BÜLENT ACUN
Bütün ibadetler insanı eğitir, olgunlaştırır, etkiler. Her ibadet insan hayatındaki bir boşluğu doldurur. Bu zaviyeden bakıldığında Hac ibadeti bütün ibadetlerin özü mesabesindedir. Raflarımızı sıra dışı eserlere renklendiren Muhayyel yayıncılık yine geleneğini bozmayarak özgün bir Hac hatıratıyla raflardaki yerini genişletti. Kendisi alanında uzman bir hekim, dünyanın birçok yerini gezmiş bir seyyah ve DP’de 2 dönem milletvekilliği yapmış bir siyasetçi olan Prof. Dr. Talat Vasfi Öz’ün 1947 yılında ifa ettiği Hac farizasını kaleme alarak, İslam’ın Nuru dergisinin bazı sayılarında yayınlandığı hatırat on sekiz bölüm ve yüz on bir sayfadan mürekkep... Emre Karacaoğlu’nun yayına hazırladığı kitabın okurla buluşma tarihi Aralık 2022. Yazar kitabında okuru, Kudüs’ten Medine’ye esaslı bir yolculuğa çıkarıyor. Kudüs’ün o günkü hali, Beyrut’un ahvali, İslam coğrafyasının hali pürmelali, kutlu beldelere yolculuğun meşakkat ve huzuru. Bölgenin coğrafi özellik ve güzellikleri, koskoca bir imparatorluğun yıkılışının derin teessürü ve o mübarek seferden insan manzaraları yazar tarafından büyük bir ustalıkla resmediliyor. Kitabın Kudüs’ten Cidde’ye kadar ki bölümünü bir seyahatname, Cidde’den Medine’ye kadar ki bölümünü de hatırat olarak okumak mümkündür.
Yazar kitabın tamamında şu üç şeyi okura, iliklerine kadar hissettiriyor. Dikkatli bir mukayese, esaslı bir müşahede, ciddi bir muhasebe.
AĞLATAN MANZARA
Prof. Dr. Talat Vasfi Öz’ün Hac hatıratını emsallerinden ayıran en önemli hususiyetlerinden biri de yazarın alanında uzman bir hekim olması. Kitap bu açıdan incelendiğinde hekim gözü ile Hac ibadeti olarak da değerlendirilebilir.Prof. Dr. Talat Vasfi Öz hatıratında Cidde’de, Mekke-i Mükerreme’de, Kâbe-i Muazzama’da, Safa ve Merve’de, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da ve Medine-i Münevvere’de yaptıklarını, yaşadıklarını ve düşündüklerini son derece duygusal bir üslup, fevkalade yüksek bir tefekkür, hayli samimi bir dil ve insanın kalbine dokunan usta bir betimleme ile aktararak, okurlarını satırları arasında hikmetlerle dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Yazar hatıralarının birçok yerinde kutsal topraklarda döktüğü gözyaşlarından haber veriyor. İşte yazarı “bebekler gibi” ağlatan manzaralarından biri: “Uzun boylu, incecik ihramlarıyla, başlarında eşyalarıyla, sırtlarında çocuklarıyla, birbiri ardına, tek yol halinde ve mütemadiyen telbiye getirerek ilerleyen simsiyah Afrika’lı Müslümanlara rastladığım zaman ise bir bebekler gibi ağladığım.”
Hac ibadetinin hikmetlerle dolu semboller deryasına vasıl olunca “Hac ne büyük bir farizaymış Allah’ım…” demekten kendini alamayan yazar, bembeyaz ihramlar içinde huccac-ı kiramı özge temaşa edince de cüşa gelerek şöyle diyor:
“Dört mezhep, sayısız millet ve çeşitli ırkların yığınlarını teşkil edenler, bir fertten, bir tek varlıktan farksızdı.” Yazarın hatıratındaki tavsiyeleri de en az duyguları, düşünceleri ve fikirleri kadar önemli. Bence şu tavsiyenin altı önemle çizilmeye namzet. “Hac farizası gençken ifa edilmeli. Yaşlılıkta tekrar edilmeli.”
Yazar, kitabını Medine günlerindeki hatıralarıyla nihayete erdiriyor. Yazar Medine günlerini, Medine şehrini, Medine halkını ve Medine’yi münevver kılan Fahri Kâinat Efendimizi öyle güzel anlatıyor ki insanın tekrar tekrar okuyası geliyor. Yazar kutsal topraklara gelişini etraflıca anlattığı halde dönüşünden hiç bahsetmiyor. Peki, niçin böyle yapıyor? Okur, hazır münevver şehre gelmişken burada kalsın, ayrılmasın diye hatıratını Medine’de noktalıyor.