Kum şehrinde kurulan Uluslararası El-Mustafa(a.s.) Üniversitesi'nin davetlisi olarak İran'a yaptığımız gezi, ülke halkını ve kaydettikleri gelişmeleri bir kere daha müşahede etmemize imkân verdi. Daha evvel İran'a iki yolculuğum olmuştu. Muhammed Nur Doğan, Ömer Dumlu, Rıza Savaş'la birlikte Mahan Hava Yolları'na ait Airbus tipi bir uçakla Tahran'a gitmek üzere İstanbul'dan yola çıktık. Sakin ve huzurlu bir yolculuktan sonra Tahran'a vardık. İran'da Perşembe ve Cuma günleri tatil. Uluslararası El-Musta Üniversitesi'nin (UMÜ) mensuplarından Şemseddin Şehidi ve Haydarî bize mihmandarlık ettiler. İran'da mastır yapan Muhammed Turan tercümanlığımızı yaptı. UMÜ'nin İran'daki görevlileri bizim için iyi bir gezi programı düzenlemişlerdi. Cumartesi Kum'da, Pazar günü Tahran'da, Pazartesi yine Kum'da, Salı ise Fahun'da olacaktık. Program aynen uygulandı.
HALKIN ZAFERİ
Tahran havalimanı Tahran'a 40, Kum'a 90 km. mesafede. Kum'a gidip İstikbal Oteli'ne yerleştik. 2 Mart Cuma günü İran'da parlamento seçimleri yapılmıştı. Olaysız ve sakin geçen seçimler Tv.lerde "Halkın zaferi" başlığıyla sunuldu. 1979'dan önce Meclis-i Millet olan göstermelik parlamentonun adı inkılaptan sonra değiştirilmiş ve "Meclis-i Şura-yi İslami"(İslam Şurası Meclisi) olmuş. İran'da siyasi partiler olmadığından seçimlere adaylar kendi namlarına giriyorlar. Adaylar farklı görüşlerde olabiliyorlar. Yahudi, Ermeni gibi azınlıkların; Kürt, Belücî ve Türkmen gibi Sünnilerin temsilcilerinin parlamentoya girmelerine de imkan veriliyor. Kadın milletvekilleri de epey var. İran'da seçim olmuş ama sokaklar afişlerle, duvarlar sloganlarla kirletilmemişti. Hatta bir gün evvel seçimin yapıldığı bile fark edilmiyordu.
KUR'AN'DA DEĞİŞİM YOK
Oteldeki odama çıktım. Çekmecede Farsça tercümesini de içeren bir Kur'an-ı Kerim. Kur'an İstanbul'da basılan Mushafların aynısı. Televizyonu açtım. Kâri Kur'an okuyor, okuduğu her ayetin Farsça anlamı ekranın altında yazılı olarak veriliyor. İmamiye şiasının Kur'an'a bazı eklemeler yaptığı bazı sure ve âyetleri Kur'an'dan çıkardığı şeklinde bir iddia ve itham var. Elde bulundurdukları ve okudukları Mushaf bu iddiayı yalanlıyor. Cuma gününü yolda geçirdik ama Tahran'da üniversite bahçesinde kılınan Cuma namazını gece televizyondan verdiler, izleme imkânım oldu. Hatip: Huccetullah Sıddıkî. Hutbeyi sakin ama fasih bir şekilde okuyor. Cemaate dinî-ahlaki konularda nasihat ediyor. O gün gerçekleştirilmekte olan parlamento seçimlerine, Afganistan'da ABD'nin askeri tarafından yakılan Kur'an olayına ve Suriye'deki olaylara temas ediyor. Bu konuları anlatırken kışkırtıcı bir dil yerine ılımlı bir dil kullanmayı tercih ediyor. İran'da Cuma bir şehirde sadece bir yerde kılındığından parklar ve caddeler cemaatle doluyor. Cemaatın önemli bir kısmı genç. Cuma kılan hanımların miktarı da epey fazla. Epey uzun süren hutbe huşû içinde ve sakin bir şekilde dinlenildi. Huccetullah Sıddîkî'nin hutbe okuduğu masanın cemaate bakan yüzünde şu ifade yazılı: "Fakihinin siyaset ve idaresi aynen Allah Resul'un izlediği siyaset ve idare tarzıdır" Dini lider(rehber) Ayetullah Hameney'in denetim ve gözetimindeki bugün ki İran yönetim tarzı Hz. Peygamber'in uyguladığı yönetimin aynısı ve tıpkısıdır demek isteniyor. Bu ifade İslam'da siyasetin ne kadar iç içe ve et ile tırnak gibi olduğunu gösteriyor. Cami ile parlamento birbirinden ayrı değil.
BİR CD'DE 14 BİN ESER
Cumartesi günü Uluslararası El-Mustafa üniversitesinin tesislerini görmeye ve yetkilileri ziyarete gittik. Üniversite Lisans ve Yüksek Lisans seviyesinde eğitim veriyor. 70 ülkeden 2 bin civarında öğrencisi var. Ayrıca üniversitenin bir de uzaktan öğretim kısmı var. Dört dilde öğretim yapılıyor: Farsça, Arapça, Orduca, İngilizce. Türkçe kısmı da açılacakmış. Üniversitede dil ilimleriyle insan ilimleri üzerinde öğretim ve araştırmalar yapılıyor. Ayrı bir bölüm olan Kur'an ilimleri üzerinde önemle duruluyor. Kur'an ilimleri(Ulumu'l- Kur'an) inceleme ve araştırma merkezi müdürü Dr. Muhammed Ali Rıza İsfehani'yi makamında ziyaret ettik. 60'tan fazla yayınları olduğunu söyledi. İslam Bilimleri Bilgisayar Araştırma Merkez müdürü Muhsin Mesihi'nin söylediğine göre bu kurum bilgisayar yazılımında dünya birincisi imiş. Bize hediye ettikleri CD'de 14 bin eser olduğunu, bunun için birkaç sene çalıştıklarını ve bu iş için iki milyon dolar harcadıklarını söylediler.
ŞİİLEŞTİRME AMACI YOK
Üniversite başkanı Sayın Ali Rıza Arâfî ile de görüşme imkânı bulduk. Altını çizerek söylediği husus bu kurum şubelerinin tamamiyle İslami amaçlar için kurulduğu, mezheple ilgisi bulunmadığıydı. Hatta üniversite ve şubelerinde Hanefi ve Şafii fıkhının da okutulduğunu, bu derslerin Hanefi ve Şafii hocaları tarafından verildiğini, üniversitede Sünni öğrencilerin de bulunduğunu ifade ettiler. Bu ifadeyle Sünni öğrencileri Şiileştirme gibi bir niyet ve amaçları olmadığını üstü kapalı anlatmaya çalıştılar. Pazar günü Tahran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi yöneticileri ve öğretim üyelerini ziyaret edip kendileriyle tanıştık. Önce Türkiye ve İran Milli Marşları okundu. Türk bayrağı ve Atatürk, diğer yanda İran bayrağı ve İmam Humeyni. Sonra Kur'an-ı Kerim okundu. Fakülte dekanı kurumunu anlattı. Tahran Üniversitesi'nin 30 fakültesi varmış. Üniversitenin dünyadaki 170 üniversite ile anlaşması varmış. İlahiyat Fakültesindeki bölümler: Kur'an ilimleri, hadis, tasavvuf, ahlak, İslam Tarihi, din felsefesi, felsefe, kelam, Şia Fıkhı, Şafii Fıkhı. Ayrıca İslam aleminde matematik, astronomi, fizik ve eczacılık okutuluyor. Hocalar arasında iki hanım hoca var. Biri Dr. Kermani Hanım . Azeri, Türkçe konuşuyor. Diğeri merhum Ayetullah Humeyni'nin kızı Zehra Mustafavi. Felsefe ve hikmet dersleri veriyor.
İMAM GÖSTERİŞTEN UZAK
İlahiyat Fakültesinden ayrıldıktan sonra İmam Humeyni'nin Tahran'ın Jemarun semtinde ve Devamend dağlarının eteğindeki evini ziyarete gittik. Daha evvel Kum'da oğlu ile birlikte oturduğu mütevazi evini de görmüştük. Şimdi burası sohbetlerin yapıldığı bir mekan. Ülkeyi buradan yönetmenin zor olacağı düşünülerek Jemarun'daki ev kiralanmış ve imam buraya taşınmış. Son derece mütevazi ve sıradan bir ev. Yanında El-Hüseyniye denilen bir mescit, mescidin yanında İmam'a ait bazı fotoğrafların ve eşyanın teşhir edildiği bir galeri. İmam burada vaaz verir ve siyasi konuşmalarını yaparmış. Buralar şimdi bir müze ve ziyaret yeri haline getirilmiş. Her türlü lüks, debdebe ve ihtişamdan uzak alelade bir mekan olan buraya girilirken yüksekçe bir yere asılan levhada: "Esselamü aleyke yâ Ruhullah" ibaresi yazılı. İmamın göbek adı Ruhullah, Humeyn ise doğup büyüdüğü yerin ismi.
SARAY İRAN KÜLTÜRÜNÜ YANSITMIYOR
Jemarun'dan ayrıldıktan sonra yine Devamend dağının eteğinde kurulmuş olan Şah Pehlevinin ihtişamlı ve debdebeli sarayını görmeye gittik. Geniş bir bahçe içinde kurulmuş olan sarayı gezdik. Sarayın mimarisi ve süslemeleri gibi mobilyaları, mefruşatı ve diğer objeleri de hep Avrupa tarzında. Sarayda lüks ve konforun, fantezi ve estetiğin geleneksel İran kültürüyle fazla ilgisi yok. Bütün bunlar sefihâne bir hayatın ve keyfin göstergeleri gibi. Sarayı gezdiren mihmanlarımız Şah'ın çeşitli şehirlerde de saraylarının olduğunu, sarayların yazlık-kışlık gibi mevsimlere göre de çeşitlilik gösterdiğini ama en görkemli olanın Sadabâd Sarayı olduğunu söyledi. 1979 İslam inkılâbını sadeliğin, tevazunun ve kanaatın debdebeye, israfa, sefahate, kibre ve açgözlülüğe galebe çalması olarak değerlendirmek mümkün. Pazar günü Kum'dan dönerken İmam Humeyni'nin kabrinin bulunduğu yere uğradık. Burasını yirmi sene evvel bir daha ziyaret etmiştim. Ziyaretçilerin eksik olmaması burada hatıra ve hediye satan dükkanların açılmasına sebep olmuş.
DÖRTYÜZ SEYİT KABRİ VAR
Pazartesi günü Kum'daki Fatıma-ı Ma'sume'nin türbesini ziyaret ettik. Kum'un inanç turizminin merkezi haline gelmesinin sebebi bu türbedir. Türbenin bulunduğu alana: "Harem" diyorlar. Anlattıklarına göre Kum'da dört yüz kadar seyidin kabri varmış. Her sene 25 milyon kadar insan ziyaret için Kum'a gelirmiş. Kum'da bulunduğumuz gün Fatıma-ı Masûme'nin vefat ettiği günün yıl dönümü imiş. Mersiyeler okunuyor, ağıtlar söyleniyordu. Siyah elbiseli bir cemaatın ağıtlar söyleyerek bir tabut taşıdıklarını görünce merak ettim ve bunun ne olduğunu sordum. Fatıma-ı Ma'sûme'nin sembolik tabutu hareme götürülüyor dediler. Kum Meşhet'ten sonra Caferilerin en önemli ziyaret yeri. Türbenin bulunduğu yere harem diyorlar. Buranın bir kudsiyeti olduğuna inanıyorlar. Kısaca Kum bir maneviyat beldesi, ruhaniler şehri. Kum Havza-i ilmiye denilen medreseleri ve eğitim-öğretim kurumlarıyla da tanınan bir şehir.
BAŞÖRTÜSÜ ZORUNLU
Salı günü İsfehan'ı ziyaret için yola çıktık. Yirmi seneden sonra İsfehan'ı tekrar ziyaret ettim. Selçuklu döneminden kalan mimari eserlerin de bulunduğu bu şehir bir zamanlar Safeviler'in başkenti olmuş. Al'i Kapu ve meydan o dönemden kalmış. İslam sanatının en güzel örneklerine ev sahipliği yapan bu şehir aynı zamanda bir kültür şehridir. XVII. Asırda Muteal Hikmet Ekolü burada ortaya çıkmış, burada büyük ârifler ve hâkîm kişiler yetişmiş. İsfehan İran'ın İstanbul'u gibidir. İsfehan'da Japon kadın turistler gördüm. Başlarının yarısını eşarpla örtmüşlerdi. İran'daki düzen bu suretle onları başörtüsüyle tanıştırmış. İran'da bazı kızlar, genç kadınlar, hatta yaşlı bayanlar başlarını böyle örterler. Din âlimleri bu tür örtünmeyi hoş görmezler ama buna tahammül ederler.
İRAN TEHDİT DEĞİL
Nükleer tesisleri sebebiyle Batı'nın, bilhassa ABD ve İsrail'in diplomatik ve ekonomik baskısı, ayrıca askerî müdahale tehdidi altında bulunan İran, Osmanlı Devleti ve Türkiye için her zaman önemli olmuştur. 1639'da Kasr-ı Şirin'de imzalanan antlaşmayla tespit edilen sınırların bugüne kadar değişmemiş olması iki ülke arasında hudut ihtilalinin bulunmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Türkiye'de iç politika hesapları sebebiyle zaman zaman İran'ın bir tehdit olarak gösterilmesi hayal ürünüdür ve maksatlıdır. Muhakkak ki İran'da her şey mükemmel, yolunda ve güllük gülistanlık değil. Onların da kendilerine özgü bir takım politik, diplomatik, ekonomik, kültürel, hatta dini sorunları var. Bu sorunları seçim vesilesiyle aralarında tartışıyorlar. İslam Şurası dedikleri mecliste de konuşuyor, birbirlerini eleştiriyorlar. İsrail-ABD-AB üçlüsü Saddam'ı İran'a musallat etti. İran sekiz sene savaşmak zorunda kaldı. Nükleer araştırmaları ve çalışmaları bahane edilerek söz konusu üçlü tarafından İran'a diplomatik baskı ve ambargo uygulanmakta, giderek baskı ve ambargo daha da ağırlaştırılmakta, bu suretle İran dize getirilmeye çalışılmaktadır. Bunca baskıya ve ambargoya rağmen İran, İsrail-ABD-AB üçlüsü karşısında dik durdu, onlara boyun eğmedi. Bu yolda önüne çıkarılan zorluklara göğüs gerdi. Bu baskılara her devlet, her millet bu kadar uzun süre mukavemet edemez. Bu bakımdan kapitalizme ve emperyalizme karşı İranlıların verdikleri mücadeleyi takdir etmek gerekir. Hak Teala yollarını "Sırat-ı müstakim" ve işlerini kolay kılsın.