Politikayla ilgilenmeye başladım galiba yaşlanıyorum

Oynamak ve yazmak. İyi oynayan biri yazabilir mi ya da iyi yazan biri oynayabilir mi? Başak Sayan oyuncu ve yazar olarak bunun mümkün olabileceğini bize kanıtlıyor. Sayan buna “Meydan okuma” diyor. Oyunculuk için çıktığı zorlu yolculukta, kendisine büyürken eşlik eden yazı yeteneğini kanıtlamakta pek kolay olmamış. Oyuncu-yazar Başak Sayan ile oyunculuğun ve yazarlığın arasındaki köprüde konuştuk.

Kübra&Büşra
Politikayla ilgilenmeye başladım galiba yaşlanıyor

Dizi bitti, siz de o döneme dair ne kaldı?

Son bölümü çekerken hüngür hüngür ağladım. Benim sahnem bitti bir alkış koptu. Her sahnesi biteni alkışlıyoruz. O alkışı duyunca bir fena oldum. Aramızda arkadaşlıklar kuruldu. Sonuçta ailenizden daha çok birbirinizi görüyorsunuz. İlk tanışıklığımızda daha mesafeliydik ama zamanla birbirimize alıştık.

Medyanın hem takip ettiği biri olup hem de medyanın içinde var olmak nasıl?

Aslında bu bir meydan okumaydı. Hayatım boyunca zaten meydan okudum. Oyunculuk yapmama ailem şiddetli derecede karşı çıkıyordu. Başladığım noktaya baktığımda bana bu mucize gibi geliyor. Bu işi yapacağımı söylediğimde babam benimle uzun süre konuşmadı. Bu aileme ve çevreme karşı bir meydan okumaydı. Daha sonra bambaşka bir bölüm okuyup başka bir sektörde var olmak da kolay değildi. Başarılı bir oyuncu dedirttirmek 10 senemi aldı.

Peki yazı?

Kendimi bildim bileli yazan bir insandım. Fakat bunları paylaşacak bir cesarete sahip değildim. Bir cesaret gelip yazılarımı yayınlamak da bir meydan okumaydı. Beni oyuncu kimliği ile tanıyan insanlar “Acaba yazabiliyor mu?” diye düşündüler. Kafalarında soru işareti olan birçok insanla mücadele etmem gerekti. O süreci atlattım.

Yazmak da oynamak gibi mi?

İkisi de kendini ifade etme şekli. İkisi de iş dünyanıza ilişkin şeyler. Oynarken var edeceğiniz karakter üzerinde düşünüyorsunuz. Nasıl oturur, kalkar, cümleleri nasıl kullanır? Beş yıldır aynı saç modeli kullanıyorum çünkü Ceyda böyle bir kadındı. Bütün bunları önce içselleştiriyorsunuz sonra dışarıya yansıtıyorsunuz. Bir hikâye yazarken de önce içselleştiriyorsunuz. İçinizde var olan tüm duyguları kâğıda aktarıyorsunuz. İkisinde de yaratıcılık söz konusu.

Siz Ceyda'yı nasıl yazardınız?

İkisini birbirinden çok ayırıyorum. Karıştırmıyorum. Oynarken görevim o karakteri en iyi şekilde yansıtmak. O yüzden ben Ceyda'yı nasıl yazardım diye hiç düşünmedim.

Hayatınızdan koca bir karakter çıktı...

Evet ama bu benim hayatımda bir boşluk yaratmayacak. Sadece beş yıl boyunca haftanın üç dört günü beraber olduğun insanlardan ayrılmanın bir boşluğu var. Her ne kadar diyaloglar kesilmese de eskisi gibi olmayacak. Hayatımın başka bir rutini vardı o bitti. Yeni bir işe başlayana kadar yeni bir rutin oluşturmam gerekecek.

Ne verdi?

Bu yaşadığım hayat bana çok iyi malzeme verdi. Bazen hiç tanımadığım bir insanın anlattığı bir hikâyeyi bambaşka bir yerde kullanabiliyorum. Oyunculuk için de bu böyle…Oynarken tatmin oluyorum.

Medyanın içinde olup hem eleştiren hem de eleştirilen pozisyonda durmak sizi yazarken daha “insaflı” yaptı mı?

Benim medyayla alıp veremediğim hiç olmadı. Çünkü şunu biliyorum ben bu işi yapıyorsam bu iş medyasız olamaz. Benim nasıl medyaya ihtiyacım varsa onun da bana ihtiyacı var. Dünyanın hiç bir yerinde bu iki meslek birbirinden ayrılamaz. Şunu diyenleri anlamıyorum; “Beni kötü yansıtıyorlar ya da medyayla hiç işim olmasın.” Bunun ne kadar imkansız olduğunun farkındayım. Avantajları ve dezavantajları var.

Mesela?

Kendinizi doğru ifade edemiyorsanız hakkınızda kötü şeyler yazılabiliyor. Ama bu kendinizi ifade ediş şeklinizle alakalı. Bende mesleğe ilk başladığımda hoşuma gitmeyen birçok eleştiri aldım. Sonra farkettim ki benim söylediğim bir cümle bambaşka algılanıyor. Dikkatli olmak gerekiyor bu işi yapıyorsunuz ve göz önündesiniz. “Ben buyum ve insanlar beni bu şeklimle tanısın” istiyorsanız çok iyi bilmeniz ve ona göre davranmanız gerekiyor. “Çok serbestim istediğim gibi davranabilirim” gibi bir durum yok.

Bu durum kaleminizi yumuşattı mı?

Ben her zaman böyleydim. Merhametli olmak benim çok önem verdiğim bir şey. Hiç bir zaman bir insanın canını acıtmak veya üzmek için bir tavır sergilemedim. Hiç bir zaman yapmayacağım böyle bir şey. Objektifim.

Ailenizle uyumlu musunuz?

Ailem bana belli bir yaşıma kadar bir şeyler öğretti. Sonra zaman geçtikçe ben onlara bir şeyler öğretmeye başladım.

Ne gibi?

Sınırları kırmayı, daha objektif bakmayı, daha farklı bir yerden bakıp zaman uyum sağlamayı öğretiyorsunuz. Babam asker, annem de Almanca öğretmeniydi. Hep kurallar içinde büyüdüm. Ben kendi başıma bir hayat kurunca ailem adapte olmakta zorlandı. Çünkü o zamana kadar kuralların hepsini onlar koyuyordu. Bakıyorsunuz çatışmalar çıkıyor. Sonrasında daha esnek olduğunun farkına varıyorsunuz. Kardeşlerim benden daha rahat büyüdüler. Çünkü annem ve babam o süreci çoktan geçmişlerdi. Benimle yaşadıkları tecrübe sayesinde farklılaşıp değiştiler.

Kardeşlerinize rahatlık mirası bıraktınız...

Aynen öyle. Babam ilk başta oyuncu olmamı istemedi. Kavgalar çıktı. İki yıl boyunca babamla konuşmadım çok uzun bir süre bu… Ama sonra benimle gurur duydu. Diziyi ilk izlediği zaman ağlamıştı. Kitabımı ilk okuduğu gün telefonda konuşamadı.

Peki bunun sırrı ne?

Eğer doğru erdemleri çocuğuna öğrettiysen, temeli doğruysa hayat karşısında yanlış bir şey yapmaz. Yapacaksa da onun bedelini ödeyecek.

Asilik idealize edilen bir şey değildir aslında…

Haklısınız. Bir defa bu işi yapmak isteyen ve bu uğurda ailesiyle sıkıntıya düşen kişilere söylenecek bir şey var. Ailelerini mutlaka arkalarına alsınlar. Çünkü bu çok kolay bir yol değil çok zor ve onların desteğine ihtiyaç duyacaklar. Mutlaka eğitimli olmaları gerekiyor. Sadece konservatuara gitmekten bahsetmiyorum. Üniversite başka bir çerçeveden bakmanızı sağlıyor. Mesela babamın o zaman duyduğu endişeyi ben çocuğum için duyardım. Şimdi bakınca “Vay be nasıl izin vermişler?” diyorum. İki yıl konuşmadılar ama ben çocuğuma izin veremem diyorum. Babam da “Bak gördün mü?” diyor. Çünkü biliyorum neler olabileceğini.

Asker kızı olmanın diğerlerinden farkı ne?

Babam askerdi ama çok demokrat bir adamdı. O yüzden klasik asker kızı değilim. Farkı şu, çok disiplinli oluyorsunuz. Bu kalıyor çünkü benim bütün çocukluğum lojmanda geçti. Her şey kurallı ve disiplinliydi. Her şey saati saatine olduğu için bazen çevremdeki insanları rahatsız ediyorum. Bunun bana avantajları da var. Çok istikrarlı olduğum için bana her şekilde geri dönüşü oluyor.

Politikadan anlar mısınız?

Yaşım ilerledikçe daha çok anlamaya başladım. Dayım Bülent Bey'in (Ecevit) çok yakın arkadaşıydı. Çocukken de onunla beraber gidip gelirdim. Gözümü açtığımdan itibaren o havayı soludum. Partiye gidip gelerek o ortamları görüyorsun. Evde sürekli bir siyaset konuşuluyordu. Ama ben çok uzun zaman ilgilenmedim. Çünkü bizim gençliğimiz 80 sonrası apolitik olarak geçti. Zamanla biraz daha ilgilenmeye başladım. Bu ilgi bende yazıdan önce başlamıştı. Galiba yaşlanıyorum.

Niye böyle dediniz?

Annem “Yaşlanmaya başlayınca ilgilenmeye başlarsın” derdi. “Yaşlanmaya başladığını üç şekilde anlarsın, kırmızı ruja, leopar desene ilgi duyduğunda, politikayla ilgilendiğinde yaşlanıyorsun” derdi.

GECE HAYATINI SEVMİYORUM

Oyuncu-yazar sıfatları pek yan yana gelmez. Kendinizi iki kanalda da ifade edebilmek bir konfor mu?

Kendimi ifade edebilme dürtüsünü oyunculukla dışarıya aktarıyordum. Ama tam olarak çıkmıyordu. Kendimi ifade edemediğim, dışarıya çıkartamadığım duygu ve düşüncelerimi yazarak ifade ediyorum. Oynadığınızda farklı biri oluyorsunuz ama yazdığınızda kendinizsiniz.

Ne zaman yazıyorsunuz?

Oynamadığım her zaman yazıyorum. Kafam sürekli yazıyla meşgul oluyor. Şimdilerde ikinci kitabımı yazıyorum. Dinlediğim bir hikâyeyi kitabımdaki karakterlerden birine dâhil edebiliyorum.

Ne yazıyorsunuz?

Adı “Bağlanma Korkusu” Popüler kültürün getirdiği ilişkilerin acayipliklerine değiniyorum. Benim ailemden birinin başına geldi bu olay. 50 yaşına kadar evlenmedi. On dört yıllık bir ilişkisi oldu.Birbirlerine çok âşıklardı. Ama evlenmekten korkuyordu. On dört yılın sonunda kadın kanser oldu ve vefat etti. Adam bir süre sonra evlendi. Mutlu olamadı çünkü âşık olarak evlenmedi gerektiği için evlendi. İlişki üç dört yıl sonra bitti. Bu olayın ardında ağlarak çok pişman olduğunu söyledi. Bu beni çok etkilemişti. Kitapta böyle bir adamın hikâyesini anlatıyorum.

Kendi yaşamınız için ne düşünüyorsunuz?

Bağlanma korkusu bende de vardı. Doğru insanı bulduktan sonra böyle bir korku kalmıyor. Mesela çok boğucu her şeyime karışan biriyle yapamam. Ne istediğini, nasıl rahat hissettiğini, hayattaki en önemli vazgeçilmez şeyin ne olduğunu o kişiye anlattıktan

Bütün bunları yaparken sosyal olmak mümkün mü?

Sosyal değilim ben, hatta asosyalim. Gece hayatım yoktur. Çünkü alkol kullanmıyorum ve sigara içmiyorum. Gece hayatındaki müziği çekemiyorum. Benim için sosyallik; arkadaşlarımla yemeğe gitmek filandır. Beni bunlar tatmin ediyor. Arkadaşlarım da garipsiyor bu durumu. Beni her aradıklarında bilgisayarımın başındayım. Bazen hiç bir cümle çıkmıyor ve bilgisayarın başında o cümlenin gelmesini bekliyorum. O çok kötü bir psikoloji. Fakat öğrendim ki bu yazan kişilerin yaşadığı temel bir sorun.

KEŞKE ARKAMDA BİRİ OLSAYDI

Kendinizi ilerde kitapları olan bir yazar mı yoksa filmleri olan bir oyuncu olarak mı hayal ediyorsunuz?

Erken yaşta okuma yazmayı öğrendim. Küçük hikayeler yazardım ve o hikayelerde sahip olmak istediğim hayattan bahsederdim. “Ben büyüyünce yazar olacağım” dedim. Bundan kısa bir süre sonra izlediğim bir filmden sonra aktrist olmak istedim. Ama bu iki şey hep paralel ilerledi. Gözlerimi kapayıncaya kadar emin olun ki sadece oynayacağım ve yazacağım.

Sizi aktrist yapan kadın?

Audrey Hepburn.

Oyunculuktan mı yoksa yazarlıktan gelen alkışlar mı daha cazip?

“Ben şöhret olmalıyım ve yaptıklarım basamak olacak” diye hiç düşünmedim. Sevdiğim bir işin sonucunda gelen bir şey oldu. Şöhret olmayıp çok iyi olan oyuncular da var. Öyle de olabilirdi. Benim şansım çok izlenen bir televizyon dizisinde dikkat çeken bir karakteri canlandırmak oldu. Ama bunun karşılığı şöhret olmasaydı da “Ben hayatımın sonuna kadar sadece oynamak ve yazmak istiyorum” diyecektim. Oyuncu kimliği aslında yazar kimliğinin önüne ket de vurabilir. Bu bir risktir. Ama ben bu riski göze alıyorum. Hayatta başka hiçbir şey yapmak istemiyorum.

Yazar kesimi tarafından ciddiye alınıyor musunuz?

Bütün yazdıklarım ortada zaten. Ciddiye alındığımı düşünüyorum. Bana ön yargılı yaklaşanlardan sonra beni çok mutlu eden mailler aldım.

Arkanızda biri var mı?

Keşke biri olsaydı! Her şeyi savaşarak elde ettiğim için birinin arkasında biri olması nedir bilmiyorum. Kendimi oyuncu olarak kabul ettirmek için, var olmak için savaştım. O yüzden o güvenliği ve rahatlığı hiçbir zaman duyamadım. Herhalde istemezdim de…

Neden?

Çünkü sizi sınırlayan bir şey. Şuanda özgürüm, kimseye hiçbir müdanam da yok. Her şeyi kendim yaptım.

Oyunculukta umduğunuzu buldunuz mu?

Buluyorum zamanla… Bu bir yol, oldu bitti diye bir şey yok. Bu yola başladık ve adım attık. Ancak ileride bu soruya cevap verebilirim. En azından ortaya koyduklarımın karşılığını alıyorum. Bu da mutluluk verici bir şey.

Hayatınızdaki en büyük kırılma?

O kadar çok var ki! Hayatımın yönünü tamamen değiştiren tek bir an vardır. O da ailem ile çatışıp İstanbul'a gelmeye karar verdiğim an. Erkek kardeşim Ozan vardı evde; ağlıyorum, “Ne yapacağım?” diye. Kardeşim de “Git, çok istiyorsan yap” dedi. Gitmeden once bir mektup yazdım, annem o mektubu hala saklıyor. O mektupta aileme çok teşekkür ettim ve “Ben sizin benim için hayal ettiğiniz hayatı yaşayamayacağım” dedim. Bir otobüse atladım ve hiç bilmediğim İstanbul'da hiç bilmediğim kuzenimin evine geldim. Sonra ardımdan evde olay olmuş. Bir daha da geri dönmedim. O süreç çok zorluydu ve hayatımı değiştirdi. Şimdi olsa yapabilirmiydim diyorum.

Kalsaydınız sizden ne olurdu?

Üniversite okurdum, orada hemen evlendirirlerdi beni. Açıkçası hiçbir fikrim yok. Çünkü kalamazdım biliyorum. Hayal ettiğim o değildi ben bu işi yapmalıydım.

Ve şimdi?

Şimdi ise herkes benim başıma ne gelirse “Başak halleder” deniyor. Bazen güçsüz olduğum zamanlar da oluyor ama artık bana duyulan güven sayesinde her şeyin üstesinden geleceğime dair bir inanış var.