Sokak otları bizden daha şehirli

Sanatçı Kerem Ozan Bayraktar, sokak otları üzerine çalışan bir isim. Botaniğe her zaman meraklı olduğunu söyleyen ve doktora tezinden sonra sokak bitkilerine ilgi göstermeye başlayan Bayraktar, yaşam alanı şehirdeki yıkıntı bölgeleri olan sokak otlarının bizden daha şehirli olduğunu söylüyor.

Yeni Şafak
Kerem Ozan Bayraktar

Sokakta, kaldırımın kenarında, bir apartman boşluğunda kendi kendine biten bitkilere dönüp bir daha bakıyor muyuz? Sanatçı ve akademisyen Kerem Ozan Bayraktar, Sibernetik ve Sistem Teorisi üzerine yaptığı tez çalışmasının ardından sokak otlarına yönelmiş. Onlarca sokak bitkisini fotoğraflayıp, türlerini tespit eden Bayraktar, bu otların şehre direnmediği, bizim onlara direndiğimizi söylüyor. Bayraktar’la bu merakının nasıl başladığını, sokak otlarının nerede nasıl karşımıza çıktığını, bu otların doğadaki karşılığını konuştuk.

Sokak otlarını neden, nasıl araştırmaya başladınız?

Nesnelerin ve organizmaların çevreleriyle nasıl etkileşime girdikleri hep ilgimi çeken bir meseleydi. Sibernetik ve Sistem Teorisi üzerine bir tez çalışmam oldu. Oradaki teorik meseleleri gündelik hayat üzerinden kavrama istediği beni kendiliğinden otlara yöneltti.

Nasıl bir araştırma yürütüyorsunuz? Sokakta gezerken rastladıklarınızı mı fotoğraflıyorsunuz, yoksa özel olarak mı geziyorsunuz?

Bitkilerin davranışlarını ve bizim kurduğumuz yapılarla nasıl iletişim kurduklarını anlamaya çalışıyorum. Neden orada değil de burada büyüyor? Nasıl bu kadar aşınmış arazilerde yetişebiliyor? Nasıl çoğalıyor? Bazen rastlıyorum bazen de özel olarak geziyorum.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2018/12/29/10/54/resized_6b214-fce7bd59ot1.jpg

Bu bilimsel mi, sanatsal bir iş mi? Sanki aralarında ince bir çizgi var…

Bilimsel anlamda bu alanda bilgi üretecek yetkinliğim yok ama kavrama çabası, zamana yayılan, teknik bir hedefi olmayan bir üretim biçimi ve merak açısından yaklaştığımızda bilim ve sanatı ayırmıyorum. Her ikisi de bize görme biçimlerini öğretiyor. Bugün sanatın alışık olduğumuz anlamda sanat olmak gibi bir derdi de yok zaten, farklı alanların içinde eriyor giderek.

Özellikle ilgi duyduğunuz bitkiler var mı? Peşinde koştuğunuz, belki aradığınız…

Eşekgevreği, eşekdikeni ya da çakalotu gibi pek kimsenin sevmediği, hiç bir estetik özelliği de olmayan bitkileri daha çok sevdiğimi fark ettim. Aradığım özel bir tür yok, varolanlar yeterince şaşırtıcı.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2018/12/29/10/55/resized_75a50-d9349617ot2.jpg

BİZ ONLARA DİRENİYORUZ

Çocukken dikkatinizi çekmiş miydi sokak otları?

Çocukken ilgilenmedim. Sokakta gördüklerimi herkes gibi ‘ot’ olarak görüyordum. Üniversitede ise botanikle ilgilenmeye başladım. Sonra bu saksı bitkilerini garip bulmaya başladım.

Evde bitki yetiştirmeyi mi yani?

Evet bence oldukça garip. Çünkü bu bitkilerin çoğu aslında tropik. Onu doğadan alıp saksıya koymanın içinde gizli bir vahşet var. Bu durum beni rahatsız etmeye başlamıştı. Başka bir kıtanın bitkisini alıp, evde beslemeye çalışmak bana kolonyalist geliyor aslında. Orkide gibi birçok süs bitkisi fabrikalarda yetişiyor artık. Bunlar endüstiriyel ürünler. Çoğu melez ve artık kendi doğalarında da yaşayamayacak, uyum sağlayamayacak durumdalar. Evde beslediğimiz kedi ve köpeklerin sokakta yaşamayamayacağı gibi...

Peki sokak otları hepsinden daha mı doğal?

Onlar vahşiler hala. Benim de ilgimi çeken kısmı bu. Şehre direnen doğa düşüncesi bence burada bir yanılgıdır. Biz hala onlara direniyoruz aslında.

SEDİRE BAKIP ÇAM DİYORUZ

Sokak otlarıyla nasıl bir ilişkimiz var sizce?

Aslında biz çok az bitki biliyoruz ve yiyoruz. Bu alandaki bilgimiz çok sınırlı. Kaç bitki yiyorsun diye sorduğumda, en fazla 15 tane sayabilirsiniz. Ancak bunların içinden yenilebilir olanlar oldukça fazla. Tıbbi amaçla da kullanılabiliyorlar. Ama tabi şehrin kirliliği nedeniyle sokaktan ot toplayıp, yemek iyi bir fikir olmayabilir.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2018/12/29/10/55/resized_74b2f-9301d440ot6.jpg

Yenilebilir olanlar neler?

Normalde yediğimiz bitkilerin yabani versiyonlarını görüyoruz. Roka veya marul gibi.

Peki biz mi tanımıyoruz? Acaba bizden önceki nesil tanıyor olabilir mi?

Evet bazı insanlar genç nesillerden daha iyi tanıyor, yenilebilir otları ayrıştırıyorlar. Yine de bunların spesifik örnekler olabileceğini söylemeliyim. Çünkü çoğu insan bugün ağaçları bile tanımıyor. Sedir görüp, çam ağacı diyebiliyor.

Özel bir alanları var mı sokak otlarının? En çok nerede rastlanır?

Yıkıntının olduğu yerde sokak otu çok olur. Nerede yıkılmış bir bina var, bir çöküntü bölgesi var orada daha fazla oluyorlar. Merkezle kırsal arasında kalan yerlerde bulunuyorlar. Ama orman gibi doğa dediğimizde ilk akla gelen yerlerde büyük bitkilerle rekabet edemediklerinden varlık gösteremiyorlar.

Neden peki?

Bir yerde doğal yollarla da olsa bir tahribat olduğunda, oraya öncü türler olan bu otlar gelmeye başlıyor. Orayı tekrar istila etmeye çalışıyorlar. Burada bir- iki yıl kaldıktan sonra, bölgenin mevcut bitki örtüsü neyse onlar alanı ele geçiriyor. Yani bir orman yangının ardından, tahribat bölgesinde önce sokak otları dediğimiz türdeki bitkileri görürüz. Ancak onlar bölgenin mevcut bitki örtüsü karşısında güçlü değiller. Kısa ömürlüler, en fazla iki yıl yaşıyorlar. Yerli türler geldiğinde, yok oluyorlar. Ancak bu şehirlerde böyle değil. Çünkü şehirde beton gibi alt katmanı örten malzemeler var. Bu nedenle sokak otları kalıcı olarak yerleşiyor. Onlar bizden daha şehirliler aslında.

Bu merakınızın sonucu nereye varacak? Aklınızda sokak otlarıyla ilgili daha geniş bir proje var mı?

Benim temel meselem özünde sibernetik, bitkiler ya da ekoloji değil. Bir şeyin başka bir şeyler -bunlar herşey olabilir- nasıl etkileşime girdiği, birbirlerini nasıl dönüştürdüğü. Örneğin otlar, şehirdeki insan altyapılarını nasıl kullanıyor, şehir otlara nasıl refleks veriyor gibi sorular. Bu yüzden sokak otlarının çevredeki davranışlarına yönelik bazı eskizler çiziyorum. Uzun vadede bunları bir düşünme ve yaşama biçimi olarak, farklı alanlardan örneklerle yan yana getirmeyi arzu ediyorum.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2018/12/29/10/56/resized_69d68-eb0c52a5ot3.jpg

Basit olana hayret etmeliyiz

Biz sokakta değersiz otların yetiştiğini, hatta belki yapılara zarar verdiğini düşünürüz? Bu doğru mu?

Nereden baktığınıza, hangi türü hangi ortamda tartıştığımıza bağlı. Bunlar genelde istilacı bitkiler. Tarım alanlarını yok edebilir, tarihi yapıları parçalayabilir, bölgenin yerli bitki örtüsünü yok edebilirler. Diğer yandan arıcılık, kirli toprakların temizlenmesi ya da erozyon mücadelesi gibi alanlarda büyük faydalar da sağlayabilirler. Bu yüzden bitkinin hangi bölgede olduğu önem taşıyor. Türkiye’deki bir bitki başka bir ülkede istilacı olabilir ya da tam tersi.

Sokak otlarını sizce neden tanımıyoruz veya neden tanımamız gerekiyor?

Sadece sokak otlarını değil çevremizdeki bir çok şeyi tanımıyoruz çünkü hayatı sadece işlevsel amaçlar üzerinden kurduğumuzdan merak duygumuz oldukça kısıtlı. Basit olana hayret edebilmek gerek. Bitkiler hayatta kalma konusunda çok gelişmiş canlılar çünkü havayı, suyu, toprağı, ışığı analiz edip karmaşık savunma mekanizmaları üretebiliyorlar. “Ruderal bitkiler” denilen, şehirdeki tahribata uğramış alanlarda yetişen bu otlar ise bu konuda daha da becerikli. Bu yüzden bitkilerden çok şey öğrenebiliriz. Düşünce biçimlerimizi ve eylemlerimizi onlara bakarak sorgulayabiliriz. Şehirle ilişkimizi başka yerlerden görebiliriz.

İnsan bir tür

Sokak otları kendi kendine yetişen hem doğaya hem de insana rağmen ayakta kalan otlar. Bu ön bilgi devam eden projenizde size nasıl sonuçlarla karşılaştırdı. Sizi şaşırtan noktalarla karşılaştınız mı?

Bu bitkiler doğa ve kültür ayrımını kökünden sarsıyor, bunu anlamak benim için çok önemli oldu. Şehirde bizden izin almadan başka bitkilerin yetişemeyeceği yerlerde yetişiyorlar bu yüzden bize rağmen şehirliler. Sanılanın aksine şehre ve insana direnmiyorlar, hatta biz onlara karşı direniyoruz. Yarım asırdır köklerini kurutamadık çünkü bizden daha yetenekliler; spontan bir şekilde, dağınık ve merkezsiz olarak çoğalıyorlar. Bu davranış biçimi insanı merkeze koymadan bakmayı öğretiyor. Örneğin insanı doğayı yok eden “kötü kalpli” bir canlı değil, bizzat ekosistemin bir parçası olan başka bir istilacı tür olarak tanımlamak da mümkün. Diğer yandan doğal ya da yapay yıkımların biz sevsek de sevmesek de canlılığın devamı için zorunlu olduğunu farkettim. Doğada bir denge, iyi ya da kötü taraf, olması gereken bir hedef yok, doğa neyse o. Bunu kabul edebilmek benim için uzun zaman aldı.

Sizin daha önce de yaptığınız sergiler, projeler vardı. Bunlarla arasında bir bağ var mı?

Evet önceki birçok çalışmada benzer meseleleri bulmak mümkün. Örneğin “Klimalar” isimli seride insanların binaları iklimlendirmelerine, aslında bedenleriyle çok da uyumlu olmayan bir gezegende (Dünya) nasıl hayatta kalmaya çalıştıklarına odaklanmıştım. “Terran” isimli çalışmada ise bir su bitkisini karada nemli bir ortama adapte edip bir kavanoz içinde hamam benzeri bir yapıya yerleştirmiştim. Hamamların bizim bedenimize etkisi ile bitkinin nem ile olan ilişkisi ilgimi çekmişti. Bazı işlerde doğrudan gözükmese de nesneler ve teknikler değişmesine rağmen aslında çok yakın alanlarda geziniyorum.