Klasik Türk Müziği'nin deha olarak kabul edilen sazendelerinden Tanburi Cemil Bey'in ölümünün 100. yılı vesilesiyle pek çok özel çalışma, albüm, konser ve sempozyum gerçekleştiriliyor bu sene. Üstadın müzikal çizgisinden ilerleyen isimlerden Refik Hakan Talu da Pan Yayıncılık etiketiyle müzikseverlerle buluşan Yüzyılın Ardından adlı albümle yüzyılın sazendesine olan vefasını göstermiş oldu. Konservatuvarlarda Tanburi Cemil'in öğretildiğini ancak yaygın kitleler ve müzikseverler tarafından bilinmediğini söyleyen Talu, bunun da Cumhuriyet'in ilk yıllarında dil devrimi ve beraberindeki kültürel kopukluktan, Osmanlı'nın son dönemlerinden bu yana etkin olan batılılaşma hevesinden kaynaklandığına dikkat çekiyor. Hakan Talu ile hem Tanburi Cemil'i hem de albümün hikâyesini konuştuk.
Bu yıl Tanburi Cemil ile ilgili pek çok çalışma yapıldı 100. vefat yılı dolayısıyla. Yüzyılın Ardından albümü nasıl ortaya çıktı?
Tanburi Cemil Külliyatı ciddi bir çalışma olarak ortaya çıktı. Başka bir kaç albüm daha yapılıyor diye tahmin ediyorum. Konserler yapılıyor. Pera Müzesi'nde bir etkinlik gerçekleştirdik. Şimdi bir sempozyum hazırlığı var. Bizim albüm de şöyle oldu: Bir öğrencimle konuşuyorduk. Kendiside Cemil Bey hayranı, projeyi anlattım, masraflı bir iş dedim. Onlar sağ olsunlar desteklediler. Biz de stüdyoya girdik. Kayıtları eski sistem yaptık; başladık ve bitti eserler. Şimdi bir eseri çalıyorsun diyelim ki bir yerde bozuldu, durup oradan devam ediyorsun. Ama bu albümde hepsini baştan sona tek kayıt şeklinde yaptık. Cemil Bey'in kayıtları da öyleymiş eskiden.
O zamanın şartları çok daha zor olmalı...
Küçücük bir odaya giriyor kayıt için ve çok sıcak. Çünkü balmumuna kayıt yapılıyor. Balmumunun da donmaması lâzım bu yüzden içerisinin sıcak olması gerekiyor. Cemil Bey o sıcakta gramofonun borusu şeklinde bir şeyin önünde oturuyor ve bir seferde çalıyor. Sonra defterine yazıyor. 'Bu güzel olmamış' diyor mesela. Ama plak şirketi güzel olmamış dediklerini de ölümünden sonra yayınlamış. İyiki yayınlamışlar onları da. Onun için çift Şedaraban Taksim'i vardır Cemil Bey'in. Biz de bu albümü öyle yapalım, hava bozulmasın dedik.
MÜZİK TADINA NE VARSA BESTELEMİŞ
Sizin Tanburi Cemil'le tanışıklığınız nasıl oldu?
Konservatuvar birinci sınıfta talebe iken dinledim ilk kez Tanburi Cemil Bey'i. Bir dostumuzun Beylerbeyi'ndeki evinde Orfeon Record etiketli Beyatiaraban makamındaki Tanbur Taksimi plağı adeta bir merasimle zarfından çıkartılıp gramofonun üzerine konulmuştu. İlk notalardan itibaren Cemil Bey'in makam anlayışı, kompozisyon bütünlüğü, sesleri ifade şekli, kullandığı perdeler, mızrabı, sağ ve sol el tekniği gibi bir çok detay karşısında dünyam değişti. Hayal bile edemeyeceğim bir ses dünyasının içine girdim. Her dinleyişte ufkum daha da açıldı.
Cemil Bey'i deha yapan, Allah vergisi yeteneği dışında nedir sizce?
İstanbul'da müzik adına ne varsa hepsinden beslenmiş. Sadullah Ağa'nın Şedaraban Ağır Semai'sini dinleyin sonra Cemil Bey'in Şedaraban Saz Semai'sini dinleyin birbirine çok benzer. Şedaraban'ında Sadullah Ağa'yı hissedebiliyorsun, Ferah Fezası'nda Dede Efendi'yi, Suz-i Dilarası'nda III. Selim'i... Bir defa o klasik repertuarı çok iyi bilirdi. Bunun yanında halk müziğini de biliyor, Batı müziği ile ilgili. Chopin'i çok seviyor. Küçükken evlerinde zaten piyano var. Sırf piyano çalsa belki de dünya çapında piyanist olacaktı. Ki en zorunu tanburu seçmiş.
Sadece tanbur da değil, eline tahtayı alsa ses çıkarırdı deniliyor onun için...
Allah onu müzik için yaratmış. Tanbur yetmiyor yaylı tanbur çalayım diyor. Viyolonsel çalıyor. Kemençe çalıyor, güreşleri seyrediyor zurna hoşuna gidiyor onuda çalıyor, oradan geliyor tanbur çalıyor. Düz aynı müziği istemiyor sürekli bir arayış halinde. Hz. Pir'in bir sözü var 'Bir ayağım buradan bir ayağımla bütün kainatı gezerim' diyor Tanburi Cemil Bey de müzikal anlamda bunu yapıyor.
Yüzyılın sazendesi denilmesinin sebebi hem yaşadığı devirde hem sonrasında çok geniş bir coğrafyada tanınması galiba...
Bizim müziğimizin çok ismi var; Türk müziği, Türk Sanat Müziği, Fasıl müziği, Enderun müziği, Osmanlı müziği, geleneksel müzik... Evet fasıllar halinde bestelenmiştir fasıl müziğidir, Enderun'da öğrenilmiştir. Bunları hepsi tamam ama bu makam müziğidir. Şöyle bir sınır düşün; Selanik'ten çek çizgiyi Kahire, Bakü'den çek çizgiyi aşağı in Halep, İskenderiye... Bütün bu coğrafyada makam müziği icra ediliyor. Bu makam müziği coğrafyasında en çok takdir edilen, en çok peşinden gidilen, saygı duyulan isim Tanburi Cemil Bey. Halep'e, Kahire'ye gittim Cemil Bey dediğin zaman akan sular duruyor. Bütün eserlerini çalıyorlar. Hatta Şedaraban Saz Semaisi'ne söz yazmışlar. Adamlar hayran. Selanik'e gidiyorsun yine orada Tanburi Cemil'i çaldığın zaman biliyor adam.
Peki neden onun bu evrensel bakışı devam etmemiş...
Tanburi Cemil'i müzik camiası biliyordu ama Batılılaşma sevdasına kapılanlar bu kültürü yok etmek ve bize bunu unutturmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. İşin kötüsü yurtdışında konsere gittiğimizde adamlar senden ne istiyor biliyor musun? "III. Selim'den bana ne getireceksin, 16.17. yüzyıldan ne getireceksin" diye soruyor. Bugünün şarkısını istemiyor. Ama maalesef son 15 seneye kadar kendi kültürümüzü reddettik. Müzik camiasında konservatuara başlayan öğrencilere 'Birinci işin bu olsun anlasan da anlamasan da Tanburi Cemil dinle. Kulağında o sesler olsun' diyorum. 'Bu adam nasıl Suzidilara makamını icra etmiş gör. Ondan sonra Refik Fersan, Mesud Cemil, İzzettin Ökte dinle... '
Konservatuvar hocası bir başyazar Ahmet Kabaklı
Ahmet Kabaklı'nın konservatuar yılları pek bilinmez. Çok insan yetiştirdi orada da. Ben o bakımdan çok şanslıyım. 1979 senesinde konservatuara başladım. Edebiyat dersinde kapı açıldı, bir adam geldi; gözlüklü, saçını arkaya doğru taramış sigarası elinde. Ben, 'Ahmet Kabaklı' dedi. 'Ben tanıyorum' dedim arkadaşıma. 'Nereden' dedi. Tercüman gazetesinde başyazar, okuyorum zaten. Şöyle bir hikayesi var; yaz tatilinde bir kitap oku gel, der. Sonra sorar; 'Ne okudun oğlum, Victor Hugo'yu okudum'. Başlar onu anlatmaya. 'Sen ne okudun?', Dostoyevski, onu da anlatır, ben Şeyh Galip okudum, onu da anlatır. Alakasız bir makale okudum onu da biliyor. Hepsini biliyor. 'Bu nasıl bir hafıza' derdim kendi kendime. İlk sene okul kapanıyor, bana sordu ne okuyacaksın diye. Ben cevap vermeden 'Yahya Kemal oku çok geliştirir seni' dedi. Yahya Kemal'le tanışmam öyle oldu. Tatil dönüşü okula gittiğimde, 'Hocam şunları bunları okudum'. dediğimde okuduklarımı bir de anlattı, ben okuduklarımı anlamamışım. Üç sene bize derse geldi. Allah rahmet eylesin çok büyük hocaydı.
Tanburi Cemil, Melami kutba intisablıydı
Böyle önemli bir değerin bohem bir hayat sürmüş olması eleştiri konusu yapılıyor bazen...
Meyhaneye gitmiş içmiş, evet. O tarafı var ama bilinmeyen tarafları da var. Galata Mevlevihanesi'ne gidiyor Neva Peşrevi'ni yaptıktan sonra ayin dinliyor. O peşrev devri kebir usulüdür. Yani ayin peşrevi usulündedir. Belki bir Neva Ayin yapacaktı. Emin dede hatıratlarında 'Geldi dinledi' diyor. Oradan çıkıyor, Bahariye Mevlevihanesi'ne gidiyor. Gelmiş geçmiş en büyük neyzen orada; Aziz Dede. Onunla beraber yaptıkları taksimler varmış. Keşke o kayıtlar olsa. Oradan çıkıyor Yenikapı Mevlevihanesi'ne gidiyor. Yenikapı'da sondan bir önceki şeyh Tanburi Mehmet Celaleddin Dede, klasik usulde tanbur çalıyor. Onunla beraber çalıyorlar. Refik Fersan beraber gittik diyor ve şöyle anlatıyor: "Önce Mehmet Celaddin Dede çaldı, sonra hocam çaldı, bana çal dediler ben utandım çalamadım." Neredeyse İstanbul'daki bütün Mevlevihaneleri gezmiş bu da çok az biliniyor. Son bir kaç yılında Melami Hamzavi bir kutuba intisab ettiği söyleniyor. Sırf meyhanelere gitmemiş. Seyyid Abdülkadir Belhi Hazretlerine gittiğinde orada kemençe ile Yasin suresini çaldığı söyleniyor. Ama tabi kayıt ya da yazılı belge yok. Bu kulaktan kulağa gelen bir şey. Benim duyduğum çok sağlam bir yer, böyle rivayetler var ve bence olabilir.
Tanburi Cemil Bey'in 100. vefat yıldönümünün bu kadar sessiz sedasız geçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Medyada bir karşılığı yok. Bir TRT İstanbul Radyosunda Cemil Bey konseri yapıldı, televizyondan canlı yayınlandı, çokta güzel oldu. Özellerden hangisi yaptı? Ama yurtdışından biri gelir. Burası yıkılır. Maalesef böyle... Kendimize sahip çıkalım biraz. Cumhuriyet kuruldu sana mandolin ve flüt öğrettiler. Tanbur, ud gitti, edebiyatın, yazın gitti. Yazı ile irtibatın kesildi. Tanburun ne günahı var niye mandolin koyuyorsun okula. Niye bağlama, ud, ney koymuyorsun? Biz bir batılılaşma hevesi peşinde gittik. Ben batı müziğini çok seven bir insanım, saatlerce dinlerim. Batılı müzisyenlerle konserler de yapıyoruz. Tamam ama bizim kültürümüz başka bir kültür. Onu unutturma onu da yap onu da yap. Bizimkini sildik maalesef. O yüzden bütün bunlar başımıza geliyor. Neyse ki hem üniversitede okuyan hem tanbur çalan, Türk müziği ile ilgilenen çok yetenekli gençler var. Her şey aslına dönüyor. Son dönemde çok iyi müzisyenler yetişti. Burada kabahat biraz biz Türk müziği yapanlarda. Birleşip bir İstanbul Klasik Türk Müziği festivali yapmamız gerekiyor.