Bundan 15 yıl önce, Antalya Havaalanı'nda Başbakan Tansu Çiller'in tensipleri ve koruma müdürünün talimatıyla sıkı bir polis dayağı yemiş bir gazeteci olsam da, son tahlilde “polis bizim polisimiz” elbette. “Polissiz bir ülke” karabasanını tasavvur edip, bir de Emniyet teşkilatının sayısız fedakârane hallerini hatıra getirince “şahsî hesabı” unutmak zor değil zaten. İşte, bu güzide kurumumuz geçtiğimiz Cuma günü 164'üncü kuruluş yıldönümünü kutladı; Polis Haftası da halen sürmekte.
ZAPTİYE'DEN EGM'YE
Osmanlı mirası bir kurum, polis teşkilatı. İmparatorluk günlerinde; Serasker'lerin Sipahiler'i, sonraları ise Yeniçeriler ve Subaşılar'la yürütülen asayiş hizmetlerinin; bilahare yaşanan yetki karmaşası sonucunda, bağımsız bir kolluk gücünün oluşturulmak istenmesiyle ortaya çıkan bir teşkilat, Emniyet. II. Mahmut döneminde Zaptiye Nezareti'nin kurulmasını müteakiben 10 Nisan 1845'te Tophane-i Amire Müşiri Mehmed Ali Paşa'nın başına getirildiği ve adına “polis” denilen kolluk (zabıta) kuvvetinin oluşturulmasıyla bugünkü Emniyet'in temelleri atılmış oldu. Böylece, Osmanlı'da asırlardan beri “asker”in uhdesinde olan yurtiçi emniyeti sağlama görevi, bağımsız bir kuruluşa geçmiş oluyordu. Ancak “ehl-i seyf”, yetkisinin elinden alınmasına sadece bir yıl tahammül edecek ve 1846'da askeriye içerisinden jandarma teşkilatı çıkartılarak “zaptiye” adı altında yeni bir kolluk kuvveti kurulacaktı. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından Ankara'da tesis edilen “Emniyet-i Umumiye” ise süreç içerisinde Emniyet Genel Müdürlüğü'ne evrilerek bugünlere geldi.
En streslileri TEM'ciler
Yönetim ve organizasyon uzmanı komiser Alptekin Aslantaş'ın “polis stresi” isimli bir araştırması bulunuyor. 235 polis üzerinde gerçekleşen inceleme ilginç verileri ortaya koyuyor. Polisin yüzde 40'ı “başka iş bulamadığı için”, yüzde 25'i “itibarlı bulduğu için”, yüzde 12'si de “ailesinin zoruyla” bu mesleği seçtiğini beyan ediyor. Stres kaynakları listesinde ilk sıralarda şunlar yer alıyor: ”Ücret yetersiz, iş yükü fazla, tatil süreleri kısa, yetki ve sorumluluk dağılımında dengesizlik var, birden fazla amir bulunuyor, ailemle ilgilenemiyorum, aşırı disiplin var, meslekte yükselme imkânı düşük, basının polis hakkındaki yayınları olumsuz, işyeri sorunları eve yansıyor.” Birimlerin strese etkisinin de ölçüldüğü araştırmada en fazla stres yükü Terörle Mücadele'de bulunuyor. Bu birimi Kaçakçılık, Çevik Kuvvet, Trafik, Asayiş ve Karakol takip ediyor.
“Komünist güvercin”
Soğuk Savaş yıllarında polise büyük görev düşüyordu. Türkiye'de kitle oluşturmaya çalışan Komünist Rusya'nın propaganda gayretleri, Anadolu'daki ajanlarıyla irtibat kurma çalışmaları Emniyet'i epeyce uğraştırmıştı. Sovyetler Birliği'ndeki “komünizm ihracıyla” görevli kişiler, 1930'lu yıllarda gerek Rusya'dan gerekse uydu devletlerden, içinde talimat bulunan şişeleri kıyılarımıza yollamak, kara sınırından ya da yaklaşan gemilerden ayağında mesaj taşıyan eğitimli güvercinler göndermek gibi ilginç yöntemleri deniyorlardı. “Güvercinlerin istihbarî çalışması” zamanla öyle yaygınlık kazanmıştı ki, Emniyet bünyesinde sadece bu işle ilgilenen birimler oluşturulmuştu. Bunlar, kuşları yakalama çalışmalarının yanısıra denizden çıkmış, içinde ajan talimatı bulunan şişeleri kovalamakla da meşguldüler. Dahiliye Vekaleti'nin 1 Nisan 1935 tarihli bir genelgesinde “fesat komitelerinin güvercin muhaberesiyle vilayetlerimizle muhabere ettikleri” belirtiliyordu. Kırklareli Emniyet Müdürlüğü'nün 25 Ağustos 1956 tarihli ve “gizli” ibareli yazısında ise şu satırlar yer alıyordu: “Güvercinin ayağında Bulgarca yazılı bir kağıt bulunmuştur. Bu yazılar Bulgar Gözetleme Postaları tarafından yazılmaktadır.” Bir güvercinin ayağındaki kese açıldığında ise şu Rusça satırlar okunacaktı: “Üç parti gönderdim ama sıkı takip ediyorlar.”