Azrail Aynası'nı okuduğumda ilk hissettiğim mide bulantısı ve korkuydu. Bir seri katille yüzleşmek, onun caniliklerine tanık olmak ve en sonunda yazar sayesinde onunla empati kurmak bir hayli zordu. Cüneyt Ülsever altıncı romanı olan bu kitabı tam da benim hissettiklerimi okuyucuya aktarabilmek için yazmış. Amacım mide bulandırmaktı derken şaşırarak bakıyourm ona. Psikopatlar ve seri katiller üzerine yaptığı araştırmaları da kitaba bir güzel serpiştirmiş. Roman bittiğinde seri katiller üzerine düşünmeye başlıyorsunuz ve o devrede aklınıza yığınla soru geliyor. İşte bu röportaj o sorular üzerine kuruldu. İyi okumalar!
Azrail Aynası altıncı romanınız. Cüneyt Ülsever'i artık romancı kimliğiyle mi bileceğiz?
Gönlümden geçen o ki romancı kimliğim ve düşünce adamı sıfatım gazeteci kimliğimin önüne geçsin. Bu benim eski yıllardan beri hayalim. Öldükten sonra akla geldiğimde 'Bu adam roman yazardı ve kendine tanınan ortamlarda doğru yanlış fikir üretirdi' densin istiyorum. Romancı kimliğimin daha kalıcı olmasını gönlüm arzu ediyor. Bu olur mu olmaz mı bilemem.
Neden böyle düşünüyorsunuz. Gazetecilikten sıkıldınız mı?
Genel bir cevabım var. Zaten ben romancı olmak istiyordum. İlkokulda annem beni devlet tiyatrosuna götürdü ve o günden sonra piyes yazdım. Sonra neden bilmiyorum, iktisat okudum, doktora yaptım. 'Romancılığa' dayanan yazıcılığa uzun bir ara verdim. Hani gençken sevdalı olduğun ama uzun zamandır görmediğin bir kızla aniden karşılaşırsın ya. Benim ki de adeta öyle oldu. 'Allah'ım ben ne yapıyorum' dedim. Dünyadaki varlık nedenim yazmak ve düşünmek. O yöne kanalize oldum yeniden. Bundan sonra da sanırım daha ağırlıklı roman yazacağım.
Gazetede köşe yazıları yazmak, siyasetle ilgili kalem oynatmak varken neden polisiyenin peşine düştünüz?
Aslında ben polisiye roman yazmıyorum. Buna polisiye roman deniyor. Ben roman yazıyorum. Romanlarımda kurgu ağırlıklı. Roman 3 parçadan oluşuyor. Birinci parçası dil. Bu vücuttaki kan. Dil açık, berrak, oksijeni bol olacak ki kan vücudu dolaşsın. Sonra hikâye geliyor. Hikâye de kalp ve dolaşım sistemi. Kan sağlıklı bir şekilde kalpten tüm vücuda ulaştığında ortaya roman çıkıyor. Şart değil ama ben istiyorum ki romanın bir üçüncü parçası olsun. O da beyin. Bir kurgu olsun, bu kurgunun ipuçları romanın başından itibaren okuyucuya verilsin. Yazarla okur arasında bir akıl oyunu oynansın. Bu bana çok keyifli geliyor. Yani ben bir labirentin içinde yazarken kaçıyorum, okur da beni orada kovalayıp yakalayacak.
Romanın ulaştığı kitle daha fazla. Hele de polisiyenin. Sizi cezbeden bu olabilir mi?
Bana kızla oğlanın aşkı, düzgün giden hayatlar, her şeyin normal olduğu bir ortam cazip ve inandırıcı gelmiyor.
Azrail Aynası'nda da hiçbir ilişki, olay normal değil zaten. Okurken midesi bulanıyor insanın.
Teşekkür ederim, amacım da bu zaten.
Böyle insanı alaşağı eden psikolojisini bozan bu öykü nereden geldi aklınıza?
Beni daima az olan, olmayan cezp etmiştir. Bir gün bir şeye kızmış, yolda yürüyordum. Aklıma geldi, bizim ülkemizde seri katil romanı yok diye. Sonra araştırmaya başladım. Hakikaten yok. Madem yok, benim yazmam lazım dedim. Sonra okumalara başladım.
Türkiye'de seri katillere ilişkin yeterli kaynak yok ama.
Çok az. Zaten Türkiye'de seri katil tipolojisine alınanların da bir kısmı öyle değil. Bir çivici var, bir de kolici. Okumalarımda psikiyatristlerin seri katillerle yaptığı röportajlara da göz attım. Kriminoloji alanında yapılan çalışmalara baktım. Tabi bunlar yurt dışı menşeli. FBI uzun yıllar süren çalışmalarından sonra seri katil prototipi yaratmış.
FBI nasıl tanımlamış seri katileri?
Bizde 3 taneden fazla adam öldürene seri katil diyorlar. Hayır değil. Bir adam 35 kişiyi öldürmüş, onlardan da birer lira almışsa seri katil olamaz. En az 3 insan öldürmüş olması lazım, evet. Ama öldürdüğüyle arasında hiçbir irtibatının olmaması gerekir. Kin, nefret, kan davası olmayacak. Aradaki ilişki sadece ölüm! Ölenlerin birbirinin tanımaması da önemli. Öldürdüğünden hiçbir menfaat elde etmemesi lazım.
Kitapta seri katile empati kurdurtuyorsunuz. Siz o empatiyi nasıl kurdunuz?
Roman yazabilmek için kelimeleri ödünç alıyorum. O cümleleri yazarken yazarda yani bende bir şizofreninin oluşması gerekiyor. Yani oluşturduğum sanal dünyayı sahih zannetmem lazım. Yazım sürecinde kişiler bir müddet sonra canlanıyor ve ben onlarla konuşuyorum. Bazen sesli konuşurken evdekilere yakalanıyorum. Sıyırdığımı düşünenler oluyor. Asos'ta yazlıkta zalışırken yalnızdım. Eşim bir kez gelip 'En son ne zaman yıkandın' dedi hatırlamadım. Ki titiz bir adamımdır. Ama o süreçte kendimi kaybediyorum. Çünkü bir roman bitiriyordum. Bunu yaşamadan o insanı anlatman mümkün değil.
Hele ki seri katil için.
Senin soruna işte bu yüzden tek cevabım var: Seri katil benim! Ondan tek farkım psikopat değilim. Bir de cinayet işlersem zarar göreceğimin bilincindeyim. O da bilincinde. Seri katil yakalanmak ister. Onun ölüm korkusu yok. Bende var. Senin üzerinden okura sorayım: Bir insan var mıdır ki aklından hiç ama hiç başka insanı öldürmek geçmesin?
Psikopatlarla ilgili yazdıklarını ve tespitleriniz enteresan. Hayatınızda böyle karakterler var mı? Sanki yaşayan birinden yola çıkarak tasvir etmiş gibisiniz.
Vallahi billahi yok. Hepsini uydurdum. Klasik polisiyede istenen tek şey katilin bulması. Katilin cinayeti neden işlediği, öldürürken ne hissettiği maktulün ruh hali, komiserin niye pis trençkot giydiğini merak eden yok. İşte ben polisiyeden farklı olarak bunları da kitabıma ekliyorum, açıkladım.
Kaliteli cinayet yok
Türkiye'de çok fazla polisiye roman yazılmıyor. Yazıların kurgusu ve başarısı ise askıda kalıyor. Bunun nedeni ne sizce?
Burada ukalaca bir cevap verebilir miyim? Türkiye akıl oyunlarına pek hazır bir ülke değil. Çok büyük satranç oyuncuları da yok ülkemizde. Tabiri caizse bizde kaliteli cinayet de işlenmiyor. Kurgulu katilimiz yok. Öfke, intikam, anlık reaksiyonlarla cinayet işleniyor. Bizde düello yok, pusu var. Böyle bir ortamda kurgulu roman yazılamıyorsa şaşırmamak lazım. Hayata nasıl bakıyorsanız, roman onun bir yansıması. Hayat bize durgun akıyor. Kavuşulmayan aşklar, bizde aşkın zaferini anlatan şarkı da yok. Sevgilisine kavuşanlar bir tek Laz türkülerinde vardır.
Azrail Aynası'nda cinayetlerin hepsi İstanbul'da işleniyor. İstanbul'da hayatın bu kadar şirazeden çıktığını mı göstermek istediniz?
Türkiye'den seri katil çıkmıyor ya. Çıksa çıksa İstanbul'dan çıkar. Çok güzel bir soru sordun. Düşünmemiştim. Anadolu'nun kültürüne bu uymazdı. Bir seri katili Kütahya'da Samsun'da, Erzurum'da hayal edemedim. Evet, şirazesinden çıkmış bir şehir olması lazımdı.