'Örtülemeyen Sorun Başörtüsü'

Son on yıldır sistematik olarak üniversitelerde, devlet dairelerinde ve bazı özel kurumlarda uygulanan başörtüsü yasağı üzerine akademik bir çalışma olan 'Örtülemeyen Sorun Başörtüsü' isimli bir kitap yayınlandı.

Aynur Yılmaz
'Örtülemeyen Sorun Başörtüsü'

Akademik bir çalışma olan 'Örtülemeyen Sorun Başörtüsü' kitabı AKDER Yayınlarından çıktı. Dr. Ayşe Başıbüyük, Av. Fatma Benli, Prof.Dr. Salim Öğüt, Yrd.Doç.Dr. Alev Erkilet, Doç.Dr. Ferhat Kentel ve Doç. Dr. Bekir Berat Özipek gibi isimlerin başörtüsü sorununu dini, hukuki ve sosyolojik boyutunu ele aldıkları kitapta, 28 Şubat askeri darbesinden başlayarak başörtüsü sorunun 10 yıllık kronikleşmiş süreci anlatılıyor. Kitapta makaleleri bulunan Av. Fatma Benli ve Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, kitap hakkında Yeni Şafak İnternet'e konuştu.

BAŞÖRTÜLÜ KADINLARA YÖNELİK AYRIMCILIK SORUNU

Kitapta 'Hukuki Ve Siyasal Boyutlarıyla Türkiye'de Başörtülü Kadınlara Yönelik Ayrımcılık Sorunu' konulu bir makalesi bulunan Av. Fatma Benli makalesinde ne anlatmak istediğine şöyle değindi:

"Benim başörtüsü yasağını hukuki anlamda değerlendiren makalemin ana iddiasını, zaman ve kişiye göre değişkenlik gösteren yorumlarla bir hakkın kullanımının "başın açık olması" şartına bağlanamayacağı oluşturuyor. Bunun için önce, başını örten kadınların hangi haklarını kullanırken sorun yaşadıklarının tespiti yapılıyor. Başını örten kadınlara ve bazen eşlerine karşın gerçekleştirilen, sadece yükseköğretim kurumlarında değil ve oteller ve restaurantlara kadar tüm yaşantısına yansıyan somut örnekler ortaya konuyor. Bu suretle yasağın hukuktan "zihniyetinden" kaynaklanan yapısı ortaya koyuyor. Akabinde başını örten kadınlara karşı gerçekleştirilen farklı uygulamaların ulusal ve uluslararası insan hakları hukukuna aykırılık teşkil eden ayrımcı yönü açıklanıyor. Yasak Türk hukuk mevzuatı, AİHM ve BM belgeleri ve İnsan Hakları komitesi kararlarıyla değerlendiriliyor. Yasak gerekçesi olarak ileri sürülen laiklik, siyasi simge ve kamusal alan gibi kavramlarının uygulamayı meşru hale getirip getirmediği açıklanıyor. Makaledeki temel bir hakkın kısıtlanmasına gerekçe gösterilen yorumların bireylerin de ötesine hukuk devleti ilkesine zarar verdiği tespiti yapılıyor. Yasağın sadece değişik haklarından yoksun bırakılan kadınlara değil, kaybettirdiği zaman ve enerji itibarıyla tüm Türkiye'ye zarar verdiği ortaya konuyor."

BAŞÖRTÜLÜ KADINLARA TAVSİYELER

Başörtülü kadınlara uygulanan bu ayrımcılığın son bulması için başörtülü kadınların neler yapması gerektiğine değinen Benli, "Öncelikle yapılması gereken kişilere başlarının örtülü olması nedeniyle yapılan farklı muamelenin bir ayrımcılık olduğunun bilincinde olmaları, kim tarafından gerçekleştirirse gerçekleştirilsin kimler tarafından meşru görülürse görülsün herhangi bir hak ihlalinin meşru gören anlayıştan vazgeçilmesi" diye konuştu. Konuşmasında tarihten de örnekler veren Benli şunları söyledi:

"Sonuçta Galile'de dünya dönüyor dediğinde kimse ona inanmıştı, ancak bu durum dünyanın döndüğü gerçeğini değiştirmedi.Bugün Sokrat'ı idama mahkum eden 501 yargıçtan kimse bilinmiyor ancak "beni gençleri düşüncelerini zehirlemekle suçlayanların hakkında ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama o derece etkili konuştular ki ben bile inandım" diyen Sokrat'ı ve ölümüyle son verilemeyen görüşlerini herkes biliyor. Sonuçta kişinin başının açık ya da örtülü olması herhangi bir hakkının kısıtlanmasının gerekçesi olmaz. Devlet laik niteliğini korumak istiyorsa her konumdaki vatandaşına da eşit mesafede durmak zorundadır. Bu nedenle kişilerin fiili uygulama ne olursa olsun haklarını kullanmayı talep etmekten vazgeçmemeleri gerekiyor. Eğitim, çalışma, siyasi yaşama katılımın engellenmesi ya da kötü muamele, sözlü taciz, bir yerden geri çevirme, eşit ücret vermeme gibi ayrımcı karakter taşıyan her durumun yazılı olarak tespit ettirilmesi ve ilgili kurumlara müracaat edilerek kayda düşülmesi, keyfi davranan ilgiller hakkında suç duyurusunda bulunması, bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşlarından yardım alınması ve onlara destekte bulunulması gerekiyor"

UMUDU KESMEK KENDİMİZDEN UMUDU KESMEK DEMEK

Başörtüsü sorununun çözümünden umutlu olduğunu dile getiren Benli, "Elbette, bundan umudu kesmek kendimizden umudu kesmek anlamına gelir" dedi. İnsan haklarının birilerinin bahsettiği gibi elinden alınabilecek haklar olmadığını dile getiren Benli, "Ayrımcılığa uğramama ilkesi kaynağını insan olma onurundan alır. Nasıl yaşam hakkını kullandığımız için işkence görmeme hakkından feragat etmiyorsak, başımızı örttüğümüz için diğer haklarımızdan vazgeçmiş sayılamayız. Nasıl kimse bana saçlarını neden sarıya boyattığı ya da kısa kestirdiği konusunda hesap verme zorunda değilse, bizim kimseye neden başımızı örttüğümüzün hesabını verme mecburiyetimiz yok" diye konuştu.

KENDİMİZ İÇİN MÜCADELE ETTİĞİMİZ MÜDDETÇE ÜMİT VAR DEMEKTİR

Benli konuşmasında her türlü ayrımcılığın kalkması için mücadelenin gerekli olduğunun altını çizerek, "Ancak bunu başkalarının ne yapıp yapmadığına bakmadan kendimiz için yapmalıyız. Kendimiz için mücadele ettiğimiz müddetçe umut da devam eder. Bizim için mücadele etmeyi başkalarına bıraktığımız, başkalarını eleştirerek kendi sorumluluğumuzdan göz ardı ettiğimizde de sorunun çözümü uzar" dedi.

BU KADINLARI YOK FARZETMEK SORUNU ÇÖZMÜYOR

Benli, "Sonuçta Türkiye'de ezan 16 sene Türkçe okundu. Ama kalktı, neden çünkü yanlıştı. Bu gün insanların kapıda durdurulup, çifte kişilik sahibi insanlarmışçasına bir yerde örtülü olup diğer yerde açmasının istenmesi, bir kadının daha başını örtüp örtmeyeceğine kendisi karar veremeyen müdahale edilebilir bir konuma düşürülmesi de yanlış. Bir yanlışın ilanihaye devam etmesine imkan yok" dedi. Türkiye'deki kadınların %62'sinin başörtülü olduğunu hatırlatan Benli, "Bunların hepsi babaanne olup evinde ya da köyünde yaşayan kadınlar değil. Bu kadınları "yok" farz etmek sorunu çözmüyor. On senedir başörtüsünün Türkiye'nin gündeminden hiç düşmemesi bu durumun en açık kanıtı. Bu kadınları hem değişik haklarından mahrum edip hem de bu konunun hiç konuşulmamasını sağlayamazsınız. Çünkü hayatın olağan akışına aykırı bir yasak söz konusu" diye konuştu.

SORUN BAŞÖRTÜLÜ KADINLARIN VARLIĞINDAN KAYNAKLANMIYOR

Türkiye'deki sorunun, başını örten ya da örtmeyen kadınların varlığından kaynaklanmadığını savunan Benli, "Sorun bu kadınlara başlarını örttüğünde farklı muamele gerçekleştirilmesinden ve birilerinin bu yasağı sürekli devam ettirmek istemesinden kaynaklanıyor. Ancak başını örten milyonlarca kadının hepsi birdenbire ölmeyeceğine ya da artık "madem yasak var artık evimizden çıkmayacağız, üniversiteye gitmeyeceğiz, kamuda çalışmayacağız, doktor, avukat olmayacağız, sadece sekreter hizmetçi olacağız, çocuklarımızı üniversiteye gönderemeyeceğiz ki mezuniyet törenlerinde sorun yaşamayalım, erkek çocuklarımız olmasın ki yemin törenlerinde bizi dışarıda bırakmasınlar, evlenmeyelim ki gün gelir eşimiz milletvekili kaymakam ve hatta cumhurbaşkanı olur" demeyeceklerine ve yaşamaya devam edeceklerine göre sorunun kalkması için bu ayrımcılığın kalkması gerekiyor. Yaşamaktan umudu kesmediğimiz daha doğrusu başka çaremiz olmadığı için, bu anlamsız ve gerçekte kendini diğerlerinden daha üstün gören, kendi kullandığı hakları başkalarının da kullanması için kendisine benzemeleri gerektiğini inancıyla biçimlenen bir zihni yapıdan kaynaklanan ayrımcılığın da kalkacağına ilişkin umudum da devam ediyor" diye konuştu.

BAŞÖRTÜSÜ SADECE HUKUKİ BİR SORUN DEĞİL

Kitapta "İnsan Hakları ve İhlaller Ekseninde Bir Örnek: Türkiye'de Basaşörtüsü Yasağı Sorunu" isimli bir makalesi bulunan Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, yaşanan başörtüsü sorunu hakkında şunları söyledi:

"Başörtüsü sadece hukuki bir sorun değil. Eğer öyle olsaydı, yürürlükteki hukuk bakımından bile aslında varolmayan bir yasağı kaldırmaya çalışıyor olmazdık. Başörtülü kadınlara yönelik resmi ayrımcılık, esas olarak Türkiye'deki güç ilişkilerinin ürünü olarak ortaya çıkıyor. Bu yasağın ülkede evrensel anlamıyla hukukun kabul görmemesiyle, egemen laiklik anlayışının hukuka aykırı niteliğiyle ilgisi var; ama yasağı anlamak için esas olarak ülkedeki güçler dengesine bakmak gerek. Bu anlamda Türkiye'de bürokrasiye demokrasi arasındaki gerilim, asker sivil ilişkileri, seçkinlerle kitle arasındaki ekonomik ve siyasi güç mücadelesi anlaşılmadıkça, başörtüsü yasağı da anlaşılamaz. Ergenekon anlaşılmadan bu yasak anlaşılamaz.

Dolayısıyla, evet, bu fiili yasak kaldırılabilir. Birincisi, bunun yolunun sadece hukuki düzelemeden geçmediğini bilelim. Bunun ülkedeki derin güçlerle mücadeleden, Kürt Sorununun çözümüne veya azınlık haklarının iadesine kadar çok boyutu var. İkincisi, buna rağmen hukuki düzenlemenin de önemli olduğunu görelim ve başörtüsü yasaklarını mutlaka genel bir özgürlük paketi içinde kaldıralım.

Ama tabii bunun için öncelikle siyasi iktidarın içine sokulmak istendiği ruh haline teslim olmaması, "galiba biz bunu yapamayız" psikolojisine girmemesi gerek. Girerse hem kendisi kaybeder hem de toplum."