Rembetiko, Anadolu'da ortaya çıkmış bir müzik ekolü. Anadolu insanının sevgisini, acılarını, sevinçlerini ve özlemlerini dile getirir. Ağırlıkla Rumların başını çektiği Rembetiko, mübadeleden sonra Anadolu'da yok olmaya başlayıp Yunanistan'da yeni ekollere bürünerek yaşamaya devam etmiş. Bir yandan göç etmek zorunda kalan Rumların Anadolu'ya duydukları özlem, diğer yandan Yunanistan'ın o dönemdeki sosyokültürel yapısından hareketle bu müzik akımı 1930'lu yıllarda buzuki, gitar ve akordeon gibi enstrümanların eklenmesiyle zenginleştirilmiş. Mübadeleyle göç eden Rumların Yunan kültürüne kazandırdıkları Rembetiko, son yıllarda Türkiye'de de kendine önemli bir kitle oluşturmaya başladı.
Cafe Aman İstanbul, Rembetiko'yu bir nevi doğduğu topraklara geri getirdi. İstanbul doğumlu bir Rum olan Stelyo Berber ve eşi Pelin Suer tarafından bir buçuk sene önce kurulan grup, uzun araştırmalar sonucunda edindikleri geniş bir repertuara sahip. 1950 öncesi yapılan ve orijinallerine sadık kalınarak oluşturulan repertuar dinleyenlerine “aaa bu bizim müziğimiz ya” dedirtiyor. Cafe Aman İstanbul'un Rumca ve Türkçe yaptığı Rembetiko'yu, Cafe Aman İstanbul'u ve Rembetiko'nun şu anki durumunu grubun vokali, kurucusu, aynı zamanda Patrikhane'de mugannilik (ilahi okuyan kişi) yapan Stelyo Berber ile konuştuk…
YOVAN ÇAVUŞ BU TOPRAKLARDAN BESLENDİ
Stelyo Berber, önce rembetiko ile ilgili isim karmaşasını gideriyor. “Rebetiko, Rembetiko, Rembetika ve Rebetika şeklinde olan söylemlerin hepsi doğrudur. Türkçe'ye Rumcadan girdiği için farklı versiyonları söz konusudur. Rembetiko ekolün adıdır, şarkılardan bahsederken de 'Rembetika tragudia' deriz. Ama genelde Rembetiko denmesi daha doğrudur.”
Grup, Rembetiko'nun farklı ekollerinden olan ve keman, ud, kanun ile yapılan İstanbul-İzmir ekolüyle birlikte buzuki ve gitarla yapılan Pire ekolünü bir araya getirerek geçmişten günümüze gelen ama bir o kadar yeni bir tınıyla Rumca ve Türkçe parçalardan oluşan bir repertuarla müzikseverlerle buluşuyor.
1850'lerde Anadolu'da, İzmir civarında doğduğu kabul edilen Rembetiko ilk olarak dönemin kafe amanlarında yani semai kahvelerinde boy göstermiş.“Cafe aman” diye anılan bu kahvehaneler 1900'lerde ilk İstanbul ve İzmir'de ortaya çıkmış.
Mübadeleyle Anadolu'dan göç etmek zorunda kalan üç milyon kişi gittikleri yerlerde bu müzikleri icra etmeye devam etmişler. Berber, şunları söylüyor: 'Müziğe bir etiket koymanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Anadolu'da ortaya çıktı ama birçok ülkeye yayıldı, doğal gelişimini ise mübadeleden sonra Yunanistan'da gerçekleştirdi. 1950'lerden sonra Yunanistan'da yok olmaya yüz tuttu. 1980'lerden sonra küçük gruplarla tekrar yaşatılmaya başlandı. Günümüzde Yunan müziğinin klasik diyebileceğimiz repertuarının bir bölümünü oluşturur.
Kastamonulu Yiannis Etziridis diye bir sazende vardı. Tamburacı Yovan Çavuş derlerdi. Bu adam mübadeleyle Yunanistan'a göç etmek zorunda kaldı. Giderken tamburasını da götürüyor ve Yunanistan'da bir ekol oluyor. Topu topu 11 parçayı taş plaklara kaydetmiş. Bu adam gökten zembille inmedi. Bu toprağın insanı, bu topraklardan beslendi.'
EN BÜYÜK HAYALİM TÜRK MÜZİĞİ EĞİTİMİ ALMAK
Ortaokul çağında İstanbul Rum Patrikhanesi'nde kilise müziğiyle tanışan Stelyo Berber Rembetiko'yla ise Yunanistan'da üniversite okuduğu 1992-1999 yılları arasında tanışmış. “Türkiye'de bu müzikler yoktu. İstanbul Rum şarkılarını ve Rembetiko'yu Yunanistan'da keşfettim." diyen Berber, Türkiye'ye kesin dönüş yaptıktan sonra da Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu ile de çalışmış. Yaklaşık bir buçuk sene önce de eşiyle birlikte Cafe Aman İstanbul'u kurmuş. Eşi de İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı (TMDK) mezunu. Kendisi de aynı okulun ses eğitimi bölümünde lisans öğrencisi. Yurtdışındaki eğitimimi tamamladıktan sonra Türk Müziği okuma hayalini gerçekleştirdiğini söylüyor.
BİZ MÜZİK SATMIYORUZ
Rembetiko'da İzmir-İstanbul ve Pire olmak üzere iki ekol bulunduğunu belirten Stelyo Berber bu müziği yapma sebeplerini ise bu kültürü seviyor olmalarına bağlıyor. Türkiye ve yurtdışında bu müziği tanıtmak tek dertleri. Bir kültürü yaşatmak gibi çok misyoner de değiller. Gerek giydikleri kıyafetlerin gerekse sunuşlarının bu kültürü sevdiklerinin bir kanıtı olduğunu da söyleyen Berber'e göre popüler olma ve çok satma dertleri yok.
Stelya Berber “Biz daha çok işin çok kültür potasındayız. Onun daha kıymetli ve güzel olduğunu düşünüyoruz. Ticari değiliz müzik satmıyoruz. İlla albüm yapalım, binlerce satalım popüler olalım derdimiz yok. Biz sadece bu müziği, bu kültürü seviyoruz.” diyor.
Bir buçuk senedir birçok etkinliğe katılan grup son bir senedir televizyon ve radyo programlarına da katılıyor. Ayda Taksim'deki bir mekanda sahne alıyorlar ve çeşitli Rum festivallerine de yaptıkları müziği icra etmeleri için davet ediliyorlar. Yunanistan'daki haliyle Anadolu'daki halini orijinaline sadık kalıp bugüne uyarlayabildiklerini söyleyen Cafe Aman İstanbul grubunun en büyük isteği ise bu zevkten mahrum olduğuna inandıkları Türk halkına ulaşmak ve hazırladıkları albümleriyle sevenleriyle buluşmak.
GREK MÜZİK YAPMIYORUZ
“Grek müzik yapmıyoruz. Türkiye'de böyle bir yanılgı var. Grek müzik denince akla “oooh haydi millet tavernaya tabak kırmaya...” geliyor. Tabak kırmak nedir ya? Tabak kırmak marifet mi? Rum kültüründe tabak kırmak kötülükleri def etmek anlamına gelir. Tavernacılar da bunu lehlerine çevirdi. Gecede 100 tabak kırılıyor hesap geliyor 250 lira tabak kırma hesabı geliyor 500 lira oluyor sana 750. Olay bu yani… Bunu bir ülke kültürü olarak lanse etmek çok yanlış… İnsanları bir araya getirebiliyorsan, müzik yapabiliyorsan insanlar haz alıyorsa bir şey yapıyorsun demektir. Onun için Grek müzikten ayırıyoruz kendimizi.”