Kadın olmak hayatın her aşamasında zordur. Hele bir de çalışan anne veyahut eş olmak, iki kat sıkıntıya eşittir. Her ne kadar yurdum erkeği bu gerçeği kabullenmese de çalışan kadınlar iş hayatında birçok sıkıntıyla karşılaşıyor. İşten çıktıktan sonra evde huzur arayanları ise yapılması gerekli işler, yıkanması gereken çamaşır ve bulaşıklar bekliyor. Ömür böyle geçerken geriye bir dönüp bakıyorsunuz ki geçen hayattan kayda değer pek bir şey kalmamış elinizde. İşte bunun farkına varan tiyatrocu, yönetmen Hülya Karakaş da ömrünü tiyatroya adayan kadınları bir araya getirip onlardan yaşam hikâyelerini anlatmalarını istemiş ki geriye dönüp baktıklarında 'İşte benim anneliğim de, kadınlığım da böyle geçti' diyebilsinler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları tarafından desteklenen İstanbul'un Kadınları Sahnenin Sultanları adlı bu belgesel 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için özel olarak hazırlandı. Belgeselde, tiyatro kökenli sahnenin sultanlarına mikrofon uzatılıyor ve onlardan yaşam hikâyelerini sohbet edermişçesine anlatmaları isteniyor. Toplamda 43 tane sultan var bu belgeselde. Yaprak Dökmü'nün Fikret'i Bennu Yıldırımlar, Fatmagül'ün Suçu Ne dizisinden Sumru Yavrucuk, Avrupa Yakası'nın Makbule'si, domates güzelimiz Ayşen Gruda, Nevra Serezli, Derya Alabora, Güzin Özyağcılar, Tomris İncer ve ismini buraya yazamadığımız birçok kadın, belgeselde kendi geçmişlerine doğru bir yolculuğa çıkıyor.
ON YILLIK PROJE
Bir araya getirdiği oyuncular ve anlattığı konuyla Türkiye'de bir ilk olan belgeselin proje tasarımı ve yönetmenliğini Hülya Karakaş üstlenmiş. Karakaş aslında elini taşın altına koyarak, ağır bir sorumluluğa girişmiş. Çalışmasında 'Türk Tiyatrosu'nu kadın oyuncular nasıl görüyordu? Kendilerini bu ülke tiyatrosunun neresinde konumlandırıyorlardı? Türk Tiyatrosu sektör olmayı başarabilmiş miydi? Mesleklerini anne olma süreçlerinde nasıl yaşamışlardı? "Cinsiyet ayrımcılığı" sadece rivayetten mi oluşuyordu? 40 yaşından sonra mesleklerinde onları neler bekliyordu, bu gerçekle nasıl yüzleşmişlerdi?' sorularına cevap arıyor. Belgeseline konuşanları 'Cesaretleri soyadlarından büyük kadınlar' olarak tanımlayan Karakaş proje için on yıl önce çalışmalara başlamış. “Kadın olmam, kadın dünyasını daha iyi tanımam, eril düşüncenin sanat dünyasında bile olabildiğince yaygınlaştığını görmemin sonucunda yola çıktım. Geliştikçe yara aldım, yara aldıkça olgunlaştım. Artık zamanı geldi diye düşündüm ve elbette ki kadın bakış açısıyla çektim belgeseli” diyen yönetmen sorularını da bu doğrultuda hazırlamış.
EY OYUNCU SEN KİMSİN?
Tüm sanatçılarla yüz yüze görüşen yönetmen “Anne olmayı seçen oyuncular mesleklerine ara verme nedenlerini, cinsiyet ayrımcılığı konusunda ki fikirlerini, bu anlamda yaşadıkları örnekleri, cinsiyet ayrımcılığı konusunda bireysel hikâyelerinin olmadığını, ancak bu ayrımcılığım sanat ortamında çok net yaşandığını ve 40 yaşından sonra kadın oyunculara nasıl roller biçildiğini anlattılar” şeklinde konuşuyor.
AYŞEN GRUDA: Belgeselin çekimleri sohbet havasında geçti. Tiyatroya gönül vermiş bir yığın kadın var, çocuklarının nasıl büyüdüğünü anlamayan. Tiyatroya adanmış hayatlardır bunlar. Tiyatro kadınlarının sayıları az yürekleri kalabalıktır. Bu belgesel ustalara vefa anlamında içimi rahatlatıyor. Hülya'yı bu işten ötürü tebrik ediyorum.
SEVİNÇ ERBULAK: Hülya Karakaş oyunculuğun ötesinde, kadın olarak olağanüstü bir iş yaptı. Suya çok güzel yazılar yazıyoruz bu meslekte. Hülya sayesinde sudaki yazıları okuyabileceğiz. Nasıl bir kadın, nasıl bir anne olduğunu öğreneceğiz. Belgeselde üç kuşak var. Onların oyunculuk dışındaki hallerini göreceğiz. Bir başlangıç projesi ve ben bunun bir parçası olmanın mutluluğunu yaşıyorum.