyle izlenilmez TRT Pazar sabahı westernleri.'

Pazar gününü kitap okumakla geçirmek içinse net bir kitap tercihi var: Catcher in the Rye… Geçen yüzyılın sonunda üniversite öğrencisiyken bir kitapçıda keşfettiği bu kitap Ebubekir'in neredeyse hayatının kitabı olmuş. Farklı tercümeleri olan bu kitap Gönülçelen versiyonu ile değil de Çavdar Tarlasında Çocuklar çevirisi ile okunmalı diye de ekliyor.

Ebubekir'in pazarlar için favori mekanı Erenköy tren istasyonu. Hiç kimsenin takılmak isteyeceği bir mekan olmadığını ve bazı özellikleriyle içerisinde zaman durmuş gibi olduğunu belirterek şöyle söylüyor: 'Orada bir Pazar günü Fener'in maçına gitmek için, Kadıköy'de arkadaşlarla buluşmak için, Kartal'a okula gitmek için beklemişliğim, çocukluğumda arkadaşlarımla takılmışlığım çoktur. Öyle ki burası beni Teoman'ın bir şarkısında 'İstasyon insanları burdalar tesadüfen' derken 'benden bahsediyor' gibi hissettirir.'

qLiseyi yatılı olarak okuyan Ebubekir, yatılı okula gitmek için Pazar öğleden sonra saatlerinde mahalledeki arkadaşların yanından ayrılıp okula gitmeyi berbat bir duygu olarak tanımlıyor ve ekliyor: 'Ama okula gittikten sonra bu duygu değişirdi ilginç bir şekilde. Sanıyorum 17-18 yaşlarındayken yağmurlu ve serin bir Pazar sabahı erken saatte bir dostumla Erenköy tren istasyonundaki Küçük Ev adlı kafede birkaç saat sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Ortamın ve saatin eşsizliğinden mi bilmiyorum, sanki bambaşka bir ülkede ve bambaşka bir zamanda gibiydi, Smoke filminden (Paul Auster'ın yönettiği) bir hikâye gibi bir sabahtı. Zaman zaman hala anarız. Ayrıca her geçen yıl Pazarları daha çok seviyorum.'