Sinemanın milliyetçiliğe politik bakışı

Loras Yayınları arasında çıkan Selçuk Küpçük’ün Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik kitabı sinema dünyasını ülkücü kimliğiyle masaya yatırıyor.

Arşiv.

Rabia Bulut

Her ayın yazısına konuk olan kitapla sinemaya dair zihnimde yeni bir pencere açılıyor. Açılan bu pencerede sinemaya, özellikle de Türk sinemasına dair yeni bilgiler ediniyor, farklı bakış açıları keşfediyorum. Katman katman açılan bu dünyaya olan ilgim ve alakam giderek artıyor. Yazar ve müzisyen Selçuk Küpçük’ün Loras Yayınları’ndan çıkan Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik kitabı, Türk sinemasında görünürlüğü tartışmalı olan “politik milliyetçilik” konusunu ilk bölümde kuramsal açıdan kapsamlı biçimde ele alıyor. İkinci bölümde ise kuramsal incelemesini Güneş Ne Zaman Doğacak (1977), Gülün Bittiği Yer (1999), Kafes (2015) ve Ankara Yazı / Veda Mektubu (2016) filmleri üzerinden tamamlıyor. Kitap, Türkiye’nin 1960’lı yıllarından başlayarak 12 Eylül 1980 Darbesi’ne uzanan sürecin sinemada “ulusal”, “devrimci”, “milli sinema” başlıkları altında nasıl şekillendiğinin resmini de ortaya koyuyor.

Küpçük, “Bu Kitabın Öyküsü” başlıklı giriş bölümünde kitabın yazılış amacını şu sözlerle anlatıyor:

“Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik, o yıllardan itibaren ülkücü hareketin sinema sanatına yönelik ilgisini, arayışlarını, gazete ve dergi sayfalarına yansıyan fikirlerini ve az sayıdaki üretimini görünür kılmayı amaçlayarak literatürde eksik kalan politik sahneyi tamamlamayı uman bir metindir.”

Bu ifadeyle birlikte, siyasal, kültürel ve ekonomik merkezdeki “resmî milliyetçilik” anlayışına karşı, CKMP’den MHP’ye devreden ve 1970’lerin ortalarından itibaren İslami tonu giderek artan “sivil/politik milliyetçilik” düşüncesinin periferide toplumsal tabana yayılmasının en etkili örgütlenme biçimi olan ülkücü hareketin; tarih, kültür, medeniyet, din ve Türklük meselelerinde sergilediği farklı tutumun sinemadaki yansımalarını berraklaştırmak gibi bir niyetin de taşındığı söylenebilir.

SİYASİ DİZİLERE BİR BAKIŞ

Hatırla Sevgili, Çemberimde Gül Oya, Bu Kalp Seni Unutur mu? dizileri yakın siyasi tarihimizi konu edinen yapımlar olarak akla gelen ilk örneklerdir. Bu dizilerde 1960’tan başlayarak 1980’e giden süreç, farklı kahramanlar aracılığıyla anlatılır. Ancak bu yapımlarda ülkücü, sağcı tiplemesi hep aynıdır. Karakterin gelişimine yer verilmez; ailesi köylüdür, yalnızdır ve düşünsel arka planı sunulmaz. Bu karakter yalnızca bir tiptir. Öte yandan, solcu karakterler başrolde yer alır, hikâyenin merkezindedir ve derinlemesine işlenir. Küpçük, kitabında bu tiplemelerin arkasında yatan süreci bizimle paylaşır. CKMP’den MHP’ye milliyetçiliğin dönüşümünü, ülkücü düşüncenin kültür ve sanat alanındaki ürünlerini, tarihî filmlerle milliyetçi duyguların nasıl şekillendiğini anlatır. Böylece dizilerdeki yüzeysel ülkücü tiplemelerin iade-i itibarı yapılır. Güneş Ne Zaman Doğacak (1977), Gülün Bittiği Yer (1999), Kafes (2015) ve Ankara Yazı / Veda Mektubu (2016) filmleri, idama giden veya öldürülen ülkücü gençlerin hikâyelerinin sinemada nasıl ortaya konulabileceğine dair önemli örnekler olarak değerlendirilir.

ÜLKÜCÜLÜĞÜN SİNEMAYLA İLİŞKİSİ

Küpçük, “1970’lerde şekillenen Millî Sinema arayışı açısından Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) bünyesinde oluşturulmuş Sinema Kulübünce Halit Refiğ, Metin Erksan, Duygu Sağıroğlu ve Yücel Çakmaklı’nın katıldığı ve 10 Mart 1973 tarihinde gerçekleştirilen, konu başlığı ‘Millî Sinema’ olan açık oturumun, 60’ların sonu ve 70’lerdeki tartışmalara önemli bir katkı sağladığı gerçeği”ne dikkat çekerek, politik milliyetçiliğin sinemadaki görünümünde “Millî Sinema”nın ne olduğuna dair tartışmanın önemli bir durak olduğunun altını çizer. Ülkücü hareketin sinema dünyası içindeki yerinin düşünsel temellerini atan isimlerden biri olarak Oğuzata Altaylı’dan da kitap sayesinde haberdar oluyoruz. Bu noktada Küpçük’ün ülkücülüğün sinemayla ilgili yapı taşlarını da okuyucuya sunması, kitabın içerik zenginliğini artırırken, konuyla ilgilenenler için eseri bir başucu kitabına dönüştürüyor.

Ülkücü hareketin sinemayla ilişkisi, 1970’lerde Töre Musiki Folklor Eğitim Derneği’nin (TÖMFED) faaliyetleri ve Ortadoğu, Millet, Hergün gibi gazetelerin sinema sayfaları üzerinden şekillenmeye başlar. MTTB Sinema Kulübü’nde Ülkücü-Millî Sinema tartışması önemli bir yol ayrımına işaret eder. Bu tartışmalar, meseleye dair görüş ayrılıklarını da gözler önüne serer. Film üretimi açısından ilk ciddi adım, Orhun Filmcilik’in kurulmasıyla atılır. Ülkücü hareketin ilk sinema çalışması olan Güneş Ne Zaman Doğacak (1977) bu ekip tarafından çekilir. 12 Eylül 1980 Darbesi, toplumun her kesimi için bir dönüm noktası olduğu gibi, ülkücü sinema anlayışı açısından da bir kırılma noktasıdır. Küpçük, bu dönemin ardından “Millî Sinemacıların nereye kaybolduklarını” sorgulayarak kitabın kuramsal bölümünü tamamlar.

İkinci bölümde, ilk bölümde ortaya konan tarihsel sürecin sinemasal yansımaları örneklerle detaylandırılır. Yakın dönem yapımlarına kadar uzanan bu inceleme, temsil açısından kayda değer bir değişim yaşanmadığını ortaya koyar. Nazif Tunç’un Karınca filmi gibi örneklerle farklı temsillerin yapılmaya çalışıldığına da değinilir. Ele alınan Güneş Ne Zaman Doğacak (1977), Gülün Bittiği Yer (1999), Kafes (2015) ve Ankara Yazı / Veda Mektubu (2016), Türkiye’nin farklı dönemlerinde ülkücü hareketin sinemadaki anlatımlarını temsil eder. Güneş Ne Zaman Doğacak’ın sinemalarda gösterildiği döneme dair Küpçük, şu önemli bilgileri aktarır:

“12 Eylül öncesi politik şiddetin iyice arttığı 1970’lerin sonuna doğru vizyona giren Güneş Ne Zaman Doğacak, süreç içerisinde bir sinema filmini aşan ve dönemin atmosferinde özel anlam yüklenen bir enstrümana dönüşür. Gösterime sokulduğu sinema salonları bombalanır, film ekibi tehditler alır. Beşiktaş ve Karagümrük’te ilk gösterimler sırasında olaylar çıkar, Eskişehir Valisi filmin sinemada gösterimini yasaklar.”

Bu bilgiler, dönemin sosyo-politik atmosferini anlamak açısından oldukça önemlidir.

Kitap, konuyu siyasi, sosyal ve kültürel boyutlarıyla derinlemesine ele alarak literatürdeki önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu yönüyle güçlü ve kapsamlı bir eser ortaya koysa da, zaman zaman yoğun bilgi aktarımı okuyucunun metinden uzaklaşmasına neden olabiliyor. Görsel içeriklerin daha fazla kullanılması anlatımı destekleyebilir, okuma deneyimini daha akıcı hâle getirebilirdi. Ancak tüm bunların ötesinde, Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik, sinemada uzun süre temsil edilmemiş bir hareketin, arka planda bırakılmış bir düşünce dünyasının izini sürüyor. Ve belki de bizlere şunu hatırlatıyor: Sinema sadece hikâye anlatmaz; aynı zamanda kimlerin hikâyesinin anlatılmasına izin verildiğini de ortaya koyar.