Arif Ay
Şiirin bir tanımı var mı? Elbette, pek çok tanımı vardır şiirin; ama tüm tanımlarda olduğu gibi hiçbir tanım, tanımlananın bütün hususiyetlerini kapsamaz. Şiire dair tanımlar da böyle… Ne kadar şair varsa, o kadar şiir tanımından söz edilebilir. Çünkü, her şair kendi şiir anlayışı doğrultusunda bir şiir tanımı yapar. Sözgelimi, şiiri bir kelime istifi olarak gören Yahya Kemal, şiiri “Ritmin lisan hâline gelmesi, yani söyleyişin bir musiki hâline gelmesi” olarak tanımlarken, Ahmet Haşim, “Söz ile musiki arasında, sözden ziyade musikiye yakın” der, şiir için. Necip Fazıl’a göre şiir, “Mutlak hakikati arama işidir.” Ahmet Hamdi Tanpınar’sa şiiri “Ruhun, insandaki ezelî hakikatle temasından doğan bir konuşma” olarak tanımlar. Ali Nihat Tarlan ise “Şiir, gökyüzünde salınan nazenin bir balondur” der. Sezai Karakoç’a göre: “Şiir hakikatin, doğa ve tarih içinde atan nabzı, çarpan yüreğidir.” İlhan Berk de şiire olağanüstülük izafe eder ve şu ilginç tanımı yapar: “Şiir, duvarcı ustasının elinden kayan tuğlanın yere düşmeyip havada asılı kalmasıdır.”
Ertuğrul Aydın’ın “Poetika ve Gerçeklik / Türk Şiirinde İzler” (Nobel Yayınları, Mart 2023) adlı kitabı ilk elden bunları anımsattı bana. Yukarıda belirttiğimiz gibi tanımları çoğaltmak mümkün. Doğrusu, tanımlar kadar, şiirimizin tarihi de renklidir. Şiirimiz, ana yatağından hiç sapmayan bir ırmağın kolları gibi geçmişten günümüze gürül gürül akışını sürdürmüştür. Şiirimizin ana yatağı hiç kuşkusuz dilimizdir. Ertuğrul Aydın’ın kitabın başına epigraf olarak aldığı William Duckett’in “Türk edebiyatı şiir alanında sonsuz ölçüde zengindir.” sözü, şiirimize dair isabetli bir tespittir.
POETİKA YAZILARINA DAİR
Ertuğrul Aydın’ın, “Bu çalışmamızda yeni Türk şiirini, gerek poetika / şiir sanatı gerek temalar ve gerekse şair portreleri üzerinden anlatmaya çalıştık. Tanzimat’tan bugüne şiirimizin, Türk edebiyatı tarihindeki çeşitli izlerini takip ederek bu takip ettiğimiz izlerden bir yol haritası çıkarmaya çalıştık.” dediği bu kitap dört bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm: “Poetika ve Gerçeklik” başlığı altında poetika, şiir ve gerçeklik, postmodernizme açılan dönemeçte şiirimizin konumu ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın poetika yazıları üzerinde durulur. İkinci Bölüm: Temalar başlığını taşır ve şiirimizde su, çay motifleri ile savaşın çocuklar üzerindeki etkisi irdelenir. Ayrıca, ilk dönem modern şiirimizde yaşama sevinci konusu ele alınır. Üçüncü Bölüm: Şairler ve şiir tutumları başlığı altında, şairlerin birer şiiri üzerinden tahlil ve değerlendirmeler yapılır. Şiirlerinden birer örnek alınan şairler: Cenap Şahabettin, Asaf Halet Çelebi, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Bahaettin Karakoç, Hilmi Yavuz, Hüsrev Hatemi, Haydar Ergülen. Aynı bölümde, Ebubekir Eroğlu’nun “Modern Türk Şiirin Doğası” adlı kitabı irdelenir. Dördüncü Bölüm: İzlenim ve Değinmeler başlığını taşır ve Kenan Sarıalioğlu’nun Kara Zaman Şiirleri ve “İzleksel Çerçeveler” ile son dönem Türk şiirinin gelişmesine hızlı bir bakış ara başlıklarına yer verilir.
SU VE ÇAY MOTİFLERİ
Şair ve akademisyen olan Ertuğrul Aydın, üniversitede edebiyat metodolojisi, edebiyat eleştirisi, eleştirel okuma, edebiyat kuramları, karılaştırmalı edebiyat, modern Türk edebiyatı, Batı edebiyatı, edebiyat akımları, şiir inceleme yöntemleri gibi konularda dersler de vermektedir. Kitap, yazarın ders notlarından, çeşitli bildiri ve makalelerinden oluşmaktadır. Dolaysıyla, kitabın bende dağınık bir izlenim bıraktığını belirtmeliyim. Ayrıca anlatım bozuklukları ve yazım hataları da hayli fazla. Kitabın bundan sonraki basımının iyi bir editörün elinden geçmesi samimi bir temennimizdir. Elden geçmesi gereken birkaç cümle örneği:
“O zamanki hem konuşmadaki hem de birebir görüşmemizdeki şiir konusunda referanslarını arasında geleneğin özel bir tuttuğunun altını çizmişti.” (S.148)
“Sonuç olarak, son dönem/modern Türk şiirinde geleneği yer aldığını görmekteyiz.” (S.148)
“Öte yandan, 1980’lerin şiir anlayışı, 1970’lerin toplumculuğu ön plana çıkaran tarz ve yaklaşımından uzak olması ve özellikle, 1980 sonrası 2000’li yıllara kadar süren sessizlik ve hareketsizlik birlikte, her ne kadar kayıp bir dönem olarak adlandırılsa da şiirde geleneksel birikimin önemi ortaya çıkarmıştır.” (S. 156)
“Edebiyat, Diriliş, Mavera dergileri geleneğinden gelen şairler, 1980’lerin başında Argos, Gergedan, Poetika ve Üç Çiçek gibi dergiler şiire ayrı bir atmosfer kazandıran şairler ile gelenekçi hassasiyeti ön plana çıkaran diğer şairler tarzlarını sürdürdüler.” (S. 158)
Yine bir şiirden alıntılanan “Çay demirden acıdır” dizesi “Çay demlenir acıdan” olacak. (S. 64)
Âb-ı hayat ya da su hayattır sözüyle, suyun ne denli aziz bir nimet olduğuna ve onun önemine dair vurgu yapılır. Klasik şiirimizde de günümüz şiirinde de “su” şiirimizin ana motiflerinden biri olmuştur hep. Aşık Paşa’nın “Ölmedi diri durur âb-ı hayat içmiş gibi” dizesinden, Ahmedî’nin “Göre ağzunı ana teşne durur âb-ı hayat” dizesine, Nesimî’nin “Ayagun tozına ey serv-i hırâmân susadı” dizesine, en bilineni Fuzuli’nin “Su Kasidesi”ne, Zâti’nin, Taşlıcalı Yahya’nın, Hayali Bey’in, Hayreti’nin, Tâcizâde Cafer Çelebi’nin, Usulî’nin, Gazi Giray Han’ın, Nedim’in şiirlerine “su” motifinin bu şairlerin şiirlerinde sıkça yer aldığı görülür.
Modern şiirimizde Ahmet Haşim’in “Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?”, Yahya Kemal’in “Aheste çek kürekleri mehtap uyanması/Bir âlem-i hayale dalan âb uyanmasın”, Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Uyandım uzun süren uykudan/Geçiyordu araba yola benzer bir sudan”, Necip Fazıl’ın “İnsan bu su misali, kıvrım kıvrım akar ya”, Nazım Hikmet’in “Akıyordu su/gösterip aynasında söğüt ağaçlarını/salkım söğütler yıkıyordu suda saçlarını”, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Küçük şadırvanda şakırdayan su”, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Su insanı boğar, ateş yakarmış”, Ziya Osman Saba’nın “Sebil ve Güvercinler”i, Orhan Veli’nin “Bir kadının suya değiyor ayakları” dizelerinden tutun da Asaf Halet Çelebi’nin “He”, Ahmet Muhip Dıranas’ın “Akar Çeşmesi”ne, Arif Nihat Asya’nın “Su”, Behçet Necatigil’in “Gölde”, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in “Susan Su”, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Eski Sular”, Sezai Karakoç’un “Çeşmeler”, İsmet Özel’in “Mataramda Tuzlu Su”, Cahit Zarifoğlu’nun “Büyük Su” şiirleri, şiirimizin su motifi yönünden hayli zengin oluşunun birer göstergesidir.
Çay motifine gelince, Ertuğrul Aydın’ın araştırmasında, su motifinde olduğu gibi çay motifi de önemli bir yer tutar şiirimizde. Çünkü, çayı seven, çaya düşkün bir milletiz. Bizde çay saati, günün her saatidir. İngilizler gibi ille de çayı beşte içmek zorunda değiliz. Misafirimize, dostlarımıza, arkadaşlarımıza ilk ikramımız çaydır. Dolaysıyla çay, içimizi ısıtan sıcaklığı ve rengiyle şiirimizin nadide köşelerinde yerini alır. Çay için neler dememiş ki şairlerimiz, bazılarını birer dizeyle hatırlamaya çalışalım:
Necip Fazıl Kısakürek, “Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!/Dakika düşelim, senelik paydan!”, Sabri Esat Siyavuşgil, “Ellerin, semaverden akan çay kadar ılık”, Oktay Rifat, “Susarız, yapayalnız, çay, tütün ve kalem”, Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Bir ilimiz vardı adı Rize/Durup dururken bir bardak çay sundu bize”, Behçet Necatigil, “Susarlar, kımıldar/Çay yapın der meselâ/Çay gelir, içerler/Bir zaman ne de olsa”, Attila İlhan, “Hüzne büründüler mi buğulu billur/koyu çay karanlığı keder ağladı”, Sezai Karakoç, “Ellerinin uzandığı her masada/Taş gibi çay/Bizim içtiğimiz çay da çaydır”, Turgut Uyar, “Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de”, Edip Cansever, “Çay ocağının karşısında oturacağım/Demli çay, mavi gözlerin”, Hüsrev Hatemi, “Müesseseden olmayan çaylar için/Cebimde bozukluklar arar dururum”, Cahit Zarifoğlu, “Ve oturdu mu bir masaya/Hakkını verir çay içmenin”.
Ertuğrul Aydın şiirlerde: “hayatın akışı içinde bir ikram, paylaşım ve değer veriş olarak karşımıza çıkan “çay”, şairlerce bir sembol, mecaz, metafor ya da çeşitli göndermeler ve yan okumalar olarak da yer almıştır.” der.
Savaşın çocuklar üzerindeki etkisine dair de şiir örnekleri üzerinden yapığı çalışmayı şöyle tamamlar yazar: “Sonuç olarak modern Türk şiirinde işlenen temalar arasında, savaş ve çocuk, savaş-çocuk ilişkisi, savaşın bıraktığı fizikî ve psikolojik olumsuzluklardan etkilenen çocukların durumunun şiirimizde belirgin bir yeri vardır. Böylece gerek soyut gerekse somut anlamıyla savaşın, çocuklar üzerinde ciddi bir yıkım meydana getirdiğine şairler/şiirler tanıklık etmiş ve kayıtlara geçilmiştir.”
İçinde keder de üzüntü de korku da kaygı da barındırsa ontolojik olarak hayata ve yaşamaya dönüktür şiirin yüzü. Bu yüzde kimi zaman coşkuyu, heyecanı, telaşı, sevinci görmek de mümkündür. Ertuğrul Aydın, şiirin hayata bakan yüzüne ayna tutar bir bakıma. “Ahmet Haşim’in, Yahya Kemal’in yanı sıra Beş Hececiler’in açtığı çığır, devir içinde öne çıkan isimlerden Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemalettin Kamu, Cahit Sıtkı Tarancı, Ömer Bedrettin Uşaklı ve Ziya Osman Saba gibi şairlerin şiirlerinde yaşama sevincinin izlerini sürmek mümkündür.” der.
Toparlarsak, Ertuğrul Aydın, emek mahsulü bu kitabıyla geçmişten günümüze şiirimizin bazı hususiyetlerine ışık tutar ve okuru şiirin caddelerinden ziyade dar sokaklarında gezintiye çıkarır.