Sanat ve edebiyat üzerine sohbetler

Zeytinburnu Belediyesi’nin ev sahipliğinde 2019-2022 yıllarında Cemal Şakar editörlüğünde düzenlenen “Edebiyat Ne Söyler?” başlıklı söyleşi dizisi kitaplaştı. Edebiyat ve sanata kuramsal zeminde çok çeşitli açılardan yeni yaklaşımlar sunan bu söyleşiler “Sanata Teoriyle Bakmak” adı altında Ketebe Yayınları arasında çıktı.

Fotoğraf: Arşiv

ERDEM DÖNMEZ

Belediyelerin kültür harcamaları için önemli bir bütçe ayırdığı biliniyor. Bazı belediyeler bu bütçeyi kısa yoldan konserlere, birtakım şenliklere harcayıp tüketirken kültürel iktidara yön vermeye talip olanlar panellerle, konferanslarla, söyleşilerle, tiyatrolarla, sinema gösterimleriyle ve yayıncılıkla yılın tamamına yayıyor. Bu tür etkinlikler, kayıtları saklanarak yahut akabinde yayına dönüştürülerek sadece o günle de sınırlı kalmıyor. Bu bağlamda Zeytinburnu Belediyesi Kültür Sanat Merkezi de pek çok kültür sanat etkinliğine imza atıyor. Kültürel iktidar tartışmaları gündemden hiç düşmezken Zeytinburnu Belediyesi kültür ve sanat ortamını canlı tutmaya, teşvik etmeye ve ona imkân sağlamaya devam ediyor. 2019-2022 yıllarında Cemal Şakar editörlüğünde düzenlenen “Edebiyat Ne Söyler?” başlıklı söyleşi dizisi, dinleyicilere edebiyat ve sanata kuramsal zeminde çok çeşitli açılardan yeni yaklaşımlar sunmakla beraber bu söyleşilerin 2024’ün sonunda “Sanata Teoriyle Bakmak” adı altında kitaplaşması, söz konusu etkinlikleri bu sefer de okuyucuyla buluşturuyor.

EDEBİYATA DIŞARIDAN BAKMAK

Cemal Şakar, editörlüğünü üstlendiği kitabın Öz Söz’ünde, farklı disiplinlerden gelen akademisyen ve araştırmacıların edebiyata dışarıdan bakarak kendi çalışmalarını edebiyatla ilişkilendirmelerini öncelediğini belirtiyor. Böylelikle disiplinlerarası bakışın handikaplarından uzak durmaya çalıştıklarını belirten Şakar, tekrarlardan olabildiğince kaçınarak eserin özüne ulaşmayı hedeflediklerinin, farklı bakış açılarının zenginleştirmesinden faydalanarak hareketli bir sonuca varmaya gayret ettiklerinin altını çiziyor. Biri pandemi nedeniyle çevirimiçi, diğer ikisi yüz yüze olmak üzere toplam üç sezonda on altı katılımcıya ev sahipliği yapan programda edebiyatın metafizikle, felsefeyle, estetikle, eleştiriyle, kötülükle, politikayla, iktidarla, trajediyle, psikanalizle ve medeniyetle ilişkisi sorgulanıyor. Her programın başında katılımcıdan kavramsal bir çerçeve çizmesi bekleniyor; bu sayede öncelikle bulanık ve karmaşık bir yapı arz eden kavram ve kuramların daha anlaşılır bir dille tanımlanması sağlanıyor. Ardından editörün yönlendirmeleriyle, ilgili teorik kavramın sanat ve edebiyattaki işlevi ve etki alanı değerlendiriliyor.

BAŞLIKLARDAN KISA KISA

Programın ilk davetlisi Ömer Lekesiz, sanat ve metafizik arasındaki ilişkiyi sorgularken metafiziğin bu dünyaya ait olanın peşinde olduğunu vurgulayarak böyle bir bakışın İslam’dan kaynaklanmadığını, İslam’ın zaten insanın kendini tanımasını emrederken böyle bir anlayışı esas aldığını belirtiyor. Ona göre sanat da böylesi bir arayışın, duygu ve çağrışımların mekânla kurduğu ilişkiden doğuyor. “Sanat-Felsefe İlişkileri” başlıklı söyleşinin konuğu Ali Utku, bilimden farklı olarak edebiyatın, hayatın anlamını ortaya koymak gibi bir çabaya giriştiğini, modern seküler çağda edebi metinlerin kutsal kitaplarla yer değiştirdiğini aktarıyor; edebiyatın felsefeyle kurduğu ilişkiyi bazı metinler üzerinden örnekliyor. “Eleştirinin Eleştirisi” başlıklı bir konuşma yapan, daha sonra bu isimde bir kitap da yayımlayan Mehmet Narlı, edebiyatta çokça tartışılan eleştiri meselesini enine boyuna ele alıyor. Edebi çözümleme tekniklerinin birçoğunun Batı kaynaklı olduğunu belirten Narlı, bu tür öğrenilmiş ve tercüme edilmiş eleştiri anlayışına karşı çıkarak mevcut kültürün imkânları dahilinde hareket edilmesi gerekliliğini vurguluyor. “Sanatta Güzellik ve Çirkinlik” meselesini tartışan Zeynep Gemuhluoğlu, Doğu’da ve Batı’da estetiğin temel ilkelerini ortaya koyuyor ve kültürler arası farklılıkları güzellik algısı üzerinden değerlendiriyor. Böylece İslam sanatında tartışılagelen duyusala ve şiire itiraz meselelerine açıklık getiriyor. Feridun Yılmaz ise bir sonraki programda estetiğin modern sanatta nasıl dönüştüğüne işaret ediyor. “Edebiyat ve Politik Görme Biçimleri” konusunu gündemine alan Ertan Örgen, John Berger’in görme biçimleri kavramından yola çıkarak politik tavrın eser üzerindeki etkisini sorguluyor. Bir eserde yazarın politik kaygılarını, eserdeki figürün politik kaygılarını ve metnin bütününe yansıyan politik kaygıları ayrı ayrı çözümlemek gerektiğini vurgulayan Örgen, edebi eserler ve seyahatnameler üzerinden görme biçimi ile politik bakış arasındaki ilişkiyi örnekliyor. Edebiyat ve kötülük meselesine kafa yoran Emin Gürdamur, aynı başlıklı söyleşisinde Doğu ve Batı kültürlerinde kötülük algısını karşılaştırdıktan sonra kötülüğün zamanla ve kültürel dönüşümle nasıl farklılaştığını, modern zamanlarda kötülük algısının edebiyata nasıl yansıdığını değerlendiriyor. Gürdamur’un karşılaştırmalı tespitleri ve meseleye yerli bir bakışla yaklaşması, bu alandaki çalışmalar için örnek teşkil ediyor.

Söyleşilerde Selim Somuncu edebiyat ve iktidar, Bilgin Güngör edebiyat ve postkolonyalizm, Ahmet Dağ sanat ve posthumanizm, Peyami Safa Gülay postyapısalcılık ve yapısöküm alanlarındaki çalışmalarını söyleşiler kapsamında genel çerçevede aktarırken Orhan Haşlakoğlu “Kavramsal Sanat”, Engin Koca “Sanat ve Trajedi”, Ahmet Sarı “Romantik Sanat”, Kemal Sayar “Sanat ve Psikanaliz”, Osman Bayraktar ise “Sanat ve Medeniyet” meselelerini ele alıyor. Bu başlıklarda da kavranması güç olan birtakım kavramlar hakkında genel mahiyette bilgi verilerek okuyucuya ilgili alanlar için giriş ortamı sunuluyor. Ayrıca kavramların farklı alanlardaki karşılıkları da dikkate alınarak bu yaklaşımların edebiyat metinlerine nasıl uygulanabileceğine dair açıklamalara yer veriliyor. Dikkat edilirse üç yıl gibi uzun bir zamana yayılan söyleşilerin bir kitapta toplanması, sanat ve edebiyatın kavramsal ve kuramsal açıdan çok çeşitli ve bütünlüklü olarak değerlendirilmesine imkân sağlamakla birlikte pek çoğu Batı menşeili olan bu tür yaklaşımların yerli yorumlarına ulaşılabilmesine yardımcı oluyor. Bu sayede kuramlara temas etmekte zorlanan okurun içerikle daha sıcak bir ilişki kurması ve anlaşılabilirliğin artması sağlanıyor. Elbette bunda akışın soru-cevap şeklinde sözlü anlatımla sürdürülmesinin de etkili olduğunu belirtelim. Diğer taraftan konuşmaların yazıya aktarılırken metnin konuşma diline ait ifadelerden temizlenmemesinin anlatım açısından okuru zaman zaman zorladığını da eklemek gerekir.