Bundan tam 152 yıl önce müttefik kuvvetlerin Sivastopol'a girişini İstanbul'a müjdeleyen telgraf makinesi, uğurlu kabul edilmiş olmalı ki, matbaadan başlayarak batıdaki birçok gelişmeyi ithal etmekte geciken atalarımız, İstanbul'da bir telgraf idaresi kurmakta tereddüt etmemiş, 1855 yılının Eylül ayında İstanbul, Edirne, Varna arasında döşenen direkler sayesinde, payitahtın dünyayla teller üzerinden iletişime geçmesi sağlanmıştı. Bugünlerde gelişen iletişim teknolojilerine yenik düşmüş gibi görünse de telgraf Türkiye tarihinde üzerine türküler yakılacak kadar kanıksanan bir buluştu. 31 Mart'tan meşrutiyete, Kurtuluş Savaşı'ndan cumhuriyete uzanan yolda telgraf telleri, Türkiye'nin başından geçen bütün serüvenlere Mors lisanında tanıklık etti.
Bu aralar pek kimsenin aklına gelmeyen telgraf, 152. yıldönümünde bizim aklımıza geldi. Makinelerinin başında her gün Samuel Mors'u yadeden telgrafçıları Sirkeci'deki Büyük Postane'de ziyaret ettik. Ancak sohbete geçmeden önce bugün Avrupa Yakası Baş Müdürlüğü adı altında çalışan Sirkeci'deki tarihi telgrafhaneden iletilmiş özgürlük taleplerini, tehditleri, baskınları şöyle bir hatırlayalım.
ABDÜLHAMİT BİLSE
İZİN VERİR MİYDİ?
Basına getirdiği kısıtlamalarla nam salan II. Abdülhamit telgraf konusunda aynı sertlikte davranmamış, imparatorluğun birçok yerinde telgraf direklerinin dikilmesine izin vermişti. Ancak izin verdiği telgraf hiç ummadığı bir şekilde Abdülhamit'in başına büyük işler açmıştı. İttihatçıların meşrutiyetin yeniden ilanı için özelikle Rumeli'de başlattığı ayaklanmalar, telgrafla Yıldız Sarayı'na bildiriliyordu. Bunun dışında ahalinin eli de telgrafa alışmış, “hürriyet, müsavat, uhuvvet” (özgürlük, eşitlik, kardeşlik” sözleriyle başlayan telgrafları saraya ulaştırıyordu. Saraya her gün ortalama 70 telgraf çekiliyordu. II. Abdülhamit'in son günlerinde sadaret makanıma getirilen Tevfik Paşa da, İttihatçıların Anadolu'nun ve Rumeli'nin çeşitli yerlerinden saraya çektiği küfür ve tehdit dolu telgrafların en baş hedefi olmuştu. Bu telgraflardan en sert ve kesin olanı bir Bakanlar Kurulu toplantısı esnasında geldi. Telgrafta söylenen, iki gün içinde meşrutiyet ilan edilmediği takdirde 50 bin kişilik bir orduyla İstanbul'a yürüneceği ve Abdülhamit'in tahttan indireleceğiydi. Telgrafın okunmasından sonra toplantıda yaşananları tarihçiler şöyle aktarıyor: Padişahın fikri malum olmadığı için bakanlar arasında meşrutiyet ilanı lüzumundan bahsedebilecek hiçbir yiğit çıkmadı. Sultan Hamid gözlerini bir süre sabit bir noktaya diktikten sonra, “Bakanlar Kurulu'na söyleyin meşrutiyetin ilanı için mazbatanın yazılmasını irade ettiğimi tebliğ edin” dedi. Meşrutiyetin ilanı o gece yine telgrafla imparatorluğun en ücra noktalarına kadar ulaştırıldı.
İletişimle birlikte engellenemez bir şekilde gelişen demokrasi fikrinin o dönemki ilk taşıyıcısı telgraf makinesi oldu. Bu tarihten sonra da Sirkeci'deki telgraf makinesinin tuşuna basan parmaklar, mağlubiyetleri, zaferleri, acıları, sevinçleri, önce imparatorluğun sancaklarına sonra cumhuriyetin vilayetlerine taşıyıp durdu.
SMS sİlİnİr telgraf saklanIr
Birçoğunuz cep telefonlarının neredeyse bedava olan kısa mesajları dururken kim çeker telgrafı diye düşünüyor olsanız da, yaklaşık yüz yıldır faaliyette olan Sirkeci Postanesi'nin telgrafçıları her gün çekilen binlerce telgrafı yetiştirmek için harıl harıl çalışıyor. Telgrafın artık haberleşme aracı olarak kullanılmadığı aşikar ancak taziyeler, tebrikler, resmi yazışmalar, tahliye tutanakları, mahkeme bildirimleri gibi birçok konuda telgraf iletişim dünyasındaki tahtını koruyor.
Telgrafhanede, üzeri delikli sarı şeritleri memleketin dört bir yanına ileten telgrafçılar sorularımıza hazırlıklıydı. Biz sormadan hemen anlatmaya başladılar. Sorumuz ise malum: Resmi bir evrağımız yoksa, neden telgraf çekelim? Emektar telgrafçılardan biri hemen söze girdi: “Bakır tabaklarda yemek yerken, plastikleri çıktı, herkes ona yöneldi ama ortaya çıktı ki plastik sağlıklı değil. Aynı şey teknolojide de olacak. İnsani olan yaşayacak.” Telgrafçılara göre, telgrafın en önemli tarafı kalıcı olması. Yani evlendiğinizde ya da doğumgünüzde aldığınız bir kutlama telgrafını yıllarca saklayıp tekrar tekrar okuyabilirsiniz. Oysa telefonunuza gelen kısa mesajı bir süre sonra silersiniz ve hiç gelmemiş gibi olur.
Geçmişteki gibi tarihi değiştiren cinsinden olmasa da bugünün telgrafçılarının elinden de topluma malolacak telgraflar geçiyormuş öğrendiğimize göre. Hükümet kuruluşları, bakan-bürokrat atamaları gibi resmi tebrik mesajlarını çeken telgrafçılar, akşam bülteninde çektikleri telgrafın haberi verilince tebessüm ediyormuş sessizce.