Parmak uçlarıyla dünyayı tanıyan çocuk

Henüz bebekken geçirdiği yüksek ateşli bir hastalık sonucunda görme, işitme ve konuşma yeteneklerini kaybeden küçük kız, büyünce hazırladığı kitaplarla engellilerin dili, gözü, kulağı oluyor ve bilemediğimiz dünyalarına ilk pencereyi de açıyor. Onun hayatı pek çoğumuzun yaşadığından çok daha zor, tıpkı diğer engelliler gibi... Ama yaşadıkları ve yaptıkları şeyler insan beyninin ne büyük mucizeler yarattığına örnek. İyi okumalar...

Şükran Çifci
Parmak uçlarıyla dünyayı tanıyan çocuk

O, 19 aylıkken geçirdiği yüksek ateşli bir hastalık sonucunda görme, işitme ve konuşma yeteneklerini kaybetti. Sadece ve sadece karanlıktan ibaret olan bu hayat, onun dış dünyayla bağlantısını kopardı. Bir buçuk yaşını henüz doldurmuşken böyle bir güçlükle karşılaşan küçük kızın konuşmayı öğrenmesi elbette çok zordu. Kendini ifade edebildiği tek şey bir takım garip hırıltılardı. Tüm bunlar onun ani öfke nöbetlerine girmesine neden oluyor, aşırı sinirlenen küçük kız, etraftaki tabakları kırıp döküyor, odada kendisiyle birlikte olanlara saldırmaya başlıyordu. Birkaç doktor hastalığının zihinsel olduğunu, tedavisinin pek mümkün olamayacağını ve hatta ömür boyu bir akıl hastanesinde yatması gerektiğini söyledi; ama aile kızlarının zihinsel olarak hasta olduğunu hiçbir zaman kabul etmedi.

Küçük kız, beş yaşından sonra kendisinin diğer insanlardan farklı olduğunu anlamaya başladı. Düşünebildiği, hissedebildiği halde görememek, duyamamak ve konuşamamak onu çileden çıkarıyor, kendisine dayanılmaz acılar veriyordu. Bu anlarda sağı solu tekmeliyor, çığlık atıyor, kendisine yaklaşanları ısırıyordu. 7 yaşına kadar günler çekilmez sıkıntılarla geçti. Sonunda küçük kızın ailesi ona özel öğretmenlik yapması için bir eğitmen tutmaya karar verdi ve Anne Sullivan isimli bir öğretmen buldular. Anne Sullivan, anne ve babasını kaybetmiş ve kimsesizler yurdunda büyümüştü. O da görme engelli, beş yaşında görme yetisini büyük ölçüde yitirmişti; ancak daha sonra geçirdiği iki operasyon sonucu bir kitabı okuyabilecek kadar görmeye başladı.

Anne Sullivan, küçük kızla iletişim kurabilmek için ona parmaklarla yazmayı öğreterek başladı işe. Onun için bir oyuncak getirmişti yanında. Bu hediye oyuncağı işaret etmek için oyuncak anlamına gelen "doll" sözcüğünü kızın avucuna parmaklarıyla yazdı. Küçük kız, avuçlarının içinde öğretmeninin parmaklarını hissedebiliyor, parmaklarıyla yazdıklarını tekrar edebiliyor; ama yazdıklarının ne anlama geldiğini bir türlü anlayamıyordu.

Bir gün kızın elini akan musluğun altına tuttuğu bir anda öğretmeni Anne Sullivan da diğer eline "su" sözcüğünün harflerini yazdı. İşte o anda küçük kızın kalbi yerinden fırlarcasına çarpmaya başladı. Öğretmenin vermeye çalıştığı mesajı şimdi almıştı. Yaşamının ilk 18 ayında zihninde yer etmiş olan tek sözcüktü 'su'. Bu tek sözcükten yola çıkarak dokunduğu nesnelerle harfler arasında bir bağlantı olduğunu, her nesnenin sözcüklerle ifade edildiğini anladı. O gün akşam karanlığına dek 30 sözcük öğrenmişti küçük kız. İşte bu andan sonra müthiş bir gelişme başladı. Hocasından eline geçirdiği her şeyi kendisine hecelemesini istiyordu. Artık sözcükleri ve yazılımlarını büyük bir hız ve hevesle öğrenebiliyordu.

Dersler çok sıkı devam etti ve küçük kız 1888'de Körler Enstitüsü'ne başvurdu. 1890'da konuşmayı öğrendi ve 1894 yılında New York'taki körler okuluna gitti. Redcliffe Koleji'ne başladığında Almanca ve Latince biliyordu. Daha sonra Fransızca ve Rusça öğrendi. Artık spor yapabiliyor, ata binebiliyor ve kağıt oyunlarını da başarıyla oynuyordu.

Pedagoji eğitimi aldı ve 1904 yılında 24 yaşına geldiğinde o artık üniversiteden mezun ilk sağır ve kör kişiydi. Mücadelesini kendi hayat hikayesinde anlattı. Bundan sonraki hayatında da yazmayı hiç bırakmadı, pek çok kitabı ve makalesi oldu. Öğretmeni Anne Sullivan'ın yardımıyla sayısız konferanslar verdiler.

Onun hayatı ışık ve sesten mahrumdu; ama diğer algıları öyle güçlüydü ki karşısındaki insanın kişiliğini bile tartabilirdi. Kendisine gece ve gündüzü nasıl ayırt ettiği sorulduğunda şöyle cevap vermişti: 'Gündüz hava ve kokular daha hafiftir.' Mark Twain 19. yy.'ın iki büyük kişisinden biri olarak tanımladığı kız, hayatı parmak uçlarıyla tanımıştı; ama hayat hakkında bizden çok daha fazla şey bildiği kesindi. Çünkü o görme engelli olmayanların da çoğu zaman “görmeden” yaşadıklarını biliyordu. Bir gün ormanda, parklarda gezintiye çıkan bir arkadaşına heyecanla sormuştu:

“Haydi, anlat, neler gördün ormanda?”

Arkadaşı onun bu heyecanını anlamaktan uzak “Hiçbir şey” dedi: “Herkesin bildiği sıradan şeyleri gördüm. “

O aldığı yanıt karşısında büyük bir düş kırıklığı yaşamış ve arkadaşı adına çok üzülmüştü.

“Ben New York'un müzelerinde dolaşırken dokunduğum eşyaları keşfetmekten inanılmaz bir heyecan duyuyor, sözcüklerle anlatılmayacak kadar büyük bir mutluluk yaşıyordum. Sen nasıl oluyor da görme engelli olmamana karşın çevrendeki güzelliklerin farkına varmıyorsun?"

O, yaşamı parmak uçlarında hissederek yaşarken, fiziksel engelleri olmamasına karşın “görmeden, duymadan” yaşayanlara şöyle sesleniyordu:

“Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi düşünün. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi düşünün. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın tüm saniyelerini nasıl özlemle yaşadığınızı göreceksiniz."

19.yüzyılın en etkin yazar ve eğitmeni Helen Keller(1880-1968), kör ve sağırdı

Bebeklik çağından itibaren kör, sağır ve dilsiz olması, onu pek çok meslektaşından ayıran önemli özelliğidir. Özrüne rağmen başardıkları, onu efsanevi bir kişilik haline getirmiştir. Beş lisan bilen, bisiklet, kano ve yelkenli ile gezintiye çıkan, yüzen, satranç oynayan Helen Keller, yazdığı makaleler ve bir dizi kitapla kendisini özürlülere yardımcı olmaya adamıştır. Başta Amerikan Görme Engelliler Vakfı olmak üzere çok sayıda organizasyonda görev almış ve görevleri nedeniyle dünyanın pek çok yerine seyahat etmiştir. 1953 yıllında Helen Keller'in hayatı hakkında bir belgesel film yapıldı. "The Unconquered" adıyla çekilen film, daha sonra "Helen Keller in Her Story" adını aldı ve 1955 yılında "En İyi Uzun Metrajlı Film" dalında Oscar ödülü kazandı. 1964'te ulusun en büyük sivil madalyası olan Özgürlük Madalyası'nı Başkan Johnson'dan aldı. 1 Haziran 1968'de uykusunda iken hayatını kaybetti. Öğretmeni Anne Sullivan'ın yanına gömüldü.